NATO ZİRVESİ, ERDOĞAN-BİDEN GÖRÜŞMESİ, NE ÇIKTI NE ÇIKMADI?

Faruk AKTAŞ 16 Haz 2021

Açık söylemek gerekirse zirvede verilen fotoğraflar, alınan kararlar, güçlü iş birliği mesajları İttifak'ın eski gücünü toparlayabileceğine hatta üyeler arasındaki uyuşmazlıkların aşılması halinde çok daha güçlü hale gelebileceğine dair işaretler verdi diye düşünüyorum.

Genel Sekreter Jens Stoltenberg’in belirttiği gibi NATO, yaklaşık 1 milyar insanı, dünyanın ekonomik gücünün yarısını ve askeri gücünün yarısından fazlasını temsil eden bir güç.

Hali hazırda dünyadaki en güçlü organizasyon.

Uzun süreden bu yana kendi içinde bazı anlaşmazlıklar, sıkıntılar yaşayan, ABD’nin eski Başkanı Donald Trump döneminde varlığı tartışılmaya başlayan, hatta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Beyin ölümü gerçekleşti” dediği NATO’nun, Joe Biden dönemiyle birlikte nasıl bir sürece gireceği merak ediliyordu.

Bu açıdan Brüksel’deki zirve kilit önemdeydi.

Açık söylemek gerekirse zirvede verilen fotoğraflar, alınan kararlar, güçlü iş birliği mesajları İttifak’ın eski gücünü toparlayabileceğine hatta üyeler arasındaki uyuşmazlıkların aşılması halinde çok daha güçlü hale gelebileceğine dair işaretler verdi diye düşünüyorum.

Bu anlamda zirveden yeni ABD Başkanı Joe Biden’ın en önemli iddiası olan Transatlantik İttifak’ın güçlendirilmesi konusunda önemli bir adım atıldığını söylemek mümkün.

Zirvede alınan kararlar arasında yeni ve en önemli olanları, Rusya ile birlikte Çin’in de “sınırlandırılma” kapsamına alınmasının yanı sıra iklim değişikliklerinin yarattığı sorunlar ve siber saldırılara karşı önlemler alınması.

Belirttiğimiz gibi verilen fotoğraflar, alınan kararlar NATO’nun geleceği açısından büyük önem arz ediyor ancak belirleyici olan bundan sonraki süreç olacak.

Yani İttifak üyelerinin alınan kararlara ne ölçüde uyup uymayacağı ve en önemlisi üyeler arasındaki dayanışma gücü.

Kuşkusuz NATO üyeleri arasında da kendi aralarında kimi sorunlar ve çekişmeler olduğu bir vakıa.

Bunları, her ülkenin ulusal çıkarlarına öncelik vermesi nedeniyle normal karşılamak da gerek.

Ancak anormal olan, özellikle son 10 yıldan bu yana NATO’nun en büyük gücü olan ABD’nin ve onunla ortak hareket eden kimi üyelerin İttifak’ın en önemli üyelerinden biri olan Türkiye’ye karşı, İttifak’ın ruhuna uymayan, hatta İttifak’ın “düşman” olarak nitelediği Rusya ve Çin’e karşı gösterilen tavırdan çok daha hasmane yaklaşımlar içine girilmesiydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Biden arasındaki görüşmeyi neredeyse zirvenin kendisi kadar önemli hale getiren de bu hasmane yaklaşımlardan doğan sorunların giderilip giderilmeyeceğine dair meraktı.

ABD’nin terör örgütü PKKK/YPG’ye verdiği destek, bir diğer terör örgütü FETÖ’yü koruma altına almış olması, Rusya’dan alınan S-400 savunma sistemleri ve F-35 savaş uçağı alımı konularında yaşanan sorunları da aslında bu çerçevede değerlendirmek gerek.

Bu anlamda Erdoğan-Biden görüşmesinden ne çıkıp çıkmadığını NATO Zirvesi’nin kendisiyle birlikte değerlendirmenin daha doğru olacağı kanısındayım.

Bu konuda öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Türkiye açısından ABD ve onun ekseninde hareket eden kimi ülkelerle yaşadığı en büyük problemin yukarıda sözünü ettiğimiz sorunlardan çok Türkiye’yi dize getirme çabaları ve buna bağlı olarak Türkiye’nin içişlerine burunlarını sokma girişimleri olduğunu vurgulamak gerek.

Zira sözünü ettiğimiz terör örgütlerine verilen destek de, Patriot füzelerinin verilmemesi üzerine S-400’lerin alınmasının yarattığı sorun da, yine Türkiye’nin F-35’lerden çıkarılması meselesi de Türkiye’yi yeniden kontrolleri altına alma girişimleri ve bunlara karşı verilen direncin ortaya çıkardığı sorunlar.

Bu çerçeveden bakıldığında gerek Biden gerekse sözünü ettiğimiz birçok ülke liderinin Türkiye’nin içişlerine burunlarını sokma girişimlerinin tezahürü olarak dile getirdikleri, “demokrasi, insan hakları” vs şeklindeki söylemlerin hiçbirinin gerek zirve sırasında gerekse de ikili görüşmelerde dile getirilmemiş olması kanaatimce Türkiye açısından en büyük kazanım.

Erdoğan-Biden görüşmesinde ABD tarafının “YPG’ye artık destek vermeyeceğiz, FETÖ liderini ve diğer elebaşlarını da size iade edeceğiz” denmesi zaten beklenmiyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşme sonrası bu konuda serzenişini dile getirmesi Türkiye’nin böyle bir beklenti içinde olmasından değil, bu haklı talebinde ısrarcı olmaya devam edeceği nedeniyledir.

Daha önce “diktatör” olarak itham ettiği Erdoğan’ı “demokrasi güçlerini destekleyerek muhalefet eliyle devireceğiz” diyen Biden’ın, bu görüşme ve sonrasında yaptığı açıklamalarda Türkiye’deki demokrasi eksikliklerinden dem vurması, bu pozisyonunu ve yaklaşımını koruduğu anlamına gelecekti ki bu minvalde tek kelime edilmemiş olması ABD’nin yeni yönetiminin bu yönde ciddi bir geri adım atması olarak değerlendirilebilir.

Zaten ABD’nin bu yaklaşıma gelmesi halinde Ankara-Washington arasındaki sorunların çözüm sürecine girmesi mümkün.

O nedenle her iki tarafın da sorunların aşılması kapsamında ikili ilişkilerin devam edeceğine yönelik beyanları ayrıca hem Erdoğan’ın hem de Biden’ın sorunların çözümünün mümkün olduğuna yönelik güçlü ifadeleri Türkiye-ABD ilişkilerinin olumlu bir seyre girebileceğinin işareti.

Bu açıdan gerek yayınlanan sonuç bildirgesinde Türkiye’nin önemine dair güçlü vurgular gerekse de yapılan ikili ilişkilerde olumlu yönde alınan mesafeler Ankara’nın bu zirveden ciddi derecede olumlu neticeler aldığını gösteriyor.

Bu noktada zirvenin sonuç bildirgesinde yer alan “NATO’nun Türkiye’nin güvenlik tedbirlerine yönelik katkılarının arttırılacağı” yönündeki ifadeye özellikle dikkat çekmekte yarar var.

Bu maddenin Türkiye’nin terörle mücadelesine daha güçlü destek olarak değerlendirmek gerek ki PKK da bunu böyle değerlendirdiği için zirve sonrası yaptığı açıklamada NATO’ya tepki gösterdi.

Dolayısıyla her anlamda bu zirvenin Türkiye açısından olumlu geçtiğini vurgulamak gerek.

Bundan sonrası, başta ABD olmak üzere İttifak’ın diğer bazı üyelerinin Türkiye yaklaşımlarını ne ölçüde değiştirip değiştirmeyeceğine bağlı.

Onlar yaklaşımlarını değiştirdiği ölçüde kuşkusuz Türkiye de içerisinde yer aldığı Transatlantik İttifak’ın güçlenmesine yönelik adımlar atacaktır.

Aksi halde, zirvede atılan adımlar da alınan kararlar da havada kalır ki bu İttifak’ın da Biden yönetiminin de sonunu getirecektir.