MİSAK-I MİLLİ BLOĞU, ANKARA-BAKÜ-LEFKOŞA HATTININ KURULMASIYLA MÜMKÜNDÜR

DR. FURKAN KAYA 15 Ara 2020

Dünya tarihi, kara ile denizin savaşlarıyla geçti. Roma imparatorluğu karaya hakim olmakla yetinmedi, denizleri de kontrol etmek istedi.

Dünya tarihi, kara ile denizin savaşlarıyla geçti. Roma imparatorluğu karaya hakim olmakla yetinmedi, denizleri de kontrol etmek istedi. Akdeniz’i kontrol eden okyanusları kontrol eder ülküsüyle hareket etti. Esasında Osmanlı’nın bereketli enerji kaynakları ve stratejik geçiş güzergahlarının paylaşımı için patlak veren Birinci Dünya Savaşı’nın neticelerinden memnun kalmayan emperyalist güçler, İkinci Dünya Savaşı’nı başlattı. Yine istediğini alamayan bu ülkeler, Soğuk Savaş sonrası vekalet güçleri ve savaş şirketleri üzerinden Üçüncü Dünya savaşını veriyorlar. Halbuki Birinci Dünya Savaşı hiç bitmedi. Bugün bu cihan savaşının üçüncü perdesine şahitlik ediyoruz. Son dönemde Türkiye tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin savaştığı gibi tüm sınır hatlarında mücadele veriyor.

1916’dan 2016’ya

Elbette devam eden savaşın merkezinde yine Türkiye’nin kadim toprakları var. ABD’nin Soğuk Savaş döneminde teorisini geliştirdiği Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Arap Baharı süreci ile beraber vücuda gelmeye başladı. 1916 yılında Sykes-Picot gizli anlaşması ile cetvelle çizilen Ortadoğu hudutları, anlaşmanın 100. Yılı, 2016’da yeniden dizayn edilmeye başlandı. Bu sefer ABD, AB ve Rusya’nın vekalet güçleri olarak tabir edilen PYD/PKK/SDG ve irili ufaklı birçok terör örgütü eliyle yeni Ortadoğu ve Kuzey Afrika şekillendirilmek isteniyor.

BAP, Asya Natosu’nun önünü açar mı?

Diğer yandan kuzey yarım kürenin liderliğine soyunan, karasal blok oluşturmak adına yeni Avrasyacılık anlayışı ile yola çıkan Rusya ile Yeni İpek Yolu Projesinin patronu olarak kendini gösteren Çin’in Büyük Avrasya Projesi (BAP) ortaya çıktı. Avrasya ekonomilerinin birleşmesiyle 70 ülkeyi bir araya getiren, 60 trilyon dolarlık ticaret hacmiyle bu proje dünya topraklarının yüzde 26’sı dünya nüfusunun yaklaşık 4 milyar kadarını temsil eden devasa Yeni İpek Yolu, BOP’un çıkarları karşısında büyük bir blok ve ileride “Asya Natosuna” dönüşebilecek Şanghay İşbirliği (ŞİÖ) ile NATO karşısında büyük bir tehdit olabilir.

Avrasya majör ülke Türkiye

ABD ve Rusya’nın beş önemli stratejik deniz olan, Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz, Hazar Denizi ve Arap denizi üzerinde hakimiyet kurabilmek için bugün başını çektikleri BOP ve BAP’ın bilek güreşine şahitlik ediyoruz. Bu bağlamda Türkiye, bir yandan Adalar Denizinde Yunanistan’a tarih ve hukuk dersi verirken, diğer tarafta milli davamız Karabağ’ın vatan toprağına yeniden katılması için Azerbaycan ile birlikte “tek ordu-tek devlet” stratejisiyle hareket ediyor. Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde sınır ötesi milli askeri harekatlarımızla, doğu Akdeniz’e çıkışı planlanan “kukla terör devletinin” oluşmasına izin vermiyor. ABD’nin Karadeniz’e girebilmek için Boğazlarımızın teminatı Montrö Anlaşmasını geçersiz kılma girişimlerine sonuçsuz bırakıyor, bir başka milli davamız Kıbrıs’taki hukuki haklarımızı korumak adına AB, ABD ve Rusya ile mücadele ediyor. Batı, yumuşak gücünü, örneğin basını Türkiye’yi sürekli suç işleyen bir devletmiş gibi göstermeye çalışıyor.

Yeni İpek Yolu, Türk Yolu’dur, Turan Yolu’dur

Türkiye, özellikle dış politikada zincirlerini kırıp daha sağlam yol alıyor ve elbette bazı güçlerinde ayağına basıyor. 1918’de Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’dan sonra Türk askerinin postalları yine Kafkas topraklarında. Milli blok oluşturan Türkiye ve Azerbaycan, dünyaya Karabağ’da Türkiye’nin de artık garantör bir ülke olduğunu ilan etmiş, yeniden kurulacak Hazar-Kafkasya diplomasi masasında Türkiye’siz bir çözümün mümkün olamayacağını kabul ettirmiştir. Artık Yeni İpek Yolu, Türk Yolu’dur, Turan Yolu’dur.

1994 yılında ABD’de S-300 savunma sistemini satın almıştı. Peki neden?

AB ve ABD’nin Türkiye’yi türlü sebeplerle ekonomik ve askeri yaptırımlar ile diz çöktürmesi artık çok güç. “Yaptırım” kelimesi zaten son dönemde oldukça sulandırıldı. Bunun en somut kanıtı, AB’nin “şımarık çocuğu” Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in Türk-Yunan meselesini AB meselesi haline getirmeyi başardık demesidir. ABD ise CAATSA yaptırım paketinin onaylanması ile Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemine karşı yine askeri ve ekonomik yaptırımlar uygulamayı yasalaştırmış oluyor. Halbuki ABD bile 1994 senesinde Rusya’dan bir alt model S-300 satın almış, bunu da kendi Patriot sistemini geliştirmek amacıyla gizli finansman ile satın alındığını 24 Aralık 1994’te New York Times gazetesi ifşa etmişti. Zaten halihazırda üç NATO üyesi ülke olan Yunanistan, Bulgaristan ve Slovakya bu sistemleri kullanmaya devam ediyor. Fakat Türkiye’ye verilen tepkinin yarısı bile verilmiyor. Fakat her ne baskı gelirse gelsin ne AB ne de ABD Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamaz. AB zirvesinden çıkan netice de bunu gösteriyor.

ABD ve Rusya, Karabağ’da ateşkes sürecinin barış anlaşmasına dönmesini ister mi?

Türkiye’nin iki milli davası bulunuyor. Biri Kıbrıs, diğeri Karabağ’dır. Karabağ vatan toprağına katıldı fakat ortada bir ateşkes süreci var. Bunun en kısa zamanda kalıcı bir barış anlaşmasına dönüşmesi gerekiyor. Fakat Rusya askeri olarak burada yer alarak ateşkes sürecini mümkün olduğunda uzun tutmak istiyor olabilir. Keza ABD’de BM’nin Azerbaycan toprağı olarak tanıdığı Karabağ’ın tamamen Türk toprağı olması konusunda isteksiz. Çünkü ortada çekindikleri ve BOP ile BAP’ın düzenini bozacak önemli bir olasılık belirmek üzere.

Hülasa

Bu olasılık, Bakü-Lefkoşa hattının kurulması Hazar ile Doğu Akdeniz coğrafyasının “Türk harcı” birleşmesidir. Bugüne kadar Azerbaycan, Karabağ meselesi sebebiyle KKTC’yi resmen tanıyamıyordu fakat bu engel artık kalkıyor. Türkiye, Karabağ’ı en az Kıbrıs kadar milli bir dava olarak görüyor. Şimdi Azerbaycan’da “Kıbrıs da bizim milli davamızdır” diyerek ve KKTC’yi hukuken tanıyarak gerçek bir Turan bloğu oluşturduğumuzu dünyaya gösterecektir. Gelinen nokta büyük zaferdir ama her şey demek değildir. Esas Mavi Vatan ile beraber Misak-ı Milli mücadelesi şimdi başlıyor.