MEVCUT İKTİSAT POLİTİKASININ SEBEPLERİ

Uzun bir müddettir iktisadi süreçler ve iktisat politikaları üzerine yazıyorum.

Öncelikle bütün okuyucularımın yeni yılını kutlarım. Umarım ve temenni ederim ki, 2022 yılı hepinize huzur, sağlık ve bol kazanç getirir.

Uzun bir müddettir iktisadi süreçler ve iktisat politikaları üzerine yazıyorum. Bundan inanın ben de çok sıkıldım. Bu yazıdan sonra bir müddet günlük siyasi ve iktisadi gelişmeler dışında olan ama bizim için belki de daha önemli konularda yazmak istiyorum. Tabii ki, bu yazılar yine bir iktisatçının yazıları olacaktır.

Bugün hepimize çelişkili görünen çapraşık bir süreç içinde ilerliyoruz. Haliyle bu durum insanlarımızın kafasını karıştırıyor. Sırf sade vatandaşlar mı? Hayır! Bizatihi iktisatçılarımızın kafası karışık. Örneğin “İlk önce yüksek kur dediler, şimdi düşük kur modeline geçtiler.”, “Hani düşük faiz uygulanacaktı, kredi faizleri, tahvil faizleri yükseliyor!”, “Türkiye bu yeni modelle 2022 yılında ve sonraki yıllarda sürekli cari fazla verecektir!”, “Faizleri düşürdüğümüz için enflasyon da düşecektir.” gibi sloganlar bizzat iktisatçılar tarafından seslendirilmekte. Siyasiler de bu kafa karışıklığı içerisindeler: “Biz gelince güven tesis olunacak, her şey güllük gülistanlık olacak.” Ya da “Gözlerimin içine bak, göreceksin! Her şey daha güzel olacak!” gibi pestenkerâne sözler… İstedim ki, yeni yılın bu ilk yazısında, sizlere iktisat bilgim elverdiğince ne oluyor, ne olacak anlatayım. Haydi başlayalım.

HÜKÜMET KUR POLİTİKASINI DEĞİŞTİRDİ Mİ?

Hayır, değiştirmedi. O zaman neden 20 Aralık gecesi müdahale etti? Hükümetin kurları yüksek tutmak istediği aşikârdır, bununla kendi ifadeleriyle “ihracatı teşvik edip arttırmak, ithalatı ise kısmak” istedikleri bilinmektedir. Ancak kurlardaki artış kontrolden çıkınca müdahale etmek gereği duyuldu. Adı üstünde, bu bir politika ve politikayı bilinçsiz kitleler değil hükümet uygular. Yani kur artacaksa, bu artış hükümetin kontrolünde ve onun istediği kadar olmalıdır. Pekiyi, Hükümetin hedefi ne? Hükümetin kafasındaki kur hedefi ne bilemem, kendilerinin bunu açıklaması gerekse de açıklamayı – çeşitli sebeplerden – tercih etmemektedirler. Ancak benim hesaplarımla Haziran 2022’ye kadar dolar kurunu kontrollü bir şekilde 16-17 TL bandına çıkarmak istediklerini söyleyebilirim.

HÜKÜMETİN AMACI GERÇEKTEN FAİZLERİ DÜŞÜRMEK Mİ?

Hayır! Eğer Hükümette biraz iktisat müktesebatı sahibi ve okuduğunu anlayan insanlar varsa Hükümetin politikasının ana amacının faizleri düşürmek olmadığı bilinirdi. “Hocam, olur mu? Merkez Bankası habire faiz düşürüyor? Bunu görmüyor musunuz?” Merkez Bankası’nın indirdiği faiz politika faizi, yani Merkez Bankası’nın bankalara borç verme faizidir. Bunun amacı da parasal tabanı arttırmaktır. Parasal tabanın artması para arzının da artmasına yol açar. Yani Hükümet, aslında, açıktan para basarak iç talebi şişirmeye çalışıyor. Bu yolla milli geliri büyütmek ve çok yüksek düzeylere ulaşmış işsizliği düşürmek amaçlanmaktadır. Bu politikanın dolaylı bir sonucu da faizlerin düşmesidir. Ancak uygulanan genişletici para politikası hem enflasyon beklentilerini hem de belirsizliği arttırmıştır. Bu yüzden Merkez Bankasının genişletici para politikasına rağmen vatandaşın para talebi daha fazla artmaktadır. Bu da faizlerin yükselmesine yol açmıştır. Bu durumda tek başına para politikası iktisadi büyümeyi arttırmaya yetmez. Evet, kur artışıyla ihracat gelirleri geçici olarak artacaktır ama milli gelirin artması ve işsizliğin düşmesi için genişletici maliye politikasına da ihtiyaç vardır. Onun için hükümetin kesenin ağzını açması gerekir: Yani memur ve emekliye kallavi bir maaş zammı, çiftçi ve esnafın borçlarının kolaylaştırılması, örneğin borç faizlerinin silinmesi gibi…

TÜRKİYE 2022 YILINDA CARİ FAZLA VERECEK Mİ?

Hayır, vermeyecek! Burada defalarca belirttiğim gibi ihracatı arttıran ve ithalatı azaltan reel kur artışlarıdır. Reel kur derken döviz kurlarında enflasyonun üstünde bir artıştan bahsetmekteyiz. Ancak uygulanan yeni mevduat sistemi kur artışlarını kontrol altına almayı amaçlamaktadır, bunda da başarılıdır. Bununla birlikte basılan namütenahi para, önümüzdeki dönemde uygulanacak genişletici maliye politikası enflasyonun döviz kurunun artış oranını yakalayıp geçeceğini ve reel kurun düşeceğini söylemektedir. Öte yandan dünyada, en azından bizim ihracat yaptığımız ülkelerde milli gelir artışı beklenenin altındadır. Sevgili meslektaşım Ertan Ersoy’un yaptığı çalışmaya göre Türkiye’de ihracat ve ithalatın gelire duyarlılığı kura ve fiyatlara duyarlılığından daha fazladır. Bu ise şu anlama gelir: Eğer Türkiye ihracat yaptığı ülkelerden daha hızlı büyürse kuru arttırsa da, ithalat ihracattan daha hızlı artar. Eğer kısa dönemde ihracat fazlası vermek istiyorsanız, Türkiye’nin milli gelirinin diğer ülkelerden daha yavaş artması gerekir. Bu da, sıkı para ve sıkı maliye politikası, yani uygulanan politikanın tersinin uygulanması anlamına gelir.  Evet, yazın turizm gelirleri patlayacaktır, bu da hizmet ihracatının artacağı anlamına gelir. Öte yandan buna 2022 yılında ödememiz gereken 200 küsur milyar dolar dış borcu da eklememiz gerekir. Hepsini topladığımızda cari hesap fazlası vermemiz çok düşük bir ihtimaldir.

FAİZLERİ DÜŞÜRÜNCE ENFLASYON DÜŞER Mİ?

Burada birçok kereler bahsettim: Ne faiz sebeptir, ne de enflasyon! Her ikisi de, ekonomide birçok etkenin sonucunda oluşurlar. Yani her ikisi de neticedir! Faizin düşmesi için içeride nakit para fazlası bulunması kadar, milli gelir artışının da yavaşlaması, enflasyon beklentilerinin düşmesi ve belirsizliğin azalması gerekir. Uygulanan politika para miktarını arttırmakla birlikte, milli geliri, enflasyon beklentilerini ve belirsizliği de arttırmaktadır. Öte yandan, enflasyon oranını uzun dönemde belirleyen etkenler para arzının büyüme oranı, milli gelirin üretim gücünden daha fazla büyümesi, döviz kurlarının artış oranı, beklenen enflasyon düzeyi ve beklenen enflasyondaki artış oranıdır. Bugün uygulanan politika para arzını sınırsız arttırma, kamu harcamalarını arttırma ve kuru yükseltme yönündedir. Bunun sonucu kaçınılmaz olarak -resmi rakamlarla- yüzde 45-50 enflasyondur. Yani ez cümle, bugünkü politika 2022 yılı son baharından itibaren çok yüksek enflasyon ve çok yüksek faiz üretecektir.

BUGÜNKÜ POLİTİKA BİR ERKEN SEÇİM POLİTİKASI MIDIR?

Evet, kesinlikle! Hükümetin Eylül 2021’de karşısındaki manzara-i umumiye şu idi: Yüzde 26 (geniş tanımlı) işsizlik, yüzde 17 enflasyon. Bunun sebebi 2018 krizinin üstüne binen 2020 pandemisinin hala devam eden etkileri idi. 2023 Haziran’da seçim vardı. Standart bir istikrar programı uygulansa, Ekim Kasım aylarında Merkez Bankası faizini yüzde 24-26 aralığına yükseltmek gerekecekti Bunun sonucunda 2022 Haziran’ında (geniş tanımlı) işsizlik yüzde 35’e çıkacak, buna mukabil enflasyon yüzde 10-11 aralığına indirilecekti. Büyüme oranları da 2022-23 yılları arasında yüzde 1-3 arasında gerçekleşecekti. Beştepe’deki danışmanların hepsi biliyordu ki, yüzde 35’lere çıkmış bir işsizlik enflasyon gibi kolayca indirilemez. En iyi ihtimalle Türkiye yüzde 20-25 aralığında bir işsizlikle 2023 Haziran’ında seçimlere gidecekti. Bu seçimin kaybı demekti. Öte yandan işsizliği düşürmek için uygulanacak kısa vadeli (6-9 ay) popülist bir ekonomi politikası işsizliği Haziran 2022’de yüzde 15’lere çekebilirdi. Bu yüksek enflasyon demekti, evet, bunu onlar da görüyordu. Ancak bu geçici dönemde (6-9 ay) yapılacak maaş zamları, çiftçi ve esnafa borç kolaylıkları, rantiyelere verilecek bahşişler kısa dönemli bir rahatlama sağlayabilirdi. Üstüne üstlük 2022 yılı ciddi bir büyüme yılı da olacaktı. Yalnız bu politikanın anlamlı olması için, bu geçici rahatlama anlarında seçime gitmek gerekiyordu. O zaman benim Eylül ayından beri savunduğum erken seçim tarihi de ortaya çıkıyordu: Haziran veya Temmuz 2022. Bunu 60 gün öncesinden, yani iki ay öncesinden ilan etmek gerekirdi. Haliyle Sayın Cumhurbaşkanı erken seçime karşı olduğunu söylediği için bunu Devlet Bey ilan edebilirdi. Erken seçimin Devlet Bey tarafından ilan tarihi de, benim tahminimce, Mart veya Nisan aylarında olacaktır.

ALICE, PARDON MUHALEFET, HARİKALAR DİYARINDA

Bundan bir ay öncesine kadar muhalefet partileri seçimi çantada keklik görmekteydiler. Onlara göre, nasılsa Hükümet ekonomide ipin ucunu kaçırmıştı. Kur artışları bizatihi en büyük muhalefeti yapmaktaydılar. Muhalefetin İlhan Kesici veya Mr. Babacan gibi, kerli ferli siyasileri, televizyona çıkıp “Biz gelince güven tesis olacak, dolar kuru 8 TL’ya düşecek!” demekteydiler. Bu duruşlarındaki en büyük hataları, bu politikanın Hükümetin beceriksizliğinden kaynaklanmayıp bizatihi Hükümetin bilinçli ve seçime yönelik bir politikası olduğunu ıskalamalarıydı. Bu arada CHP’nin içinde Cumhurbaşkanı adayı enflasyonu da yaşanmaktaydı. Nasılsa seçim çantada keklikti, o zaman her aday “Benim neyim eksik!” diye düşünmeye başladı. Hatta Meral Hanım eli daha da yükseltti: “Ne Cumhurbaşkanlığı, ben Başbakan olacağım!” dedi. Yani Millet İttifakı Cumhurbaşkanlığı’nı kazanacağı gibi toplamda 400 milletvekilinden daha fazla bir milletvekili de çıkarıp Anayasayı değiştirebilecek güce kavuşacaktı. (Bu da AK Parti ve MHP’nin toplam milletvekili sayısının 200 altında olacağını bekledikleri anlamına geliyordu.) Alay-ı vâlâ ile Parlamenter Sisteme Dönüş toplantılarını başlattılar. Genel Başkan Yardımcıları her hafta bir araya gelip, çay- pasta – börek taam ettiler, etmeye de devam ediyorlar. Ancak, geniş halk yığınlarının ekonomik problemlerine dair hiçbir şey söylememekte ısrarcılar. Cumhurbaşkanı adayları, ortak ekonomik ve siyasi programları da ortada yok, Hak getire… İşte bu ahval ve şerait içinde 20 Aralık’ta Sayın Cumhurbaşkanı kurlara müdahale etti. Döviz hesabı olan rantiyelere de bahşiş verdi. Muhalefet cenahından dişe dokunur bir söz duymadık. Bugün (3 Ocak) memur ve emekli maaş zamları açıklanacak. Esnaf ve çiftçiye borç kolaylıkları yakındır. Baskın seçim olmaz, ama Haziran veya Temmuz 2022’de erken seçim ihtimali yüksektir. Bu gidişle de, Sayın Cumhurbaşkanı balkon konuşmalarına bir yenisini ekler. Ben, muhalefete, kendi iyilikleri için gördükleri rüyadan uyanmalarını ve ciddiyetle çalışmalarını salık veririm. Vesselâm.