METAVERSE – ÖTE-EVREN BİR BALON MU? MARKSİST BİR ANALİZ

"Mevcut iktisat okulları içinde kapitalizmin dengesiz doğasını (kısmen ve eksik de olsa) gerçeğine en yakın biçimde tanımlayan Marksist Okuldur.

Cuma günü sizlerle Metaverse olarak bilinen Öte-evren’in ne olduğunu tartışmıştık. Daha sonra da kısaca, Marksist iktisadi yöntemi kullanarak, Öte-evrenin iktisadi açıdan nereye oturduğunu belirlemiştik. İsterseniz hatırlayalım:

“Mevcut iktisat okulları içinde kapitalizmin dengesiz doğasını (kısmen ve eksik de olsa) gerçeğine en yakın biçimde tanımlayan Marksist Okuldur. Marksistlere göre, üretimin kapitalistler tarafından yapılma amacı artı değer elde etmektir. … Bu tanıma göre artı değerin kârla da bağlantısı olması gerekir fakat birebir aynı şey değildir. Çünkü kârın oluşması için üretimin yapılması kadar üretilen malın satılıp gelir elde edilmesi de gerekir. Artı değer üretim yapıldığı anda oluşurken, kârlar yapılan üretimin ne kadarının satılabildiğine bağlıdır. Buna Marksist Okulda kârların realizasyon problemi adı verilir. … Artı değer üretken sektörlerde, yani tarım ve sanayide, üretilir. Üretken olmayan sektörler ise hizmetler ve inşaat sektörleridir. … Hizmetler sektörlerinde (eğitim, sağlık ve güvenlik haricinde) diğer sektörler neredeyse hiç artı değer üretmezler, ya da sanayi ve tarım üretimi olmadan artı değer üretebilmeleri pek mümkün değildir. Ancak üretken olmayan sektörler içinde bir tanesi vardır ki, üretilen reel kârları ekonomide dolaşıma sokar: Bu sektör finans sektörüdür. Eğer kapitalist sistemde sanayi ve tarım üretiminin çok üstünde bir birikim hiçbir değer üretmeyen finans sektöründe gerçekleşiyorsa, bu sektörde oluşan kârların reel bir karşılığı yoktur. Kârlar fiktif, yani kurmacadır. Oyun da artık kapitalist üretim ve birikim süreci değil, finans sermayesinin üç kâğıt ekonomisidir.” (“METAVERSE – ÖTE-EVREN”, Dündar Murat Demiröz, YeniBirlik, 7 Ocak 2022)

“Hocam, tamam; finans sektörü faizcilik yapıp hiçbir şey üretmeden kâr elde ediyor. Anladık da… Metaverse / Öte-evren de mi tefeci kuruluşu? İnsanlar hoşça vakit geçirecekler işte! Bunun da bir bedeli olacak elbette! Metaverse / Öte-evren’i niçin üretken olmayan sektör olarak tanımladınız?” Bu soru sadece Öte-evren için değil, ama bütün hizmetler sektörü alt sektörleri için de sorulabilir. Önemli değil. Benim işim burada Marksist iktisadi okulun bu konuda kullandığı yöntemini açıklamak.

ARTI DEĞER NEDİR?

Bir kapitalist ekonomide üretim süreci şu şekilde oluşur. Sermaye sahibi kişi veya firma belli bir mali sermayeyi koyarak üretimde kullanacağı emek, fiziki sermaye ve ara girdileri satın alır. Bunlarla belli bir dönem içinde planladığı miktarda üretim yapar. Üretim süreci emek ve sermayenin (yani etken girdilerin) aragirdi ve hammaddeyi (yani edilgen girdileri) işlemesi ve onları nihai ürüne dönüştürmesiyle gerçekleşir. Üretim sürecinde aragirdi ve hammaddenin emek ve sermaye tarafından işlenerek dönüştürülmesi için gereken çaba ve iş artı değeri oluşturur. Burada Marksist iktisatçılar için fiziki sermaye (yani üretimde kullanıla makinalar, her türlü alet edevat ve bina) aragirdi ve hammaddeden farksızdır. Bu yüzden Marksistlere göre üretim sürecinde oluşan artı değerin tamamı emek tarafından üretilir. Buna Marksist emek değer teorisi adı verilir. Benim de içinde bulunduğum Marksist olmayan iktisatçılara göre ise artı değerin oluşumunda emek kadar fiziki sermayenin de (yani makinaların da) bir payı vardır. Ancak bu yazı emek – değer teorisi üzerine değildir. İnşallah başka bir yazıda bunu anlatırız. Konumuza gelirsek, üretim süreci başladığı andan itibaren sermaye ve emek artı değeri üretmeye başlar. Pekiyi bu kâr ile nasıl bağlantılıdır? Yapılan nihai üretimin hepsi satılırsa ve emekçiler ile sermayedarlar üretime yaptıkları katkı nispetinde artı değerden pay alırlarsa, elde edilen kârın reel değeri artı değere eşitlenir. Eğer ilgili dönemde üretimin tamamı satılmamışsa, o takdirde elde edilen kârın reel değeri artı değerden düşük olur. Bu durumda artı değer tam realize edilememiş olur. Marksistlere göre sermaye artı değerin üretiminde bir paya sahip olmadığı için artı değerin bir kısmını alıp kâra dönüştürdüğü anda emekçilerin alması gereken gelirin bir kısmına haksız yere sahip çıkmış demektir. Sermayedarlar elde ettikleri bu kâr gelirlerini tekrar üretim aktarırlar ve firmalarının üretim hacmini büyütürler. Burada şu soru akla gelebilir: “Her firma kârının tamamını yatırmıyor ki. Nasıl bunu varsayıyorlar?” Burada tek bir firma analizi değil, bütün bir ekonominin analizi yapılmaktadır. Üretim hacmini arttırmak için yatırılmayan kârlar, finans sektöründe fon haline gelir, bunlar da yatırım yapmak isteyen firmalara kredi olarak dağıtılır. Dolayısıyla sürekli büyümek zorunda olan kapitalist ekonominin sürekli büyümesi için artı değerin oluşması ve kâra dönüşmesi gerekir.   

ÜRETKEN VE ÜRETKEN OLMAYAN SEKTÖRLER

Bir ekonomideki toplam artı değer bütün sektörlerdeki bütün firmaların ürettiği artı değerlerin toplamıdır. Marksist iktisada göre, bir ekonomide artı değer sanayi ve tarım sektörlerinde üretilir. Bu yüzden bu sektörlere “üretken sektör” adı verilir. Sanayinin içinde madencilik ve imalat sanayi ve az da olsa küçük meslek erbabının (marangoz, terzi, kasap ve benzeri) üretimi bulunur. Öte yandan, tarım sadece tarımı değil, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılığı da içerir. Hizmetler sektörü ki, içinde finans, bankacılık ve sigortacılık, eğlence, yeme – içme, otelcilik ve konaklama, toptan ve perakende ticaret, eğitim, sağlık, bilişim, ulaştırma ve haberleşme, hukuk ve güvenlik sektörleri bulunur, üretken sektör değildir. Hizmetlerle beraber inşaat da üretken olmayan sektör olarak tasnif edilir. Burada ben farklı bir ayırıma gidilmesi taraftarıyım. Eğitim sektörü toplum için çok önemli bir işleve sahiptir: İşgücünün standartlaşması ve üretken hale gelmesi için eğitim sektörünün varlığı şarttır. Belki de bir toplum için en büyük artı değeri bu sektör üretir. Yine inşaat alt yapı sermayesinin üretildiği sektördür. Öyle ya, elektrik, su ve gaz şebekesi olmadan, ya da binalar olmadan üretim nasıl yapılacaktır. Bu yüzden eğitim ve inşaat sektörlerinin de üretken sektör olduğunu ve artı değere belli oranlarda katkı verdiğini kabul etmeliyiz. Sağlık, güvenlik ve hukuk sektörleri ise, üretime doğrudan katkıları olmasa dahi, bütün toplum için sosyal fayda üretmektedirler. O yüzden bunları da üçüncü bir grupta tasnif etmeliyiz. Ancak diğer hizmet sektörleri tarım ve sanayide üretilen malların ülkede dolaşımını sağlar. Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörleri ise, diğer sektörlerde üretilen kârların (yani kabaca artı değerin) ekonomide dolaşımını ve kârların yeniden üretime dönmesini sağlar. Eğer sanayi ve tarımda üretim olmazsa ne AVM’ler bir işe yarar, ne yollar da gidecek araç ve de taşınacak mal olur, ne otelde ve restoranlarda yiyecek içecek bulunur. Bu yüzden, bir kapitalist ekonominin sağlıklı olabilmesi için sanayi ve tarım sektörleri üretim hacminin ulusal üretim hacminin belli bir oranının altına düşmemesi gerekir. Bu oran nedir Hocam? Bunun için standart bir istatistik yoktur. Her ülkede, zamana ve teknolojiye bağlı olarak bu oran değişebilir. Ancak bilmemiz gereken şey, ekonomide üretilen gelirin önemli bir kısmı finans ve benzeri üretken olmayan sektörlere dağılıyorsa o zaman burada bir bit yeniği vardır denir.

KÜRESEL SÖMÜRÜ DÜZENİ

Kapitalist ekonomide, üretken sektörlerde üretim olmalıdır ki, üretken olmayan sektörler de yaşayabilsin. Ancak 1980’lerle beraber başlayan teknolojik değişim, küreselleşme ve finansallaşma süreçleri emperyalist ülke ekonomilerinin üretken sektörleri gelişmekte olan ülkelere transfer ettiği, buna mukabil kendilerinin başta finans olmak üzere üretken olmayan sektörlerde uzmanlaştığı bir yapı doğurdu. Bugün teorisi bile yapılmamış yüzlerce tezgâh üstü türev enstrümanın kullanıldığı, milyarca dolar değerinde servetin kripto para piyasalarında döndüğü bir ekonomi bulunmaktadır. Batılı emperyalistler ve hempaları gelişmekte olan ülke emekçi ve üreticilerinin ürettiği artı değeri kendi üretken olmayan sektörlerine aktarmaktadır. Burada çifte emek sömürüsü vardır. Gelişmekte olan ülkelerdeki lümpen burjuva Batılı efendileri adına kendi emekçilerini sömürmektedir. Aynı zamanda Batı toplumlarının emekçileri de bu sömürüden payını almaktadır. Reel bir katkısı olmayan “üretken olmayan sektörlere” eklenen en yeni sektör de bu Öte-evren hikâyesidir. Biliniz ki, Öte-evrende sahip olunan her mülk, orada elde edilen her türlü kazanç aslında dünyada açlık, hastalık, baskıcı rejimler ve iç savaştan mustarip 3 milyarlık fakirlerin kursağından çalınmaktadır. Bu sömürüden pay almak mı istersiniz, yoksa sömürüye karşı çıkmak mı?  Seçim sizin…