MESELE NE İDLİB NE DE SURİYE

Faruk AKTAŞ 03 Mar 2020

Arapların, Acemlerin, Türklerin ve Kürtlerin arasına hançer gibi saplanacak bir yapı oluşturmak ve bu yapı üzerinden sürekli Kürtleri kullanarak bölgede etnik ve mezhepsel bir kaos yaratmak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’daki konuşmasında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e “Önümüzden çekilin, bizi Rejimle baş başa bırakın” dediğini aktardıktan sonra, “E tabi ona da ‘biz çekildik’ diyemiyorlar. Menfaatleri nedir? İnanın bunu çözebilmiş değiliz” ifadelerini kullandı.

Her ülkenin olduğu gibi Rusya’nın da Suriye’de kendi çıkarları ekseninde hareket etmesi anlaşılır bir durum.

Ancak İdlib’de Esad rejimini Türkiye’ye saldırtmanın Rusya’nın çıkarlarına nasıl hizmet ettiğini anlamak ilk bakışta imkânsız gibi.

Zira her iki ülke arasında 25 milyar doları aşan bir ticaret hacmine ulaşılmışken, Türkiye petrol ve özellikle de doğalgazının büyük bir kısmını bu ülkeden ithal ediyorken, Rus ekonomisinin can damarı olan Mavi Akım ve TürkAkım doğalgaz hatları Türkiye’den geçiyorken, yine Rusya sebze ve meyve ihtiyacının önemli kısmını Türkiye’den tedarik ediyorken, Türkiye tatil yapmak isteyen Ruslar için bir cennet haline gelmişken, Rusya Türkiye’ye S-400 füzeleri satarak 2.5 milyar dolar gelir elde etmesi bir yana soğuk savaş döneminden bu yana baş düşmanı olan NATO’da gedik açmayı başarmışken ve Türkiye ile geliştirdiği bu ilişkiden on tane Suriye’den çok daha büyük menfaat sağlarken (şüphesiz bu ilişki Türkiye’nin de menfaatine) bütün bu menfaatleri, İdlib’de iki üç kasabanın muhaliflerin elinden alınıp Suriye rejiminin eline verme girişimi için nasıl heba etmeyi göze aldığı akıl alır bir durum değil.

Mahalle bakkalına sorarsanız bunun adı bir alıp yüz hatta bin kaybetmektir.

Mahalle bakkalı bunu görür de Putin’in Rusya’sı bunu görmüyor olabilir mi?

Açık ki mesele ne iki-üç kasaba, ne İdlib ne de Suriye ile ilgilidir.

Rusya’nın İdlib saldırısıyla öncelikle kendisi açısından gecikmeli de olsa 2015’teki uçak düşürme hadisesinin intikamını almayı hesap ettiğini not edelim.

Ancak asıl hesap bu da değildir.

Asıl hesap bölgesel bir kaos planı ile ilgilidir.

Söz konusu kaos planı söylem düzeyinde birçok uzman tarafından dile getirilse de bu planın ayrıntıları, tarafları, taraflarının hesaplarını konusunda ciddi bir bulanıklık söz konusudur.

Birçok kişi bu kaos planını ABD ile Rusya’nın bölgesel hesaplarıyla ilgili çekişmeleri üzerinden tarif etmektedir.

Ben aynı kanaatte değilim.

Görünürdeki çekişme sadece oyunun bir parçası.

Oyunu kuran, kartları dağıtan İsrail.

İki ana oyuncu ise ABD ve Rusya.

Bu oyunda yerel ve bölgesel aktörlerin bir kısmı bir oyuncuyu, bir kısmı diğer oyuncuyu tutacak, zaman zaman bunlar saf değiştirecek ama her seferinde kazanan oyun kurucu ve asil oyuncular olacak.

Ki, komplo teorilerinden pek hazzetmeme karşın Koronavirüsün Çin’i bu masadan uzak tutmak için üretilmiş olabileceğini bile düşünüyorum.

ABD’deki karar mekanizmalarını en iyi takip edenlerden biri olduğuna inandığım Habertürk’ün Washington Temsilcisi Serdar Turgut daha önce birçok kez, Putin’in Ortadoğu danışmanı Vitaly Naumkin’in iki yıl önce Washington’a yaptığı gizli ziyaret sırasında iki ülkenin Suriye’nin geleceği ve Kürtler konusunda anlaştığına dair yazılar yazmıştı.

Turgut, dünkü “Suriye'de 2018 Rusya-ABD gizli anlaşması doğrultusunda mı bugün adımlar atılıyor” başlıklı yazısında isabetli bir şekilde söz konusu ziyareti hatırlattı.

Daha önce her iki süper gücün, Rusya’nın “Kuzey Irak Modeli” ABD’nin ise “Kamışlı Modeli” diye adlandırdığı bölgede bir Kürt oluşumu konusunda anlaşmış olabileceklerini aktaran Turgut, dünkü yazısında da bunlara yer verdi.

Serdar Turgut ile aynı kanıda olmakla beraber daha önce birçok kez yazdığım gibi Türkiye’nin Zeytindalı ve Barış Pınarı harekâtlarının ardından bu planın revize edildiğini Suriye’nin kuzeydoğusunda PYD’nin denetimindeki bölge ile Kuzey Irak’taki Kürt bölgesinin birleştirilmesinden oluşan bir Kürdistan devletinin kurulmasının hedeflendiğini düşünüyorum.

Burada hedef masum Kürtlere bir devlet bahşetmek değil.

Bu büyük bir kaos planı.

Arapların, Acemlerin, Türklerin ve Kürtlerin arasına hançer gibi saplanacak bir yapı oluşturmak ve bu yapı üzerinden sürekli Kürtleri kullanarak bölgede etnik ve mezhepsel bir kaos yaratmak.

Suriye eksenli kaos planına geçtiğimiz ekim ayında Irak da dâhil edildi. Irak’ta başbakan olarak görevlendirilen Muhammed Tevfik Allavi’nin hükümeti kurmasının önüne geçildi ve Allavi de bu görevinden istifa etti. Yani kaos giderek derinleşiyor.

Bu kaos planı Irak ve Suriye’den sonra planı dalga dalga Yemen’e, Libya’ya, Lübnan’a vuracak. Boyutları iyice büyüdükten sonra bu dalgalar Türkiye ve İran’a yönlendirilecek.

İşte İdlib’deki saldırı bu kaos planının dalgalarından biridir.

Ve Rusya bu kaos planıyla Türkiye ile ilişkilerindeki kazanımlarından çok daha büyük menfaatler elde etmeyi hedeflediği için bu saldırıya yeşil ışık yakmıştır.