MB FAİZİ VE PİYASA FAİZLERİ

Bugün Türk toplumunun en başta gelen üç probleminden biri de yüksek faizdir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın en son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde verdiği önemli vaatlerden biri de faizleri indirmekti. Bugün Türk toplumunun en başta gelen üç probleminden biri de yüksek faizdir. Bu yüzden daha makul seviyede bir faiz hedefi doğru bir hedeftir. Geçen hafta içinde Merkez Bankası politika faizini 200 baz puan arttırdı. Ancak tartışma faizi aşağıya nasıl çekebileceğimiz üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunun nasıl yapılmaması ve nasıl yapılması gerektiğini bir yazı dizisinde inceleyeceğim. Ancak ilk olarak bugün kaç çeşit faiz olduğunu açıklayalım ve MB faizi ile piyasa faizleri arasındaki farkı açıklayalım ki, insanların kafası karışmasın.

KAÇ ÇEŞİT FAİZ VAR?

Sıradan vatandaşlar için önemli olan iki tane faiz vardır: Kredi kartı faizi ve mevduat faizi. Kredi kartı faizi vatandaşların tüketim için kullandıkları kredi kartlarına ödedikleri faizdir. Eğer bir vatandaş her ay gelen ekstresini tam olarak zamanında öderse faiz ödemez. Eğer aylık kredi kartı ekstresinin bir kısmını öderse geri kalan borcuna bir ay sonra faiz biner. İşte bu faiz yıllık yüzde 17,31 değerindedir. Eğer vatandaşlar aylık kredi kartı borcunun minimum ödemesini yapmazsa bu faizin üstüne bir de ortalama aylık yüzde 2’lik gecikme faizi biner ki bu da yıllık yüzde 26’lık’lik bir ek faize karşılık gelir. İhtiyaç kredilerinde, taşıt ve konu kredilerinde de aynı mantık geçerlidir. Burada da faiz oranları sırasıyla yüzde 18,64, yüzde 17,01 ve yüzde 14,14’tür. (NOT: Bu faiz oranları 18 Eylül 2020 tarihi itibarı ile bankaların ortalama kredi faizleridir ve TC Merkez Bankası’ndan alınmıştır.) Tüketici kredileri ve kredi kartı faizleri tüketici kredisi piyasasında belirlenir ve bankalar bu piyasada kredi veren, vatandaş da kredi alan konumundadır. Burada sıkı oligopol (az sayıda satıcılı piyasa) bulunmaktadır. Yani beş büyük banka bu pazarın yüzde 80’ini elinde tutmakta ve vatandaşın faizler hakkında belirleyici bir gücü bulunmamaktadır. Banka ne derse ona uymak durumundasınız. Kamu bankaları daha düşük faizle kredi vermelerine rağmen durum yine benzerdir. Kamu bankaları özel kampanyalarla aylık yüzde 0,9’a kadar faizle kredi verebilmektedirler ki bu da yıllık yüzde 11,35’lik bir faize karşılık gelmektedir.

Vatandaşı ilgilendiren bir diğer faiz de mevduat faizidir. Bu faiz mevduat piyasasında belirlenir ve bu sefer borç veren konumunda vatandaşlar ve borç alan konumunda da bankalar bulunur. Benzeri bir güç ilişkisi bu piyasada da vardır. Beş büyük bankanın belirlediği bu piyasa bir sıkı oligopson (az sayıda alıcılı piyasa) piyasasıdır. Kredi piyasasının tersine,  burada bankalar faizleri mümkün olduğunca düşük tutmaya çalışılar. Buna güçleri de yeter çünkü vatandaşın çoğunluğunun faiz pazarlığı yapabilme gücü yoktur. Burada ortalama yıllık mevduat faizi 18 Eylül 2020 tarihi itibarı ile yüzde 10,35 düzeyindedir.  

Sıradan vatandaşın haricinde firmalara verilen işletme sermayesi kredileri (firmanın kısa dönemde nakit ihtiyacını karşılayabilmesi için verilen kredi) ve yatırım kredileri (firmanın işletmesini büyütme veya yenileme amacıyla yaptığı yatırımları finanse eden uzun vadeli kredi) bulunmaktadır. Bunların faizleri de ortalama yüzde 14,32 civarındadır. Ancak kredi faizinde ortalamalar çok anlamlı olmaz. Çünkü faiz oranları firmadan firmaya çok değişir. Bankalar büyük firmalara, paraya daha az ihtiyacı olan sağlam firmalara yüzde 11-12’den kredi verebilirken KOBİ’lere ve küçük firmalara, yani paraya daha fazla ihtiyaç duyan firmalara, bazen yüzde 20’lere varan faizle kredi vermektedirler.

“Pekiyi Hocam, Merkez Bankası faizi ne oluyor? Yüzde 8,25’di, şimdi yüzde 10,25’e çıktı. Bu faizin bizimle bir alakası yok mu? Bizi mi kandırıyorlar?” Bu soruya ilk önce kısaca cevap vereyim: Merkez Bankası faizinin bizimle, yani sıradan vatandaşla,  bir alakası yoktur. Ancak bankalarla vardır. Hayır; bizi kandırmıyorlar. Şimdi bu cevaplarımızı açıklayalım.

Merkez Bankası faizi TCMB’nin bankalara borç verdiği faiz düzeyidir. Yani Merkez Bankası para basarak, bastığı parayı bu faiz oranından bankalara dağıtmaktadır. Bankalar daha düne kadar TCMB’den yüzde 8,25’ten aldığı borcu firmalara ortalama 14,32’den vatandaşa da ortalama yüzde 17-18’den kredi olarak dağıtıyorlardı. Yani işin ucunda bankalar lehine çok tatlı kârlar vardır.

Merkez Bankasının faizinin piyasa faizleri üzerindeki etkisi iki yolla gerçekleşir: Birincisi dolaylı yoldan para miktarının belirlenmesi, ikincisi ise doğrudan bankaların faiz maliyetlerini belirlemesi. Şimdi, Merkez Bankası kendi faizini düşürürse bu bizim mevduat ve kredi faizlerimiz kesin olarak düşecek anlamına gelmiyor,  ancak Merkez Bankası’nın açıktan para bastığı ve bankaların (yani Reis’in tabiriyle “faiz lobisinin”) kârlılığının kesinlikle arttığı anlamına geliyor. Eğer Merkez Bankası kendi faizini yükseltirse, bu durumda, TCMB’nin piyasada bulunana para miktarını azalttığı ve bankaların kârlarının düştüğü anlamına gelir. Ancak burada önemli bir nokta merkez bankası faizi ile piyasa faizleri arasındaki ilişkidir. Eğer rekabetçi bir bankacılık sektörü varsa, bu takdirde, TCMB faiz düşürdüğünde diğer faizler de aynı oranda düşer, arttırdığında diğer faizler de aynı oranda artar. Ama eğer bizde olduğu gibi kredi piyasasında oligopol, mevduat piyasasında oligopson varsa o zaman, TCMB faiz düşürdüğünde mevduat faizleri hızla düşerken kredi faizleri çok az düşer. TCMB faiz arttırdığında ise mevduat faizleri çok az artarken kredi faizleri katlanarak artar. Yani bankalar kendi zararlarını vatandaştan ve özellikle KOBİ’lerden çıkarırlar.

TCMB’NİN FAİZ ARTTIRIMI NASIL SONUÇLANIR?

Enflasyon beklentisinin yüzde 15 olduğu, ortalama mevduat faizinin yüzde 10,32 olduğu bir ortamda Merkez Bankasının yüzde 8,25 faiz uygulaması aslında açıktan para basması anlamına gelir. Hafta içinde yapılan 200 baz puanlık artış mevduat faizleri ortalamasına yüzde 1 -1,5 oranında, yani 100-150 baz puan kadar yansır. Bu da ortalama mevduat faizlerinin yüzde 11,35-11,85 arasına yükseleceği anlamına gelir. Öte yandan bankaların ortalama kredi faizlerinde yüzde 3,5 -4’lük bir artış gerçekleşeceğini bekliyorum. Bu da kredi faizlerinin ortalama yüzde 17,82 – 18,32 arasına çıkacağı anlamına gelir. Kredi mevduat faizi farkı da yüzde 3,97’den yüzde 6,47’ye çıkar. Yani bankalar iç piyasada bu işten zarar etmezler. Yük yine emekçi kitlelerin, kimsesiz tüketicilerin, özel kesim istihdamının yüzde 60’ını sağlayan KOBİ’ler ve esnafın sırtına biner. Daha çiftçilerden hiç bahsetmiyorum. Onlar ölmüş de ağlayanları yoktur.

“Hocam, pekiyi bu dolar ne olacak? Dolar’ın Avro’nun faizle bir alakası yok mu?” diye soruyorsunuz, biliyorum. Bir sonraki yazıda bu konuyu ele alalım. Daha sonra da ekonomi politikasındaki eşgüdüm yetersizliğine değiniriz. Bugünlük bu kadar olsun.