KUŞAK ÇATIŞMASI MI? TEKNOLOJİ EKSİKLİĞİ Mİ?

Annemle konuşuyoruz da onun zamanında cep telefonu, profil oluşturduğu sosyal medya hesapları, mesajlaşma uygulamaları hiçbiri yoktu.

Annemle konuşuyoruz da onun zamanında cep telefonu, profil oluşturduğu sosyal medya hesapları, mesajlaşma uygulamaları hiçbiri yoktu. Yani dijital göçmen dediğimiz özellikle de yaşı 50 üzeri olan kesim gençliğini; kitap, gazete, mektup, radyo, tüplü televizyon ile büyüyen nesilden, dünyanın öbür ucundaki arkadaşıyla aynı bilgisayar oyunu oynayan bir çağa geldik. Eskiden ayıplar ve günahlarla bastırılmış birçok duygu vardı. Gerçi bunların hepsine göğüs geren canım Afife Jale ruhun ışıklarla dolu olsun. Bir kadın ki bütün yasaklara, baskılara cezalara rağmen tiyatro yapabilmek için her şeyini ortaya koymuş.  O zamandan bu zamana gelelim günümüze... 

Okan Bayülgen geçtiğimiz günlerde katıldığı bir Instagram canlı yayınında; "Instagram korkunç bir yer. Nefret ediyorum. Bu kadar çirkinliğin bir arada olduğu başka bir yer yok. Bir akıl hastalığı dükkanına dönüştü. İş burada her türlü uyuşturucu, kadın, belki de organ ticaretine kadar gidiyor. Tik Tok'ta dans edenler geri zekalı. Gençlerden niçin ümitli olmamamız gerektiğinin en güzel göstergesi. Bu çocukların yüzde 15 IQ’sü varsa bu telefonlar yüzde 5’e indirdi." demiş. Birçok noktada kendisiyle aynı fikirde olsam da, canım Okan bey, artık gençleri belli bir kalıba sokmaya çalışmaktan, baskılamaktan, aşağılamaktan vaz mı geçsek? Siz ve sizin jenerasyonunuz şanslı bir kesimdiniz, güzel bir zamanda doğdunuz, dürüst insanlarla büyüdünüz, iyi eğitimler aldınız. Bunlar olmasa da kendinizi geliştirdiniz. Ben de isterim hepimiz sizin standartlarınızda olsaydık keşke. Ya da keşke ben konservatuarda okurken tik tok olsaydı da ben de bale derslerimi, solfej derslerimi dijital bir platformda saklayabilseydim. Gençler katil olmasın, hırsızlık yapmasın, madde bağımlısı olmasın, bırakın gençler özgürce dans etsin. Evet dijitale, teknolojiye bağımlı olmasınlar, ama dans ettiklerini paylaştıkları için de kimsenin zekasını sorgulamayalım. Keşke ülkecek kitap okuma saatlerimiz, opera, tiyatro günlerimiz olsaydı. Eş dost toplanıp en yeni opera konserlerini, müzikalleri takip etseydik. Ama elimizdeki ürün budur. Geçmişten günümüze var olan toplum baskısını gençlere dayatmak yerine sanatı sevdirmek için çabalayalım. Okan Bayülgen’in de gençlikle ilgili bütün kaygılarının bu yönde olduğu çok açıkça, ama biz yine de gençlere karşı bu kadar katı olmayalım.

Sevgiyle...