KÜRESELLEŞME, EMEĞİN DEĞİŞEN NİTELİĞİ VE ULUSLARARASI GÖÇ

İktisat biliminin en temel kavramlarından biri de emektir.

Uluslararası göç hareketlerini açıklamaya çalışan iktisat teorilerinin güncel verilerde ortaya çıkan gerçekleri açıklayamadığından Pazartesi günkü yazımda bahsetmiştim. İktisat teorileri sığınmacı ve mültecilerin göç hareketlerini incelememekte, ancak daha iyi ücret ve daha yüksek yaşam standardı isteyen göçmenlerin göç hareketlerini analiz etmeye çalışmaktaydı. Bunu açıklamak için, farklı şekillerde olsa da, hepsinin ortak yaklaşımı göçmen üreten kaynak ülkelerde daha düşük gelir ve yaşam standardının, göçmen alan hedef ülkelerde de daha yüksek gelir ve yaşam standardının bulunduğuydu. Bu durumda, iktisat teorilerinin temel yaklaşımının “ülkeler arası işgücü göçünün tek yönlü olarak fakir ülkelerden zengin ülkelere doğru gerçekleşmesi” olduğu söylenebilir. Ne var ki, önceki yazılarda bildirdiğimiz gibi iş gücü göçü fakir ülkeden zengin ülkeye olduğu kadar zengin ülkeden fakir ülkeye doğru da gerçekleşmekteydi. İlave olarak, tutulan istatistikler, işgücü göçünün neredeyse yarısının da fakir ülkeyle fakir ülke ve zengin ülkeyle zengin ülke arasında gerçekleştiğini de sergilemekteydi.

“Hocam, yani ne diyorsunuz? Koskoca iktisat teorisi insanların ülkeler arası göçünü doğru düzgün açıklayamıyor mu?” Ben böyle bir iddia da bulunmam, ancak teorinin şu anki haliyle yetersiz olduğunu söyleyebilirim. Bunun sebebi nedir? Değişen ve gelişen teknolojiye bağlı olarak oluşan küreselleşme sürecinin etkilerinin iktisat teorisinin hemen hemen bütün alanlarında daha modellenmemiş olmasıdır. Kaldı ki, değişen teknolojinin ve artan uzmanlaşmanın üretimde emek faktörünün niteliğini de önemli ölçüde değiştirdiği gerçeği de göz ardı edilmektedir. Ne demek istiyorum? Adımı adım giderek bunları cevaplamak isterim.

EMEĞİN DEĞİŞEN NİTELİĞİ

İktisat biliminin en temel kavramlarından biri de emektir. Emek, üretimde kullanılan insan gücünü temsil eden bir iktisadî kavramdır. Emeğin ölçü birimi iş saatidir. Günlük hayatta bir işveren kendi istihdam hacmini “Ben işyerimde 100 işçiye istihdam sağlıyorum.”, diye ifade etse de, bu tam anlamıyla bilimsel doğruyu yansıtmaz. Doğrusu şudur: Eğer bu sözü geçen işveren haftada 5 gün günde 8 saat 100 işçi çalıştırıyorsa, bu işverenin istihdam ettiği işgücü haftada (5 x 8 x 100) 4000 iş saatidir.

İktisat modellerinin kahir ekseriyetinde emeğin niteliği homojen olarak kabul edilir. Yani, çok kabaca emeğin niteliği üretim sürecinde bir saatte harcanan fiziki güce karşılık gelir. Bu tasnife göre, bir belediye işçisinin bir saatlik emeği ile bir cerrahın, bir avukatın veya bir ressamın bir saatlik emeği nitelik olarak aynıdır. Bu anlaşılacağı üzere hiç de gerçekçi değildir, ancak iktisat modellerinde kolaylaştırma bahanesiyle bu varsayım genel kabul görür. Emeğin her sektörde homojen olarak kabulü, emeğin ücretinin de sektör farkına bakılmadan aynı düzeyde olacağı anlamına gelmekteydi. Bu da her ülke için tek bir genel ücret düzeyi varsayımını mümkün kılmaktaydı.

Aslında iktisat biliminin ilk ortaya çıktığı dönemde, üretimin büyük çoğunluğu tarım ve sanayi üretimiydi. Bu iki işkolunda da, emeğin nitelik olarak çok fark göstermediği de bir gerçekti. Bu yüzden kolaylık amacıyla böyle bir varsayım da bulunmak kabul edilebilirdi. Örneğin Karaköy rıhtımında hamallık yapan bir kişinin, daha sonra bir sucuk fabrikasında işçi olarak çalışması ve en sonunda bir manifaturacının yanında çıraklığa girmesi mümkündü. Bu farklı mesleklerde kullanılan işgücü arasında ciddi bir nitelik farkı bulunmamaktaydı. Dolayısıyla bu sektörlerdeki saatlik işçi ücretinin de farklılaşması gerekmemekteydi. Teori ortaya atıldığı zamanda ki gerçeklerle uyumluydu, ancak gerçekler zamanla değişme eğilimindedir. İşte, gerçeklerin zaman içinde değişmesine en güzel örnek sanayileşme ve şehirlileşmedir. Sanayileşme ve şehirlileşmenin etkisiyle hizmetler sektörü gitgide önem kazanmaya ve milli gelir içerisinde daha yüksek bir pay elde etmeye başlayınca manzara da değişmeye başladı. Hizmetler sektörü ise büyük oranda nitelikli işgücünün kullanıldığı bir sektördü. Dahası, hizmetler sektöründe her işkolunda kullanılan emeğin nitelik olarak birbirinden farklılaştığı da gözlemlenmekteydi. İşgücünün niteliğini değiştiren en önemli etken de eğitim ve bilgi düzeyiydi.

Örnek verelim: Bir cerrahın yetişmesi için 5 senelik genel tıp eğitiminden sonra çok zor bir sınav olan TUS’da iyi bir derece ile genel cerrahide uzmanlaşma hakkı kazanması gerekir. Bundan sonra yine çok zor bir uzmanlık eğitiminden geçerek cerrah olmaya hak kazanır. Ancak eğitim süreci bununla bitmez. İncelediği vakalar ve girdiği ameliyatlarla birlikte bilgi ve görgüsü, tecrübesi de artar. Keza bir avukat da böyledir; bir şef aşçı da, bir piyano virtüözü de veya bir TV spikeri de… Dolayısıyla, hizmetler sektörünün gelişmesi ve yaygınlaşması, üretim sürecinde uzmanlaşmış ve niteliği yüksek emek gücünün de artan oranlarda kullanılmasına yol açmıştır. Bu yüzden, artık, istihdamın yarısından fazlasını oluşturan hizmetler sektöründe birbirinden farklı, yani heterojen emek kullanılmaktadır. Bu ise şu anlama gelmektedir: Birinci olarak, nitelikli işgücü sahibi bir çalışan sadece kendi uzmanlaştığı alanda verimli bir şekilde çalışabilir, farklı sektörlerde emeğinin niteliği para getirmez. İkinci olarak da, farklı sektörlerde çalışan nitelikli işgücünün saatlik ücretleri de farklı olacaktır.

KÜRESELLEŞME VE ÜRETİMİN ADEM-İ MERKEZİLEŞMESİ  

Küreselleşme süreci kabaca bütün dünya çapında hemen hemen her türlü sanayi ürününün ve bilgi – iletişim hizmetlerinin serbest ticareti, her türlü sermaye cinsi ve nitelikli emeğin serbest dolaşımı ile tanımlanabilir. Bu sürecin ana taşıyıcı kurumları da uluslarüstü firmalardır (transnational firm). Uluslar üstü firmayı farklı ülkelerde üretim yapabilen, yine idare sistemini farklı ülkelerdeki istasyon ağlarına dayandıran ve bütün dünyaya mal veya hizmet satan kurum olarak tanımlayabiliriz. Örneğin, bilgi-iletişim, finans, sağlık, sosyal medya, orta üst ve yüksek teknolojili sanayi kolları bu tür şirketlerin çoklukla bulunduğu sektörlerdir. Bu şirketlerde uluslararası standartta eğitim görmüş, belli bir meslekte uzmanlaşmış nitelikli işgücü istihdam edilir. Bu özellikleri haiz nitelikli işgücü daha çok gelişmiş ülkelerden daha az da gelişmekte olan ülkelerden çıkmaktadır. Azgelişmiş ülkeler ise oyun dışındadır, çünkü bu ülkelerdeki işgücü büyük çoğunlukla doğru düzgün okuma yazması bile olmayan niteliksiz işgücüdür. Küreselleşme süreci, niteliksiz işgücünün uluslararası hareketini desteklemez aksine engeller.

Uluslararası işgücü göçünü küreselleşmeyi temel alarak modelleyecek olursak dünya ülkelerini üç grup olarak ayırmak gerekir:

-Nitelikli işgücünü üreten ama orta ve orta alt teknolojili sektörlerde nitelikli işgücü fazlası ve orta yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerde de nitelikli işgücü açığı bulunan gelişmiş ülkeler,

-Nitelikli işgücünü üreten ama orta ve orta alt teknolojili sektörlerde nitelikli işgücü açığı ve orta yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerde de nitelikli işgücü fazlası bulunan gelişmekte olan ülkeler,

-Nitelikli işgücünü üretemeyen, düşük katma değerli üretim yapan ve niteliksiz işgücü fazlası bulunan az gelişmiş ülkeler.

Modeli yukarıdaki varsayımlarla kurduğumuzda karşımıza şu çıkmaktadır: Orta yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerde çalışan nitelikli işgücü gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere göç eder, orta ve orta alt teknolojili sektörlerde çalışan nitelikli işgücü de gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere göç eder. Az gelişmiş ülkelerdeki niteliksiz işgücü de kaçak yollardan diğer ülkelere girer veya sığınmacı ya da mülteci olur. Bu şekilde hem gelişmiş ülkeden gelişmekte olan ülkeye, hem gelişmekte olan ülkeden gelişmiş ülkeye işgücü göçünü hem de az gelişmiş ülkelerden gelen kaçak işçi, sığınmacı ve mülteci göçünü açıklayabiliriz. Pekiyi, benzer gelişmişlikteki ülkeler arasındaki işgücü göçünü nasıl açıklarız? Burada da uluslar üstü firmalar devreye girer: Bir Alman mühendis Mercedes’in diyelim Fransa’daki fabrikasında çalışmaya başlarsa veya bir Türk inşaat mühendisi Rusya’da bir Türk inşaat firmasında çalışmaya başlarsa bu duruma bir örnek teşkil eder.

O zaman kısaca özetlersek, emeğin niteliğindeki değişimi, farklı ülkelerin gelişmişlik düzeyleri arasındaki farkları ve uluslar üstü firmaların etkilerini modele dahil edersek dünya üzerindeki, uluslararası göçün iktisadi nedenlerini kabaca tanımlayabiliriz.

Hayırlı Cumalar.