Kurban_bayrm


KORONA KRİZİ DE ABD'YE "SOSYALİZM" GETİRMEYECEK…

Ekin GÜN 12 Nis 2020

Renk bir hastalık değil ama ırkçılık ciddi bir hastalık ve o "beyaz üstünlüğünü" dayatma hastalığı ABD'de hala sürüyor.

Aslında her şey Bernie Sanders için iyi başlamıştı.

Demokratların ilk ön seçim eyaleti olan Iowa’da Pete Buttigieg ile birinciliği paylaştılar.

Ardından New Hampshire ve Nevada eyaletlerini Sanders açık ara farkla kazandı.

Süper Salı’ya gelindiğinde ise iş tersine döndü, siyahilerin çok yoğun olduğu bölgelerden Joe Biden’e inanılmaz bir oy geldi.

Obama’nın başkan olduğu dönemde yardımcılığını yapan Joe Biden’e siyahilerin sevgisi “Obama’nın ilk siyahi/melez başkan” romantizmiyle ölçülebilir zira siyahi çocukların beyazların okuduğu okullara servisle taşınmasına karşı çıkan Biden’in 77 yaşından sonra bu fikirlerinin değişmesini kimse beklemiyor.

Renk bir hastalık değil ama ırkçılık ciddi bir hastalık ve o “beyaz üstünlüğünü” dayatma hastalığı ABD’de hala sürüyor.

Sanders çekilince Joe Biden’in Kasım 2020’de gerçekleşecek ABD başkanlığı seçiminde Trump’un karşısına çıkacağı neredeyse kesinleşti.

Aslında Trump’la Obama yarışacak, çünkü Biden’in, Obama döneminin devamı olacağını söylemek için vasat bir zekâ yeter.

Keza bunu Noam Chomsky’de doğruluyor.

Öte taraftan Trump’a duyulan aşırı nefretle beraber “ne olursa olsun yeter ki Trump gitsin” psikolojisi Joe Biden’e Beyaz Saray yolunu açabilir.

Mümkün mü? Mümkün…

Öyle ya, Sanders’in “demokratik sosyalizm” fikirleri ABD açısından bir ilkti.

Kitaplarda öğretilen sosyalizmle ilgisi yoktu olsa olsa İsveç’te hüküm süren, John Rawls’un “sosyal liberalizmiyle” aynı kefeye düşüyordu “demokratik sosyalizm”.

Buna rağmen ABD açısından radikal fikirlerdi, ücretsiz sağlık ve eğitim hizmeti, zenginlerden daha çok vergi alınması tüm Avrupa da yaşanan orta sınıf isyanının taleplerine denk düşüyordu.

ABD’de de destek bulmadı değil, müesses nizam Trump’un seçilmesinden sonra bir kez daha çatırdayabilirdi.

Bence korkulan da bu oldu, Sanders’in “radikal” bulunan fikirlerine rağbet edilmemesi Trump’un seçilmesinden sonra ikinci kez yeni bir maceraya girişilme korkusuyla açıklanabilir.

Halbuki özellikle koronavirüs salgınından sonra ABD sağlık sisteminin tel tel dökülmesi, hastane önündeki morg tırlarının görüntüleri, New York Valisi Cuomo’yla Trump’ın atışması; Sanders’in vaatleri arasında bulunan ücretsiz sağlık hizmetini yeniden gündeme getirebilirdi.

Öyle olmadı… Oysa düşünün… New Yorker’dan Eric Lach’ın yazdığı gibi 2016 ön seçimlerinde Hillary Clinton’a kaybeden Bernie Sanders olmuştu. Ama bugün konuşulan Clinton değil, Sanders hala, geriye onun fikirleri ve destekçileri kaldı.

Eric Lach ve Trump’un birleştiği tek konu belki de Elizabeth Warren’in Sanders’in destekçileri tarafından asla affedilmeyecek olması…

Süper Salı’da Warren çekilip Sanders’i destekleyeceğini açıklasaydı bugün “Bunak Joe” lakaplı Biden’in Trump’un karşısına çıkması en azından bu kadar kolay olmayacaktı.

Şimdi Sanders destekçilerine “Trump’a karşı Biden’i destekleyin” dese bile bunun kabul görmesi de pek mümkün gözükmüyor.

Neticede Sanders’in “demokratik sosyalizm” kavramıyla kazanabileceğine ABD toplumu inanmadı, inanmadığı gibi de Trump’dan sonra yeni bir maceraya girmek yerine Obama’nın desteklediği ve “kukla” rolü görecek Biden daha kontrol edilebilir geldi.

Joe Biden’in Türkiye ile ilgili düşüncelerini merak ediyorsanız… Türkiye’nin Suriye politikalarını ABD için problem gören ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de engellenmesi gerektiğini savunan aynı Joe Biden.

Zaten 15 Temmuz darbe girişimini darbe bastırıldıktan sonra kınayan da ABD Başkanı Barack Obama değil miydi?

Onun yardımcısı aylar sonra Türkiye’ye gelen ve “darbe girişimine gerektiği gibi tepki veremedik” diye itiraf eden de Joe Biden’in ta kendisiydi.

Daha o zamanlar yakından tanımıştık zira.

Kim derdi maske nasıl kullanılmalı diye…

Tara Parker tarafından New York Times gazetesinde maskenin nasıl kullanılacağı anlatılmış.

Fotoğrafı görüyorsunuz, doğru kullanım bu şekilde olmalı.

Yazıda… “Maskenizi burnunuzun üzerine gelecek şekilde ve çenenizin altına kadar çekerek takın. Maskenin bağcıklarını veya lastiklerini kulak arkasından sıkıca geçirip boşluk kalmayacak şekilde maskenizin yüzünüzü kapatmasını sağlayın.” deniyor.

Ve şunlara dikkat edilmesi uyarısında bulunuluyor:

“Maskenizi takmadan önce ve sonra mutlaka ellerinizi yıkayın… Maskenizi çıkartırken önüne dokunmayın… Apartman içinde maskenizi mutlaka takın. Asansör ve merdivenler enfekte alanlardır.”

Kim tahmin ederdi 21. yüzyılda, 2020 yılında bu günleri yaşayacağımızı…

Koronavirüsle ilgili yalan haberlere dikkat… 

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü’nün teyit organizasyonu First Draft News, koronavirüsle ilgili bilgilen yaklaşık üçte ikisinin yanlış yöne çekildiğini açıklamış.

Yapılan çarpıtmaların oranı yüzde 38.

Raporda en fazla yapılan çarpıtma olarak şu gösteriliyor:

“Virüs yüksek sıcaklıklara dayanıksız olduğu için güneş, 27 derecelik bir sıcaklıkta koronavirüs öldürerek ortadan kaldıracak.”

Bu iddia ilk olarak Trump tarafından ortaya atıldı…

Sıcaklıkların artmasıyla birlikte salgının duracağı.

Açıkçası Bilim Kurulu’nun böyle bir araştırması var mı bilmiyorum, ama merak ediyorum hava sıcaklığının artması virüsü öldürüyor mu?

O değil de kafa tokuşturma tarih olsa ne iyi olur!

ABD Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü Başkanı Anthony Fauci, “bir daha asla el sıkışmamız gerektiği” üzerine bir açıklama yapmış.

Ve eklemiş:

“Yalnızca koronavirüs salgınını önlemede yararlı olmakla kalmayacak, muhtemelen grip vakalarını önemli ölçüde azaltacaktır.”

Açıkçası bırakın el sıkışmayı insanlara sarılmayı özledim, bu günler bitince hiç tanımadığım kişilere bile sarılabilirim.

Ama Türkiye’de yaygın olan kafa tokuşturma bu vesileyle tarihe karışırsa hiç fena olmaz!

İstanbul’un trafiğini bile özlemek aklımıza gelir miydi? 

Fotoğrafı görüyorsunuz… İstanbul’un sokakları bomboş.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yaklaşık bundan 2-3 hafta önce de Türkiye’de hayatın yüzde 90 oranında durduğunu açıklamıştı.

Cuma akşamı açıklanan 48 saatlik sokağa çıkma yasağının ardından İstanbul “hayalet şehir” gibi oldu resmen.

Trafiğini bile özledim şahsen İstanbul’un.

Bu günler geçince trafikle ilgili tek bir kelime etmeyeceğim.

Sezen’i sahnelere alalım… 

Sezen Aksu’nun yeni şarkısı…

“Ne Yapayım Şimdi Ben?”.

Bayıldım… Ama yeter mi, yetmez.

Şu salgın bitsin de sahnelere yeniden dönse keşke Sezen Aksu, bu yetmiyor, şarkıların tadı damağımızda kalıyor.