KAYIP SÜPER KUPA

Geçtiğimiz cumartesi akşamı Olimpiyat Stadı'nda dolu tribünler önünde Trabzonspor, Sivasspor'u 4-0 yenerek sezonun resmi açılış maçında Süper Kupa'nın sahibi oldu.

Geçtiğimiz cumartesi akşamı Olimpiyat Stadı’nda dolu tribünler önünde Trabzonspor, Sivasspor’u 4-0 yenerek sezonun resmi açılış maçında Süper Kupa’nın sahibi oldu. Geçen sezon Trabzon Ligi, Sivas’ta Kupa’yı kazandığı için statü gereği böyle olması gerekiyordu ve oldu. Aslında geçen sezonun kupasının bu sezon başında oynanması da ayrı bir garabet. Bu finale bu güzide takımlarımız geçen seneki kadrolarıyla hak kazandılar mesela ama aradan geçen aylarda o kadrolardan birçok futbolcu ayrıldı, yerlerine yeni yeni adamlar geldi ya neyse en büyük derdimiz bu olsun. Dert ettiğimiz şeye bakınız.

Süper Kupa söz konusu olunca fikr-i takip gereği bizim aklımıza bu sene oynanandan ziyade oynanmayan 2010-2011 Süper Kupa’sı geliyor tabiatıyla. Hani 3 Temmuz şike kumpası patladıydı da o hengâmede arada kaynadıydı, hatırlarsınız Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında oynanacaktı. Erzurum’da ve 31 Temmuz’da oynanması kararlaştırılmıştı ama o gün bugündür bu maçtan ses-seda çıkmadı aradan geçen 11 koca seneye ve 3 Temmuz’da yapılanın bir komplo olduğu, düzmece olduğu ve malum yapılanmanın (FETÖ) ürünü olduğu Türk Yargısı’nın bütün kurum ve katmanlarınca defalarca karar altına alınmasına rağmen bu maçı oynatacak bir babayiğit çıkmadı ortaya.

“Ne şikesi vatan elden gidiyor” tespitinin haklılığını 15 Temmuz’da acı bir şekilde tecrübe etmemize rağmen ne hikmetse 15 Temmuz ruhu bile bu kayıp süper kupayı sahibine vermek için gereken o maçı oynatmaya gücü yetmemişti. Balık hafızalı bir toplum olduğumuz gerçeğinden hareketle yakın zamanda 15 Temmuz’da başımıza gelenleri de unutup/unutturulup hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edeceğimiz de bir vakıadır.

Ne hikmetse hangi federasyon olursa olsun fark etmiyor. TFF’de bir odak ve medyadaki hempaları bu konunun üzerini itinayla örtüyorlar. Gelen-giden seçilmişlere ne bahane uydurdukları az-çok biliniyor ve aman başkanım bu konu “cıss” diyorlar, sakın bu konuyu gündeme getirme yoksa yanarsın. (aslında kendileri yanacak ama seçilmişler cesur değil ki)

Hasan Doğan federasyonu olmak için yola çıkıp Haluk Ulusoy federasyonu olma yolunda azimle ilerleyen yeni TFF’den de bir beyanat duyamadık henüz ama “ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz, şahsın görülür rütbe-i aklı, eserinde” diyelim uzatmayalım.

Bu kayıp süper kupanın bir kulpundan Fenerbahçe, diğer kulpundan Beşiktaş tutarak Erzurum’da, Katar’da, Almanya’da hatta Patagonya’da sahaya çıkmadan bu konu kapanmayacak. En azından biz fikr-i takip gereği zaman-zaman hatırlatacağız.

Nihat Özdemir zamanında bu konu yine-yeni-yeniden gelmiş ve hatta Nihat Bey uzatılan mikrofonlara olumlu görüş bildirmişti ama gene olmadı artık ne olduysa –iyi saatte olsunlar-  karıştı bu işe de galiba.

Sorunları çözmeyip zamana yaymak, soruna taraf olanları sürekli “alesta” tutmak, beklentiyi yönetmek çok eski bir tarz yöneticilik ama günümüzde uygulayanların varlığını gözlemliyoruz. Halbuki çağdaş işletmecilik çözülmüş her problemi ilerlemenin itici gücü olarak değerlendiriyor.

Yarından sonra Perşembe günü Konferans Ligi’nde Ay-Yıldızlı bayrağımızı temsil edecek takımlarımıza, Fenerbahçe’ye, Konya’ya ve Başakşehir’e başarılar diliyoruz. Güzel Ağustos’lar hepimize.