İYİLİK YAPMAK ZORUNDA DEĞİLİZ!

ERAY YAĞANAK 18 Oca 2021

Kötülük şarkıları çalıyor dünyanın her yanında.

İyilik değil ancak kötülük şu anda olmakta olanın ve gerçekliğin inkârı olarak şeffaflaştı. Kötülük yaparak aklı kendi varoluşumuzu olumsuzlamanın aracı haline getirdik. Şiddeti, “kötülüğün kini ve dehşeti” olarak kaba bir yaşam biçimine dönüştürdük. İyiliğin ortaya çıkardığı incelikten yoksun hale geldik.

Kötülük şarkıları çalıyor dünyanın her yanında. İyiye karşı kötünün şeffaflığıyla karşı karşıyayız. Kötülük iyiliğin üzerini örter hale geldi. Yeni bir şiddet vakasına tanık olmamak için başımızı yere eğer olduk. Bakışlarımızı göz kapaklarımızın ardına sakladık. Bir kulağımızın işittiğini diğer kulağımızla unutur olduk. Herkesin gördüğüne kör, herkesin duyduğuna sağır oldukça saklandık. Biz saklandıkça şiddet daha fazla görünür oldu. Şiddet uygulamada o kadar ustalaştık ki yeni şiddet türleri keşfetmedeki becerimiz zaman üstü bir noktaya ulaştı. Şiddete değil ama zaman içinde çeşitlenen şiddet uygulama becerilerimize hayret eder hale geldik. Şiddetin şiddetine maruz kaldıkça kavrayışlarımız dönüştü zaman içinde. İyilik yapmak değil, kötülük yapmamak insan için makbul hale geldi. Masumiyet iyilik yapmaya değil, kötülük yapmamaya bağlandı.      

İnsan, masumiyetini, hem semavi dinlerin buyrukları hem etik ilkeler hem de hukuk kuralları karşısında herhangi bir eylemi yapmadığını söyleyerek gerekçelendirmeye çalışır. Masumiyet, iyilik ve kötülük söz konusu olduğunda önce “yapmadım”a bağlanır. Tıpkı On Emir’de olduğu gibi. On emrin neredeyse tamamı (-mayacaksın) ile biter. Eski Mısırda da böyleydi. Masumiyet, orada da, “adaletsizlik yapmadım, yağmalamadım, çalmadım, öldürmedim, öldürtmedim” gibi ifadelerle kanıtlanmaya çalışılırdı. Bu, Osiris’in karşısına geçen herkesin vermesi gereken bir hesaptı. Tanrılar “-yaptın mı?” diye sorar, kullar “yapmadım” diye cevap verir.  

Bu dünyada hiç kimse inancınızın gereğini yapıyorsunuz diye sevap, yapmıyorsunuz diye günah yazamaz size. İnanca dair yaptıklarımızın ya da yapmadıklarımızın sevabı ve günahı bu dünyada değildir. Hesabı bu dünyada verilmez. Bu nedenle, masumiyetin ölçüsü ve değeri bu dünyayı aşar. Bu hesabı bu dünyada sormaya çalışanlar var. Onlar aslında yapmamaları gereken bir şey yaptıklarının farkında değiller. Onlar, kendilerine yapmamaları söylenen şeyi Allah adına yaptıklarını söyleyerek bir günaha başka bir günah ekleyenlerdir. Onları Allah’a havale etmekten başka çaremiz yok. Allah ıslah etsin onları.

Etik ilkeler ve hukuk kuralları da bir şey yapmaya değil yapmamaya bağlanır. Genel kabul gören etik ilkelere, buyruklara uygun olmayan davranışlarda bulunduğunuzda ayıplanırsınız, dışlanırsınız. Hukuk kurallarına karşı davranışlarda bulunduğunuzda cezalandırılırsınız. O halde, “yapmak” değil “yapmamak” önemli. Ancak bu dünya içinde yaptıklarımızın ya da yapmadıklarımızın hesabını Allah’a havale edemeyiz. İçimizdeki kötülük tohumlarının ürünü olan “başka”ya, “öteki”ne yönelik şiddeti gelip geçici cinnet getirme anlarına bağlayamayız. Şiddeti ortaya çıkaran ve insani varoluşun sürekliliğini kesintiye uğratan şu soruya odaklanmak zorundayız: İnsandaki kötülüğün nedeni nedir?

Bu soruyu cevaplamak kolay değil. İnsandan yapmaması istenen ancak insanın söz dinlemeyerek, o ilk emre karşı itaatsizlik etmesinin ortaya çıkardığı günaha kadar gidilebilir bu sorunun cevabını bulmak için. Ne var ki bu kadar zamanımız yok. Biz cevabı geçmişte aradıkça varlığımız ve geleceğimiz yeni bir şiddet türünün tehlikesi altına giriyor. İyilik yapmakta değil ancak bulduğumuz yeni şiddet türleri ile kötülük yapmakta ustalaşıyoruz.

İyilik değil ancak kötülük, şu anda olmakta olanın ve gerçekliğin inkârı olarak şeffaflaştı. Kötülük yaparak aklı kendi varoluşumuzu olumsuzlamanın aracı haline getirdik. Bunu o kadar ustalıkla yapar hale geldik ki hem bedensel hem de toplumsal uyumu bozduk. Şiddeti, “kötülüğün kini ve dehşeti” olarak kaba bir yaşam biçimine dönüştürdük. İyiliğin ortaya çıkardığı incelikten yoksun hale geldik.

Herhangi birini iyilik yapmıyor diye ne dini ne etik olarak suçlayabilir ne de hukuki olarak cezalandırabiliriz. Buna hakkımız da yok. Bunun hesap verme yeri insanın kendi vicdanıdır. İyilik yapmak zorunda değiliz bu nedenle. İyilik yapmak gibi bir yükümlülüğümüz yok ancak hem dini hem etik hem de hukuki olarak kötülük yapmamakla yükümlüyüz. İyilik yapmıyorsak kötülük de yapmayalım hiç olmazsa.

Not: Şiddetin farklı disiplinler açısından ele alınıp incelendiği farklı şiddet türleri için bakınız. “Şiddet: Tanımadığın düşmanı yenemezsin.” Editör. Bahar Urhan ve Ayşad Güdekli, Gazi Kitabevi, Ankara, 2020.