İSTANBUL'U GÖREBİLMEK!

Fehmi KETENCİ 21 Kas 2021

Bugünlerde İstanbul'da dolaşırken gözüne takılan, olmaması gereken bazı keyfekeder durumlardan yazılarımda söz edeceğim.

Geçtiğimiz hafta başladığım, güzel İstanbul’umuzu tanımak için zaman zaman yazacağım “İstanbul’u tanımak!” ana başlıklı yazılarıma “gelecek haftadan itibaren devam edeceğim” demiştim ama güncelliği nedeniyle bir konuyu araya yerleştirmek zorunda kalmıştım. O nedenle bir hafta ara verdikten sonra bugün “İstanbul’u Tanımak” konulu yazılarıma devam ediyorum.

Bugünlerde İstanbul’da dolaşırken gözüne takılan, olmaması gereken bazı keyfekeder durumlardan yazılarımda söz edeceğim. Bu konuda yazı yazmaya başladığımda üstüne basa basa söylemiştim; “İstanbul, onaltımilyonu aşan yerleşik, günübirlik veya kısa süreli gelen ziyaretçileri ile yirmi milyona varan nüfusu ile Avrupa’da birçok ülkeden daha kalabalık, dünyanın gözbebeği bir metropolün yönetimi, bir ülkeyi yönetmekten daha da zor bir büyük şehir.”

      Dünyanın gözünün üzerinde olduğu, ziyaret etmek veya gezi planları yapılırken ilk sıraya yazılan bir metropol. O nedenledir ki; İstanbul; sadece yerleşik yaşayanlarına değil, turistik gezinin yanı sıra, ziyaret için gelen konuklarına da unutamayacakları güzellikleri, turizm, tarih ve kültür zenginliklerinin yanı sıra, özel hizmetleri sunabilmek görevini üstlenmek durumunda. Bu sorumlulukları yüklenen İstanbul’u yönetmek hiç de kolay değildir.

      Yazı yazmaya başladığım dönemlerden beri, İstanbul’da göze batanlar konusuna eleştirel gözle bakarken bunu asla göz ardı etmemeye özen gösterdim her zaman. Tüm bu hizmetleri yaparken, zamana sığdırılamayan veya diğer güncel işlemlerin yürütülmesi sırasında öncelik sırasına takılarak bazı hizmetlerde ötelenme, eksiklik yapılmış olması asla unutulmamalıdır. Ben yazılarımda buna özellikle dikkat etmişimdir..

      İstanbul’a hizmet edenler ellerinden geleni yapmaya çalışmışlardır. Eksikler, hatalı yapılmış işler yapılmadı mı, tabii ki yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da zaman zaman dile getirdiği gibi. “İstanbul’a ihanetler de edildi”. Özellikle de; çevrenin, kültürel ve tarihi varlıklarının korunması konusunda yapılmaması gereken yanlışlar, kontrolsüz yapılaşma, betonlaşma, yerleşim ve imar planlarında yapılan hatalı uygulamalar sonrasında oluşan zayıf altyapılı yerleşim alanları. İyice başka amaçlara doğru yol alan, görünür bir şekilde imar rantına dönüşen yeniden yapılaşma. Tüm bunlara rağmen iyi yönetme konusunda bir ışığın iyice parlamaya başladığı İstanbul’un hala yapılan hatalardan yaşadığı rahatsızlıktan kurtulamadığını görebiliyoruz.      

      İlk yazımın bir bölümünde bir kez daha hatırlatmak istediğim bir bölümü bugün de buraya aktarmak istedim. Söyle bir genel anlatılma ile, İstanbul için önemli olan bir konuyla ilgili yorumumu şöyle özetlemiştim;  

      “Tüm yapılanlara rağmen hızla göç alan İstanbul, kalabalıklığının oluşturduğu zorluklarıyla, hala tam olarak çözülemeyen dillere destan trafik yoğunluğuyla bilinen, bunun yanı sıra; tarihi özellikleriyle, kültür varlıklarının zenginliğiyle ve jeolojik yapısının cömertçe sergileyebildiği çevre ve doğal güzelliğiyle dünyada yaşanan birçok ülke insanı için hala merak edilen ve görülmesi hayal edilen bir metropoldür. Tarihi, kültürel ve özellikle çevre güzelliğine oldukça zarar vermiş olmamıza rağmen öylesine zengin bir metropol ki, hala “adından söz edilebilen ve merak edilen bir kent” tanımını yaşatabilmektedir.”

      İstanbul’da genelde yapılanlar kontrol edilmede oldukça iyi bir şekle dönüşmeye başladı ancak tüm bunları yaparken “sinek küçüktür ama murdardır” denilebilecek detaylarda kalabilen bazı küçük hata veya eksikleri de gözden kaçırmamak gerekir.

      Güzel İstanbul yapılması gereken her şeyi fazlasıyla hak ediyor.  

      Detaylarda yapılan eksikler veya unutulanlar konusunda nelerin varlığını iyice netleştirebilmek, günler içinde bunları iyi gözlemleyebilmek için fırsat bulabildikçe İstanbul’da dolaşıyorum. Dolaşırken de, İstanbul’un var olan toplu taşımasını kullanıyorum. Neredeyse tüm raylı sistemin vazgeçilmez konuğu olmuş durumdayım. Gördüklerimi periyodik olarak buraya aktaracağım tabii ki..

      Bu arada, vaka ve beraberindeki vefat sayılarında durumun neredeyse bir aydan beridir belli bir oranda takılı kalması, hiçbir iyileşme durumu göstermemesi, nedeniyle biraz tedirgin olmadığımı da söyleyemem. Pandemideki durum için almam gereken önlemleri daha da sıklaştırdım.