İDLİB'İN ÖĞRETTİKLERİ

Faruk AKTAŞ 10 Mar 2020

Türkiye'nin, Suriye konusundaki çıkarlarının hangi aktörlerin çıkarlarıyla ne kadar uyuştuğunu hangilerinin çıkarlarıyla ne kadar ters düştüğünü doğru tespit ederek, hareket tarzını ona göre belirlemelidir.

Türkiye’nin, Rusya ile imzaladığı İdlib mutabakatının ardından ülkemizi de içine alan hatta üçüncü dünya savaşına neden olabilecek büyük bir felaketin kıyısından dönüldü.

Kimin ne kadar taviz verdiği, kimin ne kazanıp ne kaybettiği bir yana Türkiye açısından bu kadar büyük bir keşmekeşin ortasından bu mutabakatı kotarmak büyük bir başarı olarak addedilmelidir.

Lakin imzalanan mutabakat krizin bittiği, sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor.

İdlib krizi Suriye sorunu çözülene kadar devam edecek.

Kalıcı çözüm ancak Suriye’de taşların yerli yerine oturmasıyla mümkün olabilecek.

Dolayısıyla Suriye krizi çözülene dek İdlib’deki sorunu doğru yönetmek önem arz ediyor.

İdlib’in doğru yönetilmesi aynı zamanda Suriye krizinin çözümüne de katkı sunacak şüphesiz.

Günümüz dünyasında dost-düşman kavramlarının bütünüyle çıkar hesapları üzerinden belirlendiğini artık iyice öğrendiğimize göre Türkiye’nin, Suriye konusundaki çıkarlarının hangi aktörlerin çıkarlarıyla ne kadar uyuştuğunu hangilerinin çıkarlarıyla ne kadar ters düştüğünü doğru tespit ederek, hareket tarzını ona göre belirlemelidir.

Açıktır ki Türkiye’nin çıkarlarının en fazla ters düştüğü ülke ABD’dir.

Hatta Washington’un çıkarlarını, hesaplarını ve politikalarını önemli ölçüde Türkiye’nin zayıflatılması üzerine kurduğu da sabittir.

Zira ABD’nin Suriye’nin bölünmesi ile ilgili hesaplarını büyük ölçüde Türkiye’nin bölünme endişelerini tetikleme üzerine kurmuştur.

Babasına bedava bir kuru ekmek vermeyen ABD’nin, 2014’ten bu yana PKK’nın Suriye kolu PYD’ye binlerce TIR dolusu silah vermesinin başka bir izahı yoktur.

Dolayısıyla Türkiye, ne edip edip çok hızlı bir şekilde Rusya ile ortak bir Suriye politikası üzerinde anlaşarak ABD’nin bu hesaplarını boşa çıkarmaya yoğunlaşmalıdır.

Bu söylediklerimden hiçbir şekilde Türkiye’nin tamamen Rusya ile birlikte hareket edip ABD ile karşı karşıya gelmesi anlaşılmamalıdır.

Bu, çıkarların uyuşması ya da çatışması üzerinden basit bir hesap yapma gerekliliği ile ilgilidir.

Kaldı ki daha önce birçok kez dile getirdiğim gibi ABD, 2018’den bu yana Türkiye ile ilgili söz konusu hesaplarını salt Suriye’de PYD üzerinden hayata geçirmenin güçlüğünü gördüğü için bunu Irak üzerine yayma çabalarına girişmiştir.

Irak’ta geçtiğimiz ekim ayından itibaren başlayan ve her geçen gün daha da çetrefilleşen siyasi kaos ve istikrarsızlık da ABD’nin bu planlarının bir sonucudur.

Suriye sorunu çözülse bile yakın dönemde Türkiye’nin ve bölgenin uğraşacağı en büyük sorun Irak olacaktır.

Irak parçalanmaya çok çok yakındır.

Derinleşen siyasi kaos ülkeyi her an büyük bir iç çatışmaya sürükleyebilir.

Yani Irak her an Suriye’ye dönebilir.

Irak’ın Türkiye’ye yansımaları Suriye sorunundan bile daha büyük olacaktır.

Türkiye, Suriye sorunu ile boğuşurken yanı başındaki Irak’ta her geçen gün büyüyen yangını görmeli, ona göre önlemlerini almalıdır.

Fırat Kalkanı, Zeytindalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla ve yapılan siyasi hamlelerle ABD’nin Suriye’de PYD üzerinden bir devletçik kurma planları boşa çıkartıldığı gibi aynı şekilde Irak’ta da atılacak güçlü askeri ve siyasi adımlarla aynı planın revize edilen halinin de hayata geçirilmesi engellenebilir.

Kanaatimce Türkiye, ABD’nin Suriye politikasının Irak’a uyarlanmış halini önleme konusunda henüz yeterince güçlü bir hamle yapamamıştır.

Türkiye bu konuda gecikmektedir ancak henüz iş işten geçmiş değildir.

Irak’ta yanan ateş sınırlarımıza dayanmadan her türlü önlem alınmalı, gerekli hamleler yapılmalıdır.

Aksi halde o ateşin bizi yakmasını önlemekte çok zorlanabiliriz.