HİTLER'İN PSİKANALİZİ VE NAZİ ALMANYA'SINI DOĞURAN SEBEPLER

Bugünkü karikatür örneklerini anlayabilmek için tarihin gelmiş geçmiş en büyük megalomanlarından olan deli-dâhi Hitler'in Langer tarafından oluşturulan karakter tahlilini bugün özetleyeceğim.

Bugünkü karikatür örneklerini anlayabilmek için tarihin gelmiş geçmiş en büyük megalomanlarından olan deli-dâhi Hitler’in Langer tarafından oluşturulan karakter tahlilini bugün özetleyeceğim. Daha sonra Almanya gibi büyük ve medeni bir toplumun nasıl olup da bu delinin peşine düştüğünü açıklamaya çalışacağım. Umarım ki, Hitler benzeri liderlerin güce ulaşmasının sırları bu yazıda ortaya çıkacaktır.

HİTLER’İN KARAKTER TAHLİLİ

Anne ve Baba Figürleri

Hitler’in alt gelir grubunda bir ailenin silik bir çocuğu olduğundan bahsetmiştik. Langer’ın araştırmasının sonuçlarına göre Hitler’in babası bir alkolikti ve hem karısına hem de çocuklarına sürekli ve düzenli şiddet uygulamaktaydı. Babası çocuk Hitler için ideal bir örnek olmaktan çok uzaktı. Öte yandan annesi Hitler’e aşırı bir sevgi göstermekte ve onu şımartmaktaydı. Bunun sebebi olarak Hitler’den önce iki veya üç çocuklarını bebekken kaybetmiş olmaları ve Hitler’den daha sonra doğan küçük kardeşinin de daha altı yaşına gelmeden ölmüş olması gösterilmektedir. Bu yüzden Hitler’de annesine karşı derin bir sevgi ve bağlılık, babasına karşı da derin bir nefret oluşmakta idi. Öyle ki, Langer çoğu zaman çocuk Hitler’in kendisini babasının oğlu olarak görmediği algısına sahip olma ihtimalinin yüksek olduğundan bahseder. Annesini zalim babasının tahakkümünden kurtarmak onun içinde saplantılı bir düşünce olarak gelişir.

Langer’a göre Hitler’in muhayyilesinde anne imajı ana vatan (das Mutterland) olarak tanımladığı Almanya ile, baba imajı da atavatan (das Vaterland) olarak tanımladığı Avusturya’dır. Almanya idealine böyle tutkuyla bağlı olup Avusturya’dan bu kadar nefret etmesinin sebebi de budur. Bu yüzden ilk fırsatta Avusturya’yı ortadan kaldırmıştır. Daha sonra baba imajının yerini Birinci Savaş’ta yenilgiyi kabul eden Alman Devlet adamları alır. Artık yeni düşman belli olmuştur: Sosyal Demokratlar, Kralcılar ve Marksistler. Zamanla buna Yahudiler ve İngiltere, Fransa ve Rusya gibi devletler de eklenmiştir. 

Ölüm korkusu ve ölümsüzlüğe olan tutkusu

Hitler çocukluğundan beri ölmemesi için üzerine titrenen bir çocuktur. Çocukluğunda yaşadığı travmalar, her çocukta görülebilecek ruh sıkıntılarını marazi hale getirmiş ve sonunda nevroza (ruh hastalığına) dönüştürmüştür. Ölümün ve dolayısıyla ölümsüzlüğün bir takıntı haline gelmesi işte bu hastalıklı bakış sebebiyledir

Tanrı tarafından seçilmiş bir lider olduğu inancı

Çocukluğunda bütün kardeşleri ölürken kendisinin yaşaması, savaşta cephede birkaç defa birliğinden sağ kurtulan birkaç kişiden biri olması, en ön saflarda hücuma katıldığı halde ölümden kurtulması, Langer’a göre onda Tanrı tarafından korunduğu gibi bir düşünceye yol açmıştır. Bu zamanla Tanrı tarafından seçilmiş olduğu inancına dönüşmüştür.

Büyük yapılara ve inşaata olan tutkusu

Hitler’in en memnun olduğu işler büyük otobanlar, dev stadyumlar, büyük ve görkemli binalar gibi büyük yapıların inşasıdır. O bu tür yapılarla kendi, büyüklüğünü ve kutsallığını dışa vurmaktadır. Aynı zamanda kendi ölümünden sonra da, bu dev inşaatlar sayesinde kendi adının sonsuza kadar yaşayacağını, ölümsüz olacağını düşünüyordu.  

Manik depresif kişilik bozukluğu ve üstünlük kompleksi

Bu yüzden Langer’a göre, Hitler’de manik depresif kişilik bozukluğunun yanı sıra, aynı anda hem aşağılık hem de üstünlük kompleksleri vardı. Buna mazoşizm (acı duymaktan ve eziyetten zevk alma) ve sadizm (acı vermekten zevk alma) hastalıklarını da ekler. 

NAZİ ALMANYASININ TARİHİ KÖKLERİ

Martin Luter ve protestan reformu

Alman tarihinde Yahudi düşmanlığını ilk telaffuz eden Martin Luther’dir. Aynı zamanda İncil’i Almancaya çevirmiş ve kendisine bağlı kiliselerde Almanca ibadeti ön koşul haline getirmiştir. Bu Alman milliyetçiliğinin başlangıcını teşkil etti. Martin Luther vaazlarında Yahudilere, Türklere ve Katolik kilisesine ağza gelmedik küfürlerle saldırmıştır. Aristokratları desteklemiş ve topraksız köylülerin isyanını merhametsizce bastırmalarını istemiştir. Bu adam cesur, mert ve dürüst bir adamdı. Aynı zamanda sert, merhametsiz, bağnaz ve kabaydı. İşte Almanların inanç önderi bu kişiydi.

Prusya militarizmi ve itaat kültürü

Prusya Almanya’nın doğusunda Sparta gibi örgütlenmiş militarist bir devletti. On dokuzuncu yüzyılda bile, ortaçağın kaba feodal rejimine (efendi Alman toprak beyi Junkerlerin egemenliğinde Slav asıllı toprak kölelerine) dayalı bir ekonomisi vardı. Prusya devleti üç sacayağı üzerinde duruyordu: Emrine körü körüne itaat edilen dinin ve devletin başı bir kral, merhametsiz ve disiplinli bir ordu ve bağnaz bir bürokrasi. 1866’da itibaren bu Prusya Almanya’nın kaderini eline aldı. Kralları Alman İmparatoru (der Kaiser) oldu, Almanya’da büyük bir Prusya… Böyle bir savaş ve ölüm makinasının Hitler’in işini kolaylaştırdığı aşikârdır.

Napolyon ve sonrasında Alman felsefesi ve Alman milliyetçiliği

Napoleon Bonaparte 1807 Jena Muharebesinde Prusya’yı yendi ve teslim aldı. Almanya’yı küçük prensliklere bölüp kendisine bağladı. Bu travmanın sonucunda Nepoleon istilasına tepki olarak, Fichte ile başlayıp, Hegel ve Treitscke ile devam eden ve Nietsche ile zirvesine ulaşan bir dizi filozof gelecekteki Büyük Prusya’nın düşünsel temellerini attılar. Ayrıntıya girmeyelim. Marx’ın da çok sert bir şekilde eleştirdiği bu filozofların temel önermelerini ele alalım:

Savaşın kutsanması: Hegel ve Fichte’ye göre ırkların ve milletlerin yozlaşması barış dönemlerinde olur. Savaşlar ise yozlaşmış olanların tasfiye edildiği, güçlü ve üstün olanların hayatta kaldığı bir temizlenme ve arınma dönemidir.

Almanların yozlaşmamış tek millet olması: Fichte’ye göre hemen hemen bütün Avrupa yozlaşmış ve melezleşmiştir. Kendi ırki gücünü ve erdemlerini kaybetmiştir. Avrupa’da sadece Almanlar karışmamış, yozlaşmamış olarak kalmıştır. Bunun delili en saf dilin Almanca olmasıdır. Almanya’nın hükmetme zamanı gelecektir.

Devletin Tanrılaştırılması: Devlet Hegel’e göre “zamanın ruhudur” ve Tanrının insanlar arasında tecessüm etmiş (cisimlenmiş) halidir. Bir insan için en büyük erdem sorgusuz sualsiz devlete itaat etmektir. Devletin karşısında birey veya vatandaş bir böcekten farksızdır.

Kahramanlar Kültü:  Hegel ve Treitschke’ye göre, Almanlar arasından “her türlü ahlâk kuralından bağımsız, sert ve merhametsiz” seçkin bir azınlık yükselecek ve bütün Almanlar ve Alman Devlet’i bu azınlığın yönetimine girecektir. Bu “kahramanlar” insanlığın ve uygarlığın geleceğini şekillendirecektir.

Üstün İnsan: Nietsche’ye göre insanlığın geleceği “sert, acımasız, sorunları güçle çözen, muhteşem sarışın kaba insandadır.” Bu insan, tabiî ki Ariler arasından, muhtemelen de Ariler arasındaki seçkin azınlık olan “kahramanlar” arasından çıkacaktı. Nietsche bu insana Übermensch / üstün insan adını vermekteydi.

Bu kadar özgün kafanın savurduğu bu pespaye palavraların Hitler’inki gibi çarpık bir zihinde nasıl yankılar bulacağını siz düşünün. Dahası Almanların çoğunun bu sözlerden etkilendikleri ve Almanya’nın dünyaya hükmetme zamanının geleceğini düşündükleri de açıktır. Halâ daha, Almanlar toplumsal kurallara körü körüne itaatleri ve disiplinli hayatları ile tanınırlar. Hitler için yöneteceği bundan daha iyi bir halk bulunamazdı.

Kapitalizm: Hiper enflasyon ve Büyük Buhran

Hitler’in tek adam rejimine ve acımasız diktatörlüğüne Almanya’yı hazırlayan son etki de iktisadi krizle geldi. Önce 1920’li yılların başında ortaya çıkan Hiper enflasyon, bütün Alman ekonomisini perişan etmiş, servetler bir gecede toza dönmüştür. Hiper enflasyon sonrasında tam her şey düzelirken, bu sefer de, 1929 Buhran’ı patlak verdi. İşletmeler iflas etti, işsizlik yüzde 40’lara çıktı. Alman halkı sisteme umudunu yitirmiş ve bir kurtarıcı arıyordu.  

KARİKATÜR HİTLER’LERİ TANIMA KLAVUZU

Şimdi merak ettiğiniz ileri demokrasi liderlerini bu şartlara göre değerlendirin. Eğer bir ülkede savaşın kutsallığı ve devletin tanrılaştırılması temel değer olarak yaygınsa, üstüne üstlük ağır ekonomik krizlerle iktisadi ve sosyal düzen alt üst olmuşsa, orta ve orta alt gelir gruplarına dayalı bir popülist siyasi hareketin ortaya çıkma ihtimali artmaktadır. Bir de bu siyasi hareket, Hitler gibi çarpık kafalı bir megalomanın liderliğinde gidiyorsa sonucun nerelere kadar gideceği belli olamaz.