HİÇ OLMAK

Hiçlik makamına ulaşmak için "Ben"siz kalsın ortalık… "Sen"siz kalsın bu dünya…

Ve bir gün Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:

-Kimsin? “Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce bu defa Hoca sormuş:– Sen kimsin?“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara. Sonra ne olacaksın?” diye sormuş gene Nasrettin Hoca.– Herhalde vali olurum. – Daha sonra?– Vezir– Daha daha sonra ne olacaksın? – Bir ihtimal sadrazam olabilirim.– Peki, ondan sonra? ”Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.”– Daha niye kabarıyorsun be adam! Ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: “Hiçlik makamında!” Makamların en üstünü… Hiçbir şeye ait olmamak ve hiçbir şeyi sahiplenmemek. Kuş gibi hafif olmak da diyebiliriz. Makam-mevki derdi olmayınca kibir de olmaz gurur da olmaz. Kısacası kafayı sıyıracak derdin de olmaz. Sadece “HİÇ” kalır. Ben bile kalamaz. Sen bile kalamazsın. Sonra yaşarsın işte… Gördüğün renkler canlanır. Bakma amacın bile değişir. Duyduğun sesler farklılaşır. Rahatsız edici hiçbir ses duyamazsın çünkü sana söylenen bir şey yoktur. Hepsi bir Hiç’ e söylenir. Dinlerde, inanışlarda, eğilimlerde sık rastlanır bu olguya. Hiçlik makamı… Ulaşmak için kendinden olursun. En sevdiğin egonu terk edersin. Şişman egonu görünmeyecek kadar küçük olan iğne iğne ile patlatırsın. Bu da “Ben”den duyduğun son ses olur. Kulağa çok gizemli ve kolay geliyor ama değil. Yirmi birinci yüzyılda bu kadar uçuk davranmak olamaz diyenler de olur. Haksız da değiller. Dünya kalabalıklaştıkça yalnızlığımız da artıyor. Ters bir orantı değil mi? Normalde sayımız arttıkça daha çok ilişkili olmamız daha fazla iletişim yaşamamız lazım. Ama kolay değil demiştik. Bu kalabalığın içinden gelen seslere “Ben” ile cevap vermemek. Ben cevap vermez isem “Sen” cevap verir. Yüz yüze cevap vermeyince daha rahat oluyor çünkü. Elimizdeki akıllı (!) hacetlerden kusuyoruz ortalığa. Bağıra bağıra isyan ediyoruz…

Hiçlik makamına ulaşmak için “Ben”siz kalsın ortalık… “Sen”siz kalsın bu dünya… 

ÇİKOLATA VE MUTLULUK

İlk çikolata; milattan önce 2000 yıllarında Meksika’da kakao ağacı meyvelerinden sıvı halde elde edilmiştir. Bu zamanlarda çikolata o kadar değerli bir içecekti ki tanrıların içeceği olarak bilinirdi. Hatta Aztekler çikolatayı doğurganlık tanrıçasıyla ilişkilendirmişlerdir. Aztek imparatoru 2.Mantezumanın cinsel gücünü korumak için günde elli fincan çikolata içtiği söylenmektedir. Mayalar; kakao ve çikolataya o kadar değer vermişlerdir ki toplumun önde gelenlerin cenazelerinde ikram olarak sunarlardı. Peki gerçekten çikolata ve kakaoyu bu kadar değerli kılan etken neydi? Gazetelerde, televizyon programlarında, reklamlarda, arkadaş çevremizde sık sık duyduğumuz aynı ve tek cümle vardır çikolataya dair "çikolata ye, mutlu ol " tüm olay bu kadar! Tabi ki de değil; aslında çikolata mutluluk vermez de biz hep yedikçe mutluyuz sanırız, biraz psikolojik bu durum. Neden peki? Öncelikle çikolata kimyasal madde karışımlarından elde edilmiştir. Birçok hayvan deneyinde çikolata yedirilen hayvanların birbirleriyle olan ilişkileri gözlemlenmiş, hayvanların birbirine cinsel açıdan daha çok yaklaştığı görülmüştür. Ancak bu etki insanlar üzerinde yok denecek kadar azdır, evet uyaracı olabilir, ama bu kesinlikle cinsel yönden değildir. Çikolatada triptofan adı verilen bir çeşit aminoasit bulunmaktadır. Triptofan; mutluluk hormonu olarak bilinen seratonin üretimi yapan bir aminoasit çeşididir. Ancak yediğimiz çikolatadaki triptofanlardan ihmal edilecek kadarı beynimize ulaşır. Bu nedenle mutluluk etkisini yok sayabiliriz.

Çikolatanın içinde bulunan başka bir maddeyse anandamiddir. Anandamid ise Sanskritçede "mutluluk" anlamında olan bir nörotransmitter maddedir. Anandamid insanın kendi vücudunda ürettiği esrar benzeri etki gösteren maddedir. Ancak vücudumuzun bu kadar keyif alabilmesi için 25 kg çikolatayı aynı anda yememiz gerekmektedir. Çikolata içinde bulunan başka bir maddeyse "proantosiyanin" dir. Proantosiyanin bir çeşit heyecan verici flavonoidtir. Proantosiyanidin derideki kollojen moleküllerinin yıkımını geciktirmektedir. Yani yaşlanmaya karşıdır. Bunun için bir kare bitter çikolata tüketebiliriz, işte! Çikolata özünde her ne kadar afrodizyak içerikli veya mutluluk verici bir besin olmasada özellikle kadınların her zaman vazgeçilmezi olmaya devam ediyor. Günde 10 gram kadar çikolata tüketmememizde bir sakınca olmamakla beraber, fazlasını tükettiğimizde bizim için fazladan kalori kaynağı olmakla kalmaz, sağlığımız için zararlı olan trans yağlar almamıza neden olur. Çikolatayı mutlu olmak için yemektense, damak zevkmiz için kararınca yemenin bir zararıda yoktur. Önerilen miktarın dışına çıkmadığımız sürece bizim için güzel bir tatlıdır, her zaman.

 GÜNÜN SÖZÜ : BEN OLMA, HİÇ OL