HDP İLE MÜCADELE AMA NASIL?

Faruk AKTAŞ 28 Şub 2020

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun son açıklamasına göre, yurtiçindeki PKK militanı sayısı 500'ün altına düşmüştür. PKK epey süredir Türkiye içinde en küçük bir eylem dahi yapabilme fırsatı bulamamaktadır.

HDP’nin Ankara’da yapılan 4. Olağan Kongresi’nde Abdullah Öcalan’ın fotoğraflarından oluşan bir slâyt gösterisi yayınlanması nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı bu soruşturma kapsamında 14 kişi gözaltına alındı.

Kongrede yaşananlar sonrası bir kez daha HDP’nin PKK ile ilişkisi yoğunca tartışılmaya başlandı.

“HDP, PKK ile arasına mesafe koymalı” diyenler var, “HDP kapatılsın” diyenler var, “HDP kapatılırsa PKK’ya yarar” diyenler, “Demokrasi yara alır” diyenler var.

Bu tartışmalarda en yadırgadığım söylemlerden birisi “Evet HDP, PKK’nın uzantısı ancak bu partiye oy verenlere terörist diyemeyiz” söylemi.

Kimse kendini kandırmasın…

HDP, PKK’nın uzantısıysa –ki öyle- HDP’ye oy verenler de terörist olarak nitelendirilemeyecekse bile en kötü ihtimal “teröre yardım” fiilini gerçekleştirmiş oluyorlar.

Üstelik bilerek ve isteyerek.

Yani, bu yönüyle bakıldığında HDP’ye oy veren herhangi bir kişi, köyüne inmiş elinde silahlı bir teröriste ekmek veren bir köylüden daha az masum değildir.

Hukuk mantığı açısından da böyledir, siyasi etki bakımından da böyledir.

Zira her ne kadar HDP yönetimi, kadroları ve üyelerinin tümü için PKK’lı demek mümkün değilse de bile bu partinin varlık amacı PKK’nın siyasi hedefleri doğrultusunda hizmet etmektir. Ve HDP’nin bu varlık amacının gereğini yerine getirmektedir.

HDP’nin vitrininde ve yönetiminde PKK’lı olmayan bazı kişilerin var olması da bu durumu değiştirmemektedir ki öyle olması da yine bizzat PKK tarafından istenmektedir.

Mesele şudur…

Devlet ve hükümet 40 yıldan bu yana edindiği deneyimle özellikle de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası FETÖ’cülerin önemli ölçüde askeriyeden ve emniyetten tasfiye edilmesi sonrası asker, jandarma, polis ve güvenlik korucuları bir bütün olarak PKK’ya karşı oldukça güçlü ve etkili bir mücadele yürütmektedir.

Ki, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun son açıklamasına göre, yurtiçindeki PKK militanı sayısı 500’ün altına düşmüştür. PKK epey süredir Türkiye içinde en küçük bir eylem dahi yapabilme fırsatı bulamamaktadır.

Yani devlet ve hükümet PKK ile oldukça sonuç alıcı bir mücadele yürütmesine karşın HDP’ye karşı nasıl bir yol izleneceği bilinmemektedir.

Nasıl ki eli silahlı teröristlerle mücadele eden silahlı güvenlik güçleriyse HDP ile mücadele etmesi gereken de siyasi partilerdir.

Siyasi partiler HDP ile nasıl mücadele edeceklerini bilmedikleri ya da böyle bir mücadeleye girmekten korktukları için topu yargıya vs. atmaktalar.

“HDP kapatılsın” söylemi bunun tezahürüdür.

1990’da HEP’in kurulmasından bu yana sekiz parti değiştirdiler. Çoğu kapatıldı bir kısmı kendini feshedip diğeri kuruldu…

HDP kapatılırsa zaten yedekte DBP var.

Yenisini kurmak ya da bir diğerine geçiş yapmak çok mu zor?

Bugüne kadar hep böyle oldu.

Ve her kapatma o tabanın daha fazla konsolide olmasından başka bir işe yaramadı.

Peki ne yapılmalı?

Aslında yapılması gereken şey çok net.

HDP’ye oy veren yaklaşık 5.5 milyon civarındaki insanı, terörist ilan edemeyeceğinize ya da terör örgütüne yardımdan tutuklayamayacağınıza göre bu insanların bu partiye oy vermesinin önüne geçeceksiniz.

Bunun yolu da bu insanların neden bu partiye oy verdiklerini doğru tespit edip onların talep ve beklentilerine hitap eden bir siyaset geliştirmenizden geçiyor.

Doğru düzgün bir araştırma yapılsa görülecektir ki; bu 5.5 milyon insan PKK’nın yaptıklarını doğru bulduğu ya da talep ve beklentilerine uygun politikalar ürettiği için HDP’ye oy vermiyor. Bu kitlenin yüzde 90’dan fazlası diğer partilerde kendilerini bulamadığı için HDP’ye oy veriyor.

Ve HDP, ne memleketin sorunlarının çözümü ne de bu insanların talep ve beklentilerine dair hiçbir politika üretmeden oturduğu yerden yüzde 10 civarında bir oy olabiliyor.

Ki zaten Türkiye üzerinde hesapları olan küresel güçlerin iştahını kabartan bu yüzde 10 oydur.

HDP’yi çekin yüzde 3’ün, 2’nin ya da 1’in altına; göreceksiniz ne ABD ne Rusya, ne de Avrupa, Türkiye aleyhine böylesine pervasız hesaplar içine girmeyecektir, giremeyecektir.

Hep söylüyorum...

Türkiye için asıl tehdit PKK değil HDP’dir.

HDP’yi yok etmeden PKK’yı yok edemezsiniz.

HDP’yi yok etme sorumluluğu da ne askerde ne poliste ne de yargıdadır.

Sorumluluk bu ülkenin bekâsını düşünen siyasi partilerdedir.