GAZETELERDEKİ MAYOLU FOTOĞRAFLARDAN SIKILDIK

Micheal KUYUCU 01 Tem 2018

Yaz mevsimi geldi mi gazetelerin magazin sayfaları hemen ünlülerin mayolu, bikinili fotoğraflarını yayınlamaya başlar.

Özellikle magazin sayfalarında bu bir ekol olmuştur. Bunu yıllardır sorguluyorum, bu fotoğraflarla gazeteler belirli bir hedef kitlenin ilgisini çekerken o mayolu kızlarımız da şöhret uğruna haber olmak ve sözde gündemde kalmak adına o sözde haberi olmadan çekilen fotoğraflarının yayınlanmasına izin verirler.

Bu hafta özellikle Gizem Karaca ve Çağla Şıkel’in bol bol bikinili fotoğrafını yayınladı ana akım gazeteler. İşin ilginç tarafı bazı gazeteler pişti oldu, yani aynı gün yayınladı benzer fotoğrafları. Bu bana artık çocukça bir oyun gibi geliyor. Geçtiğimiz aylarda uyuşturucu davasından dolayı 4 yıl hapis cezası alan bu yetenekli oyuncunun o haberini duyunca çok üzülmüştüm. Çünkü evli barklı ve işinde gücünde bir kız gibi gözüküyordu gözümde. Daha sonra avukatının yaptığı “Gençlik hatası olarak değerlendirilmesi gereken bu üzücü olay nedeniyle büyük pişmanlık duymuştur” savunması beni daha da şaşırttı. Belli ki işler sakat gidiyordu ki böyle bir savunma yaptı. O mahkeme bizim konumuz değil onu başka bir gün konuşuruz. Ancak Gizem’in geçtiğimiz günlerde aynı gün birden çok gazetede bikinili fotoğrafının yayınlanmasına çok şaşırdım. Hikâyeye göre Gizem Karaca, eşi ile beraber mavi yolculuk yaparken, Göcek’te mola verdiği anda gazetecilere yakalanmış. Gazetecilerde bu fotoğrafları çekmişler. Şimdi Allah aşkına bu gazetecilerin işi gücü yok Gizem’in teknesiyle yaptığı mavi yolculuğumu takip edecek? Ya da şans eseri birden çok gazeteci Göcek’te Gizem’imi mi görecek? Şans eseri o Gizem’in kendisinden habersizmiş gibi çekilen fotoğraflarını yine şans eseri aynı gün birden çok gazetede mi yayınlanacak?

Benzer bir durum yine aynı dönemde Emre Altuğ ile yaşadığı örnek evlilikle insanların gönlünü daha da çelmeyi başaran ama boşandıktan sonra hayranlarını üzen Çağla Şıkel içinde geçerli. Gizem’in fotoğraflarının altında birkaç gündür gazetelerde Çağla Şıkel’in Bodrum’da oğlu ile tatil yaparken Gölköy sahilinde çekilen mayolu fotoğrafları gördü herkes. Yine aynı film yaşandı, mayolu fotoğrafı çekilen Çağla’da tıpkı Gizem gibi fotoğraflarının çekildiğinden habersiz bir biçimde görüntülendi.

Vallahi beni hiç kimse uyutmasın ben bunlara kanmam. Bu bir tek gazetede yayınlansa hadi belki diyeceğim, ama birden çok gazetede hem de aynı gün aynı kişinin böyle mayolu fotoğraf içeren haberlerin yayınlanmasının bir tesadüf olduğuna inanmıyorum. Buna biz reklamcılıkta “advertoriyal” diyoruz. Bir karşılık sunarak bir ürün veya hizmetin haberinin yapılması. Ha, burada ben profesyonel bir çalışma var demiyorum, sayfalarını doldurmaya çalışan emekçi gazetecilere lafım yok. Belli ki ünlülerimiz haber vermişler. Bazıları fotoğrafları kendileri çekip gazetelere yolluyor. Hangisi oldu bilemem ama artık bu habercilik anlayışı çok bayatladı.

Burada ben iki zihniyete kızıyorum. Birinci zihniyet bu fotoğraflarının yayınlanmasına izin veren hatta zemin hazırlayan ünlü ve güzel kızlarımızın hala bu tarz ucuz reklam yöntemleri ile gündemde kalmaya çalışması. İkincisi ise patronaj zihniyeti. Burada ikinci sorumlu olan gazete patronları. Hala geleneksel gazetecilik metotları ile gazetecilik yapmaya çalışıyorlar. Hala 1980’li ve 1990’lı yılların gazetecilik ve özellikle magazincilik anlayışını aşamadılar. Gazeteler artık internet medyası karşısında çok ciddi bir sıkıntı yaşıyor. Okuyucu istediği her şeyi internet üzerinden buluyor. Mayolu kızların affedersin ama çıplak pozlarına bile internetten ulaşabiliyorken gidip gazete mi alacak. İnternet gibi devasa bir bilgi kaynağı karşısında gazeteler bir şeyi anlamadılar. O da şu: İnternette neyi bulamazsınız? Özgün fikir gazeteciliğini. O halde neden buna yönelmiyorlar da hala mayolu, bikinili kadınlarla iş yapmaya çalışıyorlar? Ayrıca Türkiye’nin ortalama kültürel yapısı ahlaki yapısı da bunu kaldırmıyor. Aileler o gazeteleri evlerine götürüyor, çocukları görüyor, ahlaki dengeleri alt üst ediyor bu haberler. Ayrıca gençlere de çok kötü örnek oluyor, bu pozların değerli olduğunu sanan gençler oralarını buralarını açarak iş yapmanın daha makbul olduğunu sanıyor. Yapmayın arkadaşlar bunu yapmayın, yarın sizin kendi kızınızın böyle gazetelerde seksi mayolarla görünmesini ister misiniz?

Instagram’da TV işine girecek gibi

Youtube’un dijital dünyada yakaladığı başarının ardından diğer sosyal medya işletmeleri de video yayıncılığına önem vermeye başladı. Önce Facebook video yayınlama konularına kolaylıklar sağladı, sonra Twitter görsel gösteriminin yanında video paylaşımına da izin verdi. Twitter önce 1 dakika olan video paylaşım süresini uzattı ve daha uzun süreli video paylaşımına izin verdi. Derken Instagram’da oyuna katıldı ve 1 dakikalık video paylaşımına izin verdi.

Dünyada video paylaşımının gördüğü rağbet öylesine arttı ki artık her şey neredeyse video ile anlatılmaya başlandı. Video üretim ve paylaşım araç ve mecralarının artması ile video yayıncılığı ciddi bir büyüme yaşadı. İnsanlar video paylaşıp video izledikçe platformlar arasındaki rekabette büyüdü. Youtube uzun zamandır bir televizyon platformu olmak için hazırlıklar yapıyor. İngiltere’de zaten bir televizyon platformuna girdi bile. Dünyada sosyal medya televizyonculuğunun geleneksel televizyonculuğu bitireceğine dair çok ciddi iddialar var ki bence de öyle olacak. Belki hemen değil ama 25-30 yıl sonraki medya dünyası bambaşka bir dünya olacak.

Bu video paylaşım savaşlarına son olarak Instagram’da bir atak yaparak katıldı. Yeni video uygulaması IGTV’yi tanıtan Instagram bu yeni özelliği ile Youtube’a rakip olmak istiyor. Instagram’ın CEO’su Systrom geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada 2010 yılında faaliyete başlayan Instagram’ın çok ciddi bir büyüme içinde olduğunu söylerken yeni bir hizmetin de başladığının müjdesini verdi. Bu hizmetin adını “IGTV” olarak açıklayan Systrom bu hizmeti Instagram’ın bugüne kadarki en heyecan verici özelliği olarak tanımladı. Dikey video olarak cep telefonları ile bir saate kadar video paylaşımına izin veren bu yeni özellik için Instagram’ın CEO’su şu açıklamayı yaptı: “… Bunu basitleştirdik. TV'yi açmak gibi, IGTV uygulamayı açtığınız anda oynamaya başlar. Instagram'da takip ettiğiniz kişilerden ve ilgilerinize göre beğenebileceğiniz diğer kişilerden içerik izlemeyi başlatmak için aramak zorunda değilsiniz. Daha fazlasını keşfetmek için hızlıca kaydırabilirsiniz - “For You”, “Follow”, “Popular” ve “Watching.” Arasında geçiş yapabilirsiniz. Ayrıca, Direct'teki arkadaşlarınızı da beğenebilir, yorumlayabilir ve arkadaşlarınıza gönderebilirsiniz.”

Sosyal medya platformları dünyada çok ciddi bir rekabet içindeler, özellikle video paylaşımı konusunda yapılan yeniliklerde savaş kıran kırana. Biri bir şey yaptı mı hemen diğeri de ona göre pozisyon alıyor ve o özelliğin bir versiyonu hazırlayıp kullanıcılarına sunuyor. Artık Instagram kullanıcıları çok şanslı çünkü bir saate varan ve cep telefonları ile dikey çektikleri videolarını paylaşabilecek.

Mini Röportaj: Sadık Karan

“Herkes bakkal şarkı istiyor”

Onu ilk “Bak Gidersen Dönmem” adlı şarkısı ile duyduk. Müzik dünyasına sağlam bir giriş yaptı. İyi müzik yapmaktan zevk duyuyor. Kısa bir süre önce dört şarkıdan oluşan “Ezber” adlı maxi single albümünü yayınladı. Efendi, saygılı, duygusal bir adam. Sadık Karan ile gerçekleştirdiğimiz mini röportajda en çok herkesin ona ticari şarkı yapma konusunda baskı yaptığını söylüyor.

Sesini ilk duyuran ve sana şöhreti getiren “Bak Gidersem Dönmem” şarkın nasıl doğdu?

2004 yılında Aykut Gürel’e gittim. Onunla beraber albüm yapmaya başladık. O zamanlar ürettiğim şarkıları gösterme cesaretim yoktu, beni yüreklendiren de o olmuştur. Özgür Turgut şarkısı olan “Bak Gidersem Dönmem” albüme en son giren şarkı oldu. “Böyle bir şarkı var söyler misin?” dediler. İlk başta olur mu, olmaz mı diye düşündüm aslında. Bu şarkı alaturka özellikleri olan, Türk müziği motifleri taşıyan bir şarkı olduğu için, o dönemin şarkıları arasında biraz farklı durdu. “Bak Gidersem Dönmem” yayınlandığında ben askere gittim. İnsanlar şarkıyı kimin söylediğini bilmeden sevdi. Şarkı patladı ama ben yoktum ortalarda. Şarkıları bilinen fakat kendisi bilinmeyen bir adam olmuştum.

Dört şarkının yer aldığı son albümün olan “Ezber”i anlatır mısın?

“Ezber” mini bir albüm. Son iki yıllık sürecimde yayınlamış olduğum şarkılara “Ezber”in eklenmesiyle birlikte oluşan bir albüm. Bütün şarkılarımın söz müzikleri bana ait. Şarkılarımı daha ticari, daha slogan içeren, daha bakkal tarzı yaptım çünkü buna mecbur kaldım. Böyle şarkılar isteniyor. Çok zorlayıcı bir durum. Hem yapımcılardan, hem radyolardan, hem de dinleyicilerden gelen istekler bu yönde.

Bu albümünde dikkat çeken iki şarkın var “Vazgeçtim Bizden”  ve “O Yıllar”

Evet, biri “Vazgeçtim Bizden” diğeri ise “O Yıllar”. Emek vermekten ve uğraşının karşılığını alamadığın için ondan vazgeçişini ve herkesin kendi hayatına bakması kararına varıldığını anlatan bir şarkı. Söz ve müziği bana ait. Aranje olarak Emre Bayar ile çalıştık. Doğup büyüdüğüm İzmir Ödemiş’te klibimizi çektik.

“O Yıllar” şarkıma gelince o şarkının ana düşüncesi şu: ‘Bana bugünkü aklımla o yıllar lazım.’ Geçip giden yıllar, o yılların ne kadar hızlı geçtiğinin farkına varamayan biri, kendisiyle yüzleşme ve geçip giden zamanın kıymetini anlamasıyla ilgili bir derinliği olan şarkı. Öğretmenler gününde bir arkadaşım bana, lise öğretmenlerimin olduğu bir fotoğraf gönderdi. Fotoğrafın içinde bir sürü öğretmenimin olmadığını fark ettim. Baktım ki 25 - 30 yıl geçmiş. O duygu yoğunluğuyla, ben bu şarkıyı sanki yazmışım bir yerlere koymuşum gibi birdenbire hızlı ve çok çabuk oluştu. Benim için yapması ve söylemesi çok keyifliydi.

Seni albümlerde besteci olarak da görüyoruz. Kimlere şarkı verdin?

Mustafa Ceceli, Yaşar İpek ve Demet Sağıroğlu’na şarkı verdim. Paylaşımı seviyorum, müzik bir anlamda da paylaşmaktır. Söz yazarı ve besteci olarak şarkılarını birilerinin sesinden duymak güzel bir duygu. 

Bayağı bekleyen şarkım var, çünkü sürekli şarkı üretiyorum. Bu bir birikim. Bazen başkalarının yaşadığı, bazen de kendi yaşadıklarım, bazen kurgu dünyası, bazen de bu kişi bu şarkıyı nasıl söyler düşüncesi; bu tarz bir sürü şey beni besliyor, sonra hayata geçiriyorum.

Tarık Sezer “Yalanların Efendisi”

Kariyerinin 40. yılında genç müzisyenlere isimlerini duyurma fırsatı sunan Tarık Sezer, ilk projesinde Tarık Sezer Orkestrası feat Tuğba Tufantepe’de ‘Yalanların Efendisi’ adlı şarkıyı müziksevere sundu. Oryantal esintilerle dünya sound’unun buluştuğu ‘Yalanların Efendisi’ şarkısının söz ve müziğinde Pınar Çubukçu’nun, düzenlemesinde Mustafa Nuri Haybat’ın imzası var.