TT_Ekim


EKRAN MÜNAZARALARI

Aslında konunun ne olduğunun, içeriğe inanıp inanmadığınızın, konuyla ilgili somut bilgiler ve veriler sunulmasının yahut savunulan şeyin doğru ya da yanlışlığının önemi yok.

Bazı tartışma programları seyircinin düşünmesini engelliyor, taraf olmaya zorluyor. Her akşam benzer tartışmalar. Belirlenen konuda taraflar karşılıklı oturuyor, ekranlar parselleniyor, oturum yöneticisinin eşliğinde başlıyor kıyasıya münazara. Liselerdeki münazaralar gibi taraflar tezlerini ısrarla savunmanın ötesine geçemiyor. Konular farklı belki ama genelde taraflar aynı ve savunma ile taraftarlık bilgilendirme ile uzmanlığın önünde.  

Aslında konunun ne olduğunun, içeriğe inanıp inanmadığınızın, konuyla ilgili somut bilgiler ve veriler sunulmasının yahut savunulan şeyin doğru ya da yanlışlığının önemi yok. Önemli olan temsil ettiğiniz tarafı ya da düşünceyi ısrarla ve inatla savunmanız.

Diyalog, diyalektik ve tartışma yönteminin babası olarak bilinen Antik Yunan düşünürü Sokrates, bir gün öğrencileriyle derse başlarken “Bugün diyalog üzerine diyalog yapacağız” dedi. Öğrencileri şaşırdı çünkü ortada alıştıkları türden bir konu yoktu. Öğrencilerini iki gruba ayıran üstat, bir grubun diyaloglarda konuyla ilgili bilgi sahibi uzmanların, diğer gruba ise bir konuyla ilgili taraf olanların mı daha etkili olacağı ile ilgili olarak tartışmalarını istedi. Kendisinin de arada küçük yönlendirmeler yaptığı ve seyircilerin bulunduğu ateşli diyalog ortamında Sokrates, şu sözüyle oturumu sonlandırır: “Taraftarlık, gerçek bilgiyi gölgede bırakır.” Evet, her türlü aşırılık ve taraftarlık, bizi düşünmekten ve gerçeklerden biraz daha uzaklaştırır.

Öğrencilerin, eğitim amacıyla taraflı münazaralar yapmaları, bazen inanmadıkları halde bir konuyu savunmaları, araştırma, tartışma, dil ve kendilerini ifade etme becerileri bakımından faydalıdır. Ancak gerçek hayat, gerçek münazaraları gerektirir.

UZMANLAR MI TARAFTARLAR MI?

Ekranların en önemli saatlerini, konu, içerik ve bilgilendirmeden ziyade taraflı olanları daha da koyulaştıracak, taraflı olmayanları da taraf olmaya zorlayacak özellikle siyasi amaçlı bir pazar arenasına çevirmek sıradanlaştı. Bireylerin gerçek bilgiyi edinme ihtiyacı, koyu tarafgirliklerin arasında kayboluyor. İzleyenleri düşündürmesi, bilgilendirmesi gereken tartışma programı, çoğu zaman aşırılığı ve taraftarlığı yüklemek suretiyle onları derin düşünmekten alıkoyuyor.

Avrupa’da yapılan son seçimlerde seçmenlerin tercih davranışlarında genel olarak aşırı uçlara doğru kaydığı, bunun ise önemli ölçüde kişilerin izledikleri yayınların, zihin dünyalarında bıraktığı etkiye bağlı olduğu bilinmektedir.

Bu durumun sonuçlarından biri; dünya insanının, günlük yaşamı, düşünceleri, hayata yüklediği anlam, siyasi tercih gibi bütün davranış düzlemlerinde giderek aşırı uçlara kaymasıdır. Ve gerek fert gerekse toplumlar düzeyinde dünya, giderek aşırıların ve diğerine hak tanımayanların dünyası haline dönüşüyor.

Psikolojinin bütün maharetlerinden yararlanarak insanların taraf olması isteniyor. Zira taraf olursanız; kendi zihin süzgecinden geçirmediğiniz bir düşüncenin temsilcisi, bir siyasi görüşün müdavimi, bir liderin savunucusu ya da bir markanın alıcısı olursunuz. Böylece üretmeniz engellenir ve zihin dünyanızda objektifliği kaybetmiş, sağlıklı düşünme düzleminden uzaklaşmış bir tüketen olursunuz.

Dünyanın hızla geliştiği, bilgi artışı ve dijitalizmin hayatın her karesine nüfuz etmeye başladığı bir zamanda çoğunlukla faydası olmayan, zihnimizin karıştığı ve yorulduğu taraflı tartışmalarla zaman kaybediyoruz. Bir tarafı ya da bir konuyu gözü kapalı savunma derdi, içerik ve bilgilendirmenin önüne geçtiği için akıllarda kalan sadece taraftarlık davranışı oluyor. Bunun içindir ki tartışma programlarının çoğunun sonunda bilgilenmiyoruz ama kinleniyor, toplumsal taraftarlıkta giderek koyulaşıyor ve sertleşiyoruz.

RADİKALLİK ARTIYOR

Sonuç olarak diyalog üstadı Sokrates’in, yüzyıllar öncesinden dikkat çektiği sorun bugün de en taze şekliyle geçerlidir. Konunun uzmanları yerine taraflarının tercih edilmesi vahim sonuçlara yol açıyor. Nitekim konu ne olursa olsun aşırılığın adeta tırmandırılması ve radikalliğin yükselmesine şahit oluyoruz.   

‘Madem ki bu tartışma programlarını izleyenler olumsuz etkileniyor, o zaman izlemesinler’ demek, kendimizi avutan bir söylem olur. Zira toplumun çoğunluğunu oluşturan çocukların, gençlerin ve ortalama nüfusun, televizyon kanallarındaki uzman görüşlerini kritik etmeden doğru kabul ettiklerini özellikle akademisyenlerin görüşlerine itibar ettiklerini biliyoruz.  

Elbette bilgiyi esas alan, evrensel ölçülere göre doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilen, doğru bildiğinden ödün vermeyen, bu devletin âli çıkarlarını ve iktidarlar üstü konuları her türlü taraftarlığın üstünde tutan, benlik derdinde olmayan konuşmacılar, tartışma yöneticileri var ve haklarını teslim etmeliyiz. Ancak koyu taraftar olmayan, körü körüne savunma yapmayan, münazarayı münakaşaya çevirmeyen ve reyting derdi olmayan fakat konuşacakları olan bu değerlerin, ekranlarda yer bulamakta zorlandıklarını da biliyoruz.