DUVAR SAATİ

Rahmetli babamın hac ziyaretinden getirdiği ve yıllardır salonumuzu süsleyen duvar saatini belli aralıklarla kurmak ve çalışma düzenini izlemek hem keyif veriyor hem de düşündürüyor.

Rahmetli babamın hac ziyaretinden getirdiği ve yıllardır salonumuzu süsleyen duvar saatini belli aralıklarla kurmak ve çalışma düzenini izlemek hem keyif veriyor hem de düşündürüyor. Ucundaki ağırlıkla sabit bir noktaya bağlı olan uzun sarkacın salınımı, ona bağlı kocaman dişliyi harekete geçiriyor. Bu hareket de büyük dişliye bağlı daha küçük çaplardaki birçok dişliyi ve zembereğin ortasındaki yelkovan ve akrebi harekete geçiriyor.

Her biri kendi içinde bağımsız olan bu alt parçalar uyum içinde, aralarında kavga, gürültü yok. Bütünün hizmetinde olan bu parçaların hedefi saati çalıştırmak. Bütünü oluşturan alt organlardan biri dursa saatin zamanı durur.

Sistem teorisine göre uzuvların varlık nedeni, hizmet ettikleri bütünü tamamlamaktır. Bütünü oluşturan ana sistem, onu oluşturan alt sistemlerin birbirleriyle uyumu oranında yaşamını sürdürür, verimli ve başarılı olur. Sistem teorisi, kaynağını doğadan alır. Zira evrende görebildiğimiz ve göremediğimiz her şey, bütün varlık âlemi, belirli kurallar dâhilinde var olur, gelişir, büyür ve zamanı geldiğinde ölür, boyut değiştirir.

Maddenin en küçük yapı taşı atomdan galaksilere kadar bütün maddi ve sosyal yapıların kendisine ait doğal işleyiş düzenleri ve yasaları vardır. Her sistem, onu oluşturan alt sistemlerden, organlardan oluşur. Hücreden kâinata kadar giden bir zincirdir bu. Yere düşen yağmur damlaları, çaylar, dereler, akarsular, göller, denizler, okyanuslar… Ve bunların her birinin kendi içinde oluşan alt sistemler bütünü.  Her şey, her şeye hareket verir. Ve bütün sonuçlar, onları doğuran sebeplerin eseridir.

SİSTEM TEORİSİ

İnsan da bir sistemdir aslında. Hem de en karmaşık, en gelişmiş, en ileri sistem. Makro sistemin içindeki mikro sistem. Kainatı temsil eden küçük âlemi yeterince bilememizin nedeni de bu karmaşık yapısıdır. Kendimizi tanımamız, içinde yer aldığımız sistem bütününü bilmemizle ve dışımızdaki âlemle içimizdeki âlemi keşfetmemiz mümkündür.

Bedenimiz, sistem teorisinin tanımladığı mekanik işleyişin yasalarına uygun bir düzene, disipline ve kanunlara sahiptir. Bedeni oluşturan organların her biri, kendisine özel yapısı ve işleyişi olan bir alt sistemdir. Bu zincir organı oluşturan alt bileşenlere, onların altındaki bileşenlere ve nihayet hücreyi oluşturan bileşenlere kadar uzanır.

Bedendeki maddi işleyişin yasalarını sistem teorisiyle anlıyor ve tanımlayabiliyoruz. Ancak bütün ileri teknolojilere, bilimsel yöntemlere rağmen biyo - psiko - sosyal bir varlık olan insanı yeterince tanımıyoruz. Zira insan bir yönüyle işleyiş düzeni tanımlı olan görünen maddi bedene diğer yönüyle işleyişinin yasalarına hâkim olamadığımız, göremediğimiz bir ruh ve mana dünyasına sahiptir.

Mekanik sistemlerdeki işleyişin kuralları, alt sistemleri ve belirli yasaları olan sosyal sistemler için de geçerlidir. Mahalle, ilçe, il ve toplum düzeyindeki örgütlenmeleriyle siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları örnekleri gibi. Ancak sosyal sistemin kuralları da insanı tanımamız için yeterli değil. Nitekim insanın temel kişilik ve zihin donanımlarını, davranışının oluşumu ve akış düzenini kısmen de olsa tanımlayabiliyoruz. Fakat bu düzeni her bireye has kılan, zamana, yere ve şartlara göre değişebilen ruh halini ve anlam arayışını tanımlamada henüz işin başındayız.

RUH NE İÇİN VARDIR?

Mademki her sistem, parçası olduğu üst sistemi tamamlıyor. İnsan hangi sistemi tamamlamak için var acaba? Yeryüzündeki en harikulade sistemin varlık nedeni nedir?

İşte günümüz insanı bu temel sorunun cevabını bulmada giderek zorlanıyor. Çünkü insanı oluşturan iki temel bileşenden biri olan ruh tarafımıza hâkim değiliz. Zira ömrümüz hâkim olmayı tercih ettiğimiz maddi tarafı yüceltmekle geçiyor.

Tüketim odaklı yaşama biçimi, günümüz insanını bedene ve bedenin mekanik işleyişine hapsetmeye başlamıştır. Yüceltilen bedenin istekleri, ruh değerlerinin yaşama alanını daraltmış ve ruh, bedenin emrinde bir uzuv haline gelmeye başlamıştır. Oysaki ruh beden için değil, beden ruh için vardır.

İşte birbirini tamamlayan beden ve ruh sistemleri arasındaki uyum bozulduğundan dolayı günümüz insanı mutsuz ve insan bir arayış içinde. Kalıcı mutluluğu yakalamak için çözüm bellidir. Nasıl ki bedenin bir alt sistemi olan kalbimiz, kendisi için değil bütün bedeni ayakta tutmak için kan pompalıyor; beynimiz sadece kendisini yönetmiyor, midemiz yalnızca kendisini beslemiyor ise bu alt sistemlerin bütünü oluşturan insanın da başka sistemleri tamamlayan ve onların hizmetinde olan bir duruşu yakalaması şarttır.

Günümüz insanı başkasına faydadan hızla uzaklaştığı ve kendi çıkarlarına hapsolduğu için bir çıkmaza giriyor, psikolojik uyumu zedeleniyor. Çünkü beden ve ruh tarafıyla bir bütün olan insanın varlık nedeni sadece kendisi değil. 

Beden sistemi, ruh sistemi için var olduğuna göre her birimizin “Ruhum ne için var?” sorusuna cevap araması gerekir. Yine sistem teorisinden hareket edersek ruhun da bütün alt sistemler gibi kendisi için var olmadığını, daha üst sistemlerin ve nihayet kopup geldiği ana sistemin hizmetinde olduğunu hatırlamamız gerekir.