DOĞRUDA KARARLILIK

Ümit G. CEYLAN 19 Eyl 2019

Mutluluk malum göreceli bir kavram ve günümüzde bu değer medya tarafından sanal bir şekilde manipüle ediliyor.

Doğruda kararlılık; ancak muhakeme ve muhasebe şeklinde akletmekle olur. Doğruyu bulmak için Amerika’yı yeniden keşfetmek gerekmez. Doğru, bilginin ve tecrübenin üzerine doğrular eklenerek ve bütün kazanımlarımızı güncelleyerek doğruda karar kılınır. İşte o zaman doğruda kararlılık bir gereksinim olarak bizde davranış haline gelir. Buradan yola çıkarak, mutluluğun yolu başarıdan değil ama doğru kararlar almaktan geçtiğini söyleyebilirim. Mutluluk malum göreceli bir kavram ve günümüzde bu değer medya tarafından sanal bir şekilde manipüle ediliyor. Doğru değerler maalesef yanlışların yerine geçti ve normalmiş gibi algılanması için kimi mihraklar üstüne düşeni sinsice yapıyor. Oysa doğru yolda giden insan mutlu ve mutmain, yani içi rahat ve huzurludur.

Gençlik ve karar almak

Gençlik dönemi insanın kafasının en çok karıştığı ve karar almakta çok zorlandığı, bazen çok kolay karar alıp aldığı karardan çok kolay vazgeçebildiği ayran gönüllülük dönemleridir. Kişinin kimlik kazanabilmesi olgunlukla kararlar verebilmesi bu dönemlerdeki yol göstericilerine bağlıdır. Gençliğin tarih boyunca önüne birçok engel çelme takmak için başucunda beklemiştir. Günümüzde ise bu engelleyicilerin sayısı hem çoğalmış hem de burnumuzun dibine kadar girmiştir. Hepimiz gençlik dönemlerini atlattık. Gençlik döneminde gençlerin başında kavak yelleri eser. Öylece rüzgar gibi eser ve  gençlik köprüsünü geçer. Bu dönem kendisini örnek olarak alacağı değerli öğretmen ve bilge insanlarla irtibata geçmesi gencin yolunda sağlıklı yürümesi demektir.

Gençliğin içindeki engeller

Eskiden kötü kitaplar vardı ve büyüklerimiz hangi kitabı okuduğumuzu takip ederlerdi. Çünkü o dönemlerde kitaplar gençliğin aklını çelebilecek araçlardı. Kötü arkadaşlar, kötü öğretmenler de gençliği yolundan alıkoyabilecek olumsuz örneklerdi. Bugün gençliği çok erken yaşlarda ellerine verdiğimiz dijital araçlarla kurdukları sanal alemdeki bağlantılardan yayılan görüntüler, sesler, imajlar, mesajlarla zehirliyoruz. Gençliğin başındaki en büyük tehlike tembelliktir. Maalesef internet bunu büyük ölçüde başarmıştır. İnternet bağımlılığı akıllı telefonlarla artık yatak odalarına bile girmiştir. İnternet ve bilgisayar kötü müdür? İyi kullanılmazsa alkolün getireceği felaketler kadar kötüdür. Bıçak vardır ekmek diler, bıçak vardır adam deşer. O halde herşeyi yerli yerinde kullanmak aynı zamanda adalet ve ahlakın gereğidir. İnsanlar ruh sağlığını da böyle koruyabilir.

Tutunmak

Doğru yerlere tutunmalı; bunun için doğru insanlar, doğru uğraşlar ve vakti en verimli ve hayırlı bir biçimde geçirmeliyiz. Hayatımıza anlam katacak bizi mutlu edecek şeyler uğraşılarak, emek harcanarak çaba ile elde edilmişlerdir. Anlam katmayan şeyler hayatımıza nasıl bir ruh verebilir ki? İç sıkıntısı, eksiklik hissi, sonunu görememenin verdiği bir endişe ile yol devam edemez. İnsan bu durumlarda hep yarım hep anlamsız hep huzursuzdur ve doyumsuzdur. Bir o yana bir bu yana; bir o dala bir bu dala konar durur ama aradığı anlamı bulamaz. Nitekim karar vereceği tutunacağı değerleri tartacak bir kişilik geliştiremeyen genç insan ‘seküler’ hayatın içinde yuvarlanıp gider içindeki huzursuzlukla. Evet her insan değerlidir ve özeldir. Bütün mesele çocuklukta ve geçlikte insana verilen kimlik, kişilik, kariyer planlamasıyla, iyi bir insan, iyi bir vatandaş, iyi bir meslek sahibi olma kararlığıdır. Gençlerimize inanç ve ahlaki düzeyde hizmet etmeye odaklanmış bir insan ruhu bilincini kazandırmak da büyüklerin görevidir.

Vazgeçmemeli, ısrar etmeli

Eğitim ve terbiye metotlarımızın içinde insanı kendisiyle buluşturan ve barıştıran, anlamına kavuşturan birçok yol vardır. İnsanı kendine iyi hissettiren latif duyguları açığa çıkaran, başarma hissi ile birlikte hakikat ile bağlantı kuran ve güçlü tutarak sapmalardan alıkoyan güzel hasletler, uğraşlar gençlerin duygularına eşlik ederler. Güzel sanatlar bunlardan biridir. Güzel kitap okumak. Sesli şiir okumak. Kahramanlık hikayelerini dinlemek. Musıkimiz, Klasik Türk Sanatları; hat, ebru ve benzeri uğraşılar. Hatta tiyatro yeteneği olan gençlerimiz, ana eğitimin yanında kendini bunlarla ifade edebilmelidir.

Biz yetişkinler

Sadece gençler değil biz yetişkinler dahi hayatımızın bazı dönemlerinde kararlar almamızı gerektiren virajlara gireriz. Önemli olan kararı almak değil, doğru kararı almaktır. Hayatımızın her adımı aslında sabah kalktığımızdan itibaren yaptığımız her hareket aldığımız kararların uygulamasına yöneliktir. O yüzden gençlikten itibaren doğru karar alma mekanizmasını geliştirmek ve doğru düşünme mantığını reflesk haline getirebilmeliyiz. Bu ancak kararsızlığın içinde doğru kararı bulup nefsin değil, zor da olsa ruhun mutlu olacağı kararı ortaya çıkarıp ona yönelmekle olacaktır. Kararlı bir duruş dik duruştur. Adaletli ve ahlaklı duruştur. Ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilen bir duruştur. Kararlılık yılmayan ve yıldırmayan bir duruştur. Kararlılık aynı zamanda Sıratı müstakimde karar kılmak, sabit olmak ve hakitat yolunda ilermek demektir.

Balkız

Yukarıdaki başlık evimizin yeni üyesi kedimizin ismidir. Aslında daha öncede defalarca kedilerimiz oldu ama ben hep gönderdim. Kedinin temizliği zor oluyor diye istemedim. Kesinlikle de bundan sonra bu eve kedi giremez diye aileme söyledim. Kızım defalarca kedi istediyse de ben hep reddettim. Ama büyük konuşmamak lazımmış. Üç hafta önceydi Balkız hastaymış o gün kızımın peşine takıldığında. Eve getirdik bir geceliğine bakmak için. Ben nasıl oldu da izin verdiysem! O gün hep bana sokuldu uyudu, sırnaştı bir şey yemedi. Ertesi gün veterinere götürdüğümüzde anladık en fazla üç gün yaşarmış eğer eve almasaymışız. İçim, içimiz cız etti. Balkız bizi seçmişti iyileşmek için. Onu dışarıya atamazdık. Artık o bizim kedimiz.

Siyah / Beyaz

Siyah ve beyaz, başka bir tabirle ak ve kara birbiriyle ne kadar zıt ve birbiriyle ne kadar dengeli; birbirini tamamlar gibi... Renkler de  tıpkı insanlar gibi. Güzel ve çirkin, iyi ve kötü, doğru ve yanlış gibi. Akşam ve sabah, gece ve gündüz gibi. Bir sevap, bir de günah gibi. Bütün soyut ve somut kavramlar bir araya gelince ufukları aşan bir yol görünür bize. Yollar ve bulutlar gibi. Yağmur yağmaz mı acaba!.. Bir damla su çatlayan topraklara ve çatlayan dudaklara!.. Suya doysun ve yağmurla emişsin topraklar. Duaya dursun, mırıldansın çatlayan dudaklar!.. Nereye baksın insan; bir tarafta sükunet, suhulet, mutluluk ve huzur var, bir tarafta kaos, kargaşa, endişe ve korku... İçimdeki ses diyor ki; at üzerindeki bütün fazlalık yükleri. Bir lokma ve bir hırka yeter!.. Bırak siyahtan beyaz çıksın; beyazdan da siyah... Zaman gelir akla karayı seçmezsin, zaman gelir dostla düşmanı ayırdedemezsin, zaman gelir yaşamakla ölmek gibi... Siyah ve beyaz varsa eğer, melek ve şeytan da var!.. İman ve ümit varsa eğer, ebedi bir cennet var. Uzat işaret parmağını sevgiye, birliğe ve vahdaniyete.. Kalk ve yeniden diril, kendini bulman için sonsuzluk bestesinde.

Orman iyileştiriyor

Werner Wosch adlı Alman mühendis kırk yıldır, en az haftada bir kez ormanda çadırsız ve sadece uyku tulumu içinde uyuyor. Bunu terapi amaçlı yapıyor çünkü Almanya’da son yıllarda strese bağlı hastalık izinleri çok artmış durumda. Şehirlerde yaşayan insanların ruhsal açıdan hayatları alarm veriyor. Almanya’da bile yeşilin bol, yapılaşmanın planlı olduğu nispeten orta ölçekli Aachen kentinde yaşamasına rağmen Wosch bu yöntemi ruh sağlığını korumak için gerçekleştiriyor. Şehirde evinde bir terası, horozları ve iyi anlaştığı komşuları olmasına rağmen dışarıdaki hayatın insanın metabolizmasını alt üst ettiğini düşünüyor. O yüzden bol bol ormanda yürüyüş yapıyor ve haftada bir çadır olmaksızın uyku tulumunda ormanın içinde uyuyor. Frankfurter Allgemeine gazetesinin web sayfasındaki haber göre Wosch, mesleğini müzede sanatçılarla temas ederek icra etmesine rağmen ruh sağlığını korumak için bu yolu seçmiş. Ne diyelim İstanbul ve Ankara’yı hatta İzmir’i düşündüğümüzde de dahi şehre yakın ormanlık alanlarda kalmak ve yatmanın imkansızlığını görebiliyorum. Hem güvenlik açısından hem de uzaklık nedeniyle bu çok zor. Ama şehir hayatının insanı hasta ettiğini ve eninde sonunda doğada şifanın arandığını görebilmemize rağmen hala hunharca bina yapmaya devam ediyoruz.

Oxford Dictionary

Oxford Dictionary of journalism 355 sayfalık bir gazetecilik terimleri sözlüğü. A’dan Z’ye kadar gazetecilik literatürüne kazandırılan her kelime için bir sözlük oluşturulmuş. Öyle her terim için kısa karşılık bulmazsınız bu sözlükte. Hatta sözlük yerine ansiklopedi desek daha doğru olacak belki. Sözlüğü dikkatle incelediğinizde bilim dünyasında yer almak için sözcüklere, kelimelere kazandırdıklarınıza sahip çıkmanız gerektiğini görebiliyorsunuz. Bu sözlüğü gören her gazeteci ‘tüh, vay be benim neden aklıma gelmedi’ demiş. Eğer kendi kelimelerinizi oluşturmaz ve başkasının kelimeleri ile konuşursanız o işi onlar gibi yaparsınız. O yüzden hangi meslekte olursa olsun kelimelerin kendi dünyamızdaki karşılıklarını bulmalıyız. Computer yerine bilgisayar diyoruz ve bu çok başarılı bir geçiş olmuştur. Bellek kelimesi veya daha başka bir sürü kelime var bu şekilde ancak sözlüğümüzü oluşturduk mu? Maalesef. Bilim dünyasına birçok icat kazandırmış olmamıza rağmen bu konuda bile henüz yeni yeni kendimizi tanıtıyoruz. Sözlük, literatürü oluşturmak ve mesleğe veya o bilim alanında kendi markanızı ortaya koymak demektir.

Mehir

Sosyal medyadaki bir habere göre sanırım Asyalı bir çift evlenmeden önce erkek kendi eliyle yazdığı bir Kuran-ı Kerim’i mehir olarak eşine vermiş. Bu büyük jest, fedakârlık ve aşk kokan haberi boş romantizme ve şeriat kaidelerine tutsak edenler de oldu. Oysa mehiri sadece erkeğin kadına ödeyeceği bir teminat olarak düşünmemek lazım. Arap toplumunda kadına verilen değer düşünüldüğünde şeriat olarak bu kuralların İslam’la birlikte gelmesi doğaldır. Temelde mehirin anlamı kadının istediği maddi bir şey de olabileceği gibi başka şeyler de isteyebilir. Mesela kadın zenginse ve erkek kadına göre maddi açıdan düşük bir seviyedeyse ne olacak? Kadın aşkının ispatı olarak erkekten nefsine zor gelen bir fedakârlık isteyebilir. En sevdiği şeyi feda etmesini söyleyebilir. Eski Türklerde kız istemeye gelen erkekten bazı yararlıklar göstermesi beklenirmiş. Karısı için nelere katlanacağını anlamak istenirmiş. Ancak günümüzde şartlar değişti ve kimin ne olduğunu anlamak çok zorlaştı. Zengin kadının erkek tarafından parası için evlenmediğini anlamaya hakkı var. Evlilik sözleşmesi mi yapsın!