DEVLET 

Recep GARİP 03 Haz 2022

İnsan topluluklarının yerleşik hayata geçmeleriyle birlikte devlet teşekkülü - anlayışı, kanun - yasa gerekliliği, kolluk kuvvetleri ile denetleyici mekanizmalar, zabıta görevleri kendiliğinden doğal olarak ihtiyaç haline gelmiş ve zaman içinde kurumsallaşmıştır.

"Gözü olana sabah ışımıştır" Hazreti Ali (KV.)

İnsan topluluklarının yerleşik hayata geçmeleriyle birlikte devlet teşekkülü - anlayışı, kanun - yasa gerekliliği, kolluk kuvvetleri ile denetleyici mekanizmalar, zabıta görevleri kendiliğinden doğal olarak ihtiyaç haline gelmiş ve zaman içinde kurumsallaşmıştır. Devletin oluşması için millet olmaya, topluluk olmaya ihtiyaç vardı. Milletin oluşabilmesi için aileden başlayarak büyüyen, köye, kasabaya, ilçe ve illere doğru bir büyüme söz konusudur. Şehirler milletin temsilini devlete doğru yükseltmiştir.

Beyliklerin, kabilelerin bir araya gelmeleriyle inşirah bulan millet olma duygusu, aynı ırktan, aynı renkten ve aynı dilden bir araya gelişlerle sağlandığı bilinmektedir. Zaman içerisinde bu durum kültürlerin doğuşunu, gelişmesini, geleneklerin oluşmasını sağlayarak dillere göre devletlerin teşekkülü de göze çarpmaktadır. Zaman içerisinde büyük devletlerin çatısı altında farklı dillere rağmen aynı din merkezinde bir arada yaşayan kalabalıklar, kavimler büyük dünya devletlerinin teşekkülünü sağlamıştır. Çok renkli, çok dilli lakin tek bir din mensubiyetiyle büyük devletlerin varlığı insanlığın ortak yaşayabileceklerine dair devlet teşekküllerini de haber vermektedir.

“İbni Haldun; “Mülk” kelimesi ile “Devlet” kelimesini Mukaddime’de aynı manada kullanmış gibi görülmektedir. Mülk kelimesi, hükümdarlık, hükümdarlık onuru, hükmetme, yönetme, yürütme karşılıkları verilmiştir. Prof. Dr. Ümit Hassan; İbni Haldun’da mülk - devlet ilişkisini şöyle tanımlıyor: Mukaddime’de mülk terimi temel kurumu, temel örgütü belirtmektedir. Zaten İslam kültüründe; din ve devlet, din ve mülk, din ve sultan terimlerinin böyle birlikte olarak sık sık kullanılması mülk ve devlet terimlerinin etimolojik açıdan aynı köke varan yakınlığını ortaya koymaktadır. Mukaddime’de mülk kelimesinden başka devlet kelimesi de geçmektedir.”

Muhammet İkbal'in bir sözü tam da buraya uyuyor; "Çölden çıkıp Roma İmparatorluğu’nu altüst eden Aslanın, tekrar uyanacağını meleklerden öğrendim". Böylesi bir geçmişin geleceği şekillendirdiği bir tefekkür içinde devlet meselesine bakmak icap ediyor. Devlet millet kaynaşması, değerler bütününün doğru anlaşılması, hayata uygulanması açısından önemlidir. Devletin oluşturduğu güç, birlik ve beraberliğin simgesi olan din, dil ve ülkü birliğinin ahlak anlayışı olarak fertlerde tezahür etmesiyle sağlanır. Asırlar boyu dünyaya hükmetmiş olan geçmişimizin doğru anlatılması, anlaşılması ve geleceğin örgülenmesi açısından önemlidir. Hem yetişmekte olan nesillerin hem de içinde yaşadığımız zamana tanıklık eden insanımızla devlet adamlarımızın geleceğin planlamasını bu çerçevede ele alması kaçınılmaz gerçeğimizdir.

Geçmiş geleceğe işaret eder

Yeniden yolların aralandığı, asırların karanlığının aydınlık geleceğe sabah aydınlığı dibi doğmaya başladığını görmeye mecburuz. Görmek istemeyen, gözlerini kapatan, kulaklarını tıkayanların gün gelip gördüğünü, duyduğunu ifade etmeseler de yaşayacaklardır. Böylesi bir dönüşümün diriliş vakti, içinde bulunduğumuz vakitlerdir. Fert fert aydınlanacak, mazlum coğrafyaların nefes aldığı yeni diriliş asırlarının eşiğinde olduğumuzu idrak edeceğiz. Her yeni gün böylesi muştularla doğmaktadır. Buna sebeptir ki devlete bakışımız göksel bir duyarlılığı ifade eder. Mekke'den Medine'ye yol alan devletin teşekkülü sadırlarımızda, şah damarlarımızda seher vakitleri gibi dipdiri durmaktadır.

Durup dururken Eflatun'un devletinden mi bahsedecektim ya da mağara metaforunu mu? Yok, yok öyle bir şeyi aktarmaya hiç niyetim yok. Devlet bizde ezel ve ebed duygusu gibidir. Yaratıcının hükümranlığının, eşsiz ve şeksizliğinin zerre zerre hissedilmesi, yeryüzünde - yaşadığın iklimde - yerde -neredeysen orada adaletin sağlanması, hakkın üstün tutulması, zulümden, haksızlıktan, terörden, felaket tellallığı yapmaktan, haddi aşmaktan uzaklaşarak hakkına razı olmanın iyi insan olmanın yolu olduğunu, mevcudata ve mahlukata merhametle davranmanın adaletin vazgeçilmez kuralı olduğunu bilmektir devlete bakışımız. Devlet tam anlamıyla vahye uygun hareket eder. Hakkı gözetir. Şerri yok eder. Hayra davet eder. Hakkı her şeyin üstünde tutar. Bütün mesele dünya hesabından evvel öte dünya hesabının daha çetin olduğunu bilir ve fertlerini tevhit inancına göre teşekkül ettirir. Vahiy, Kur’an ve hadislerin ışığında peygamberin sünnetidir, yoludur ve yaşayışıdır.

Bahsetmeye gayret ettiğimiz husus; devlet yoludur. Devletin inşası insanın inşasıyla birebir örtüşür. İnsan ne kadar kaliteliyse devleti yönetenler de o kadar kalitelidir. Devleti yönetenlerin dini üzeredir kalabalık - halk. Halkın dili, dini, inancı, birlik ve beraberliği ne kadar güçlüyse devlet de o kadar güçlüdür. Biri diğerinden ayrıt edilemez. "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz".  Dünyaya gelmiş olan ne kadar insan varsa onlara verilmiş olan elbette bir yol vardır. Aslolanın o yolu bulabilecek bir idrak içinde olunmasıdır. Bir an düşünelim;  iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, dolambaçlı ya da düz, karanlık ya da aydınlık yani gece ya da gündüz, keçi yolu ya da otaban, hayır ya da şer, hak veya batıl bir şekilde her insanın takip ettiği bir yol mevcut. Çünkü her insan, bu dünyada kendi yolunu ve yolculuğunu yapabileceği bir iradeyle gönderilmiş olmasıdır. Bundan dolayıdır ki yolculuğu seçerken hak üzerinde, adalet üzerinde, hayır üzerinde, razı olup, isyan etmemek üzerinde bir yolculuğumuz olduğunu bilmektir. Devleti Kuran İrade bu açıdan önemlidir. Çünkü devletin teşekkülü insan birikimiyle ilgilidir.

Timurlenk'in ifadesiyle; "Ülkeler kılıçla alınır ancak adaletle korunur."

             "Nasılsanız öyle yönetilirsiniz."