DEVLET KURALLARLA DEĞİL YANSIMASIYLA ÖĞRETİR

Yaşar İÇEN 22 Kas 2021

Evet sıklıkla dile getirdiğim "Türkiye'yi Irak üzerinden okumak gerekiyor" mantığımın son örneğini geçtiğimiz hafta yaşadık...

“Türkiye’yi Irak üzerinden okumak gerekiyor...” mottomu son yıllarda sıklıkla zikrediyorum çünkü her şey öyle hızla gelişti ki yüzlerce yılın içini dolduracak oyunlarla sınandık sınanmaya da devam ediyoruz...

Evet sıklıkla dile getirdiğim “Türkiye’yi Irak üzerinden okumak gerekiyor” mantığımın son örneğini geçtiğimiz hafta yaşadık...
Enteresan bir şekilde her şey yükselişe geçti!
Piyasalar, etiketler, oyunlar yükselişe geçerken bir kesimin de vicdan, akıl, aidiyet güdüleri tamamen tarumar oldu... Havalara uçan, içi içine sığmayan, “öldük-yandık-bittik-batıyoruz” derken bile ağzı kulaklarına varan bu kesim sanki her şeyi önceden biliyor ve tüm sermayesini yükseliş trendine geçen başlıklara yüklemiş gibi mutlu!
Halbuki bunca yıllık hayat ve acı tecrübemiz bize şunu öğretti; ‘acının dili lâl bakışları ise en derinden ve ketumdur...”
Bizler ülkenin huzuru, ekonomisi, geleceği adına sağduyu kodlarıyla hareket edip maddi-manevi kaygılarımızı mantık dolu sükutlara yüklemişken malum kesim toplumu germek ve bu gerginlik üzerinden ayrıştırmak adına 7/24 mesaide...
Velhasılı kelam piyasalarla birlikte nefret ve kutuplaşma söylemleri de yükselişe geçti maalesef...
Halbuki ülkeyi velveleye verenler global krizin de farkındalar... Hafta sonu bir yurt dışı programı vesilesiyle pek çok ülke vatandaşı ile sohbet etme imkanım oldu... İsrail, Ermenistan, Amerika, Almanya, Irak ve daha nicesi... Hepsinin dilinde global ekonomik kriz vardı... Hepsi ülkesindeki pahalılıktan şikayetçiydi... Hele İsrailli bir çift ülkelerinde yaşanan ekonomik krizi ve bununla birlikte oluşan tembellik sendromunu anlata anlata bitiremedi... Gıda sektöründe işveren olan İsrailli “herkes evde oturmaya alıştı bu sebepten işçi bulamadığım için üretim yapmakta sıkıntı yaşıyorum...” diyordu...
Espriyle; “dünya ekonomisine İsrail bu denli hakimken nasıl oluyor da İsrailliler hayat pahalı diyor, tembellik yapıyor, böylesi şikayet ediyor anlamıyorum” cümleme İsrailli bir kadın anlamlı bir tebessümle yanıt verdi...
Evet tüm dünyaya hakim olan bir buhranı yaşıyoruz... Stres, pahalılık, ayrışma, çatışma, mutsuzluk, umutsuzluk, tembellik virüsü insanoğlunun ruhuna işliyor hızla...

Dünya ile birlikte Türkiye’de ekonomik sorunlarla boğuşuyor kabul, Avrupa ve ABD’ye göre daha fazla hissediyoruz hayat pahalılığını kabul, siyaseten bazen eksik kararlar alabiliyor idarecilerimiz bu da kabul fakat içeriden ve dışarıdan desteklenen Türkiye üzerinde oynanan oyunları da kabul etmek gerekmiyor mu?
Evet Türkiye’yi Irak üzerinden okumalıyız çünkü Türkiye’de denenmesi planlanan emperyalizm oyunlarının test yayınları Irak’ta yapılıyor her daim...
İki ülkenin kültürel, sosyolojik, tarihi kodları birbirine o kadar çok benziyor ki... Hele mevzu Kürtler ise bırakın sadece Irak’ı Ortadoğu’nun neresinde ateş çıksa dumanı, gül açsa kokusu mutlaka Türkiye’ye ulaşıyor...
Bu sebepten bölge ile ilgili tüm ifadelerimin vazgeçilmez özetidir; Türkiye, Irak, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, Kürtler Ortadoğu’nun huzurdan ve güvenden yana garantisidir... Bu sebepten her daim yan yana durmalı hava ve su misali birbirini mutlaka tamamlamaları gerekiyor...
Şimdi dönelim geçtiğimiz hafta bir bardak suda fırtına yaşayan piyasalara... Faiz indirimin bu kadar velveleye sebep olmayacağını hepimiz biliyoruz...
Yaklaşık beş yıl önce Iraklı bir iş insanı şunu söylemişti; “onlarca yıldır ülkemiz huzur bulamadı. Bir ileri iki geri adımlar attırılıyor bize... Bize ölümü gösterip felç yaşamaya şükrettirmeye çalışıyorlar... Etnik ve mezhepsel ayrıştırmalar etkili oldu fakat istenen kaos seviyesini elde etmek için her seferinde etnik-mezhep-ekonomi üçlüsüyle vurdular bizi... Bilhassa da Kürtleri! Ve maalesef Iraklılar tüm oyunlara karşı birleşmek yerine ayrıştı! Petrolümüz var, gazımız var, bereketli topraklarımız var fakat hiçbirinde söz hakkımız yok! Hiç unutmuyorum Irak’a yaşatılan bir ekonomik krizde paramız o kadar değersiz bir hal aldı ki; kiracılarımızın getirdiği bir aylık kira ile sadece bir şişe kola alınabilirdi...”

Aslında en büyük sorunumuz doların ve altının yükselmesi değil bunu hepimiz biliyoruz. Asıl mevzu; Türkiye üzerine yayılmaya çalışılan korku, tehdit, şiddet, ayrışma iklimi!
Geçmişte fazlasıyla yokluk yılları yaşadık. Yokluğun, zamların, gıda ve yakıt kuyruklarının yabancısı değiliz lakin şiddet ve ayrışma dilinin de bize iyi gelmediğini gayet iyi biliriz... Aç isek hep birlikte, tasarruf ise hepimize gerekiyor!
Burada öncelikle devlet kademelerinde ciddi tasarrufa gidilmesi gerekiyor. Küçük büyük demeden herkese ve hepimize!
Devlette ana gibidir, baba gibidir, evin temeli-duvarı-çatısı-direği gibidir... Yaşar, nefes alır, kızar, sever, dostu-düşmanı vardır... Sağlıklı, mantıklı, vicdanlı, merhametli, adaletli, etik değerler bilincinde evlat yetiştirmek konusunda ebeveynlere tavsiye edilen tek kural vardır; evlatlarınıza kurallar-yasaklar-ödüller eşliğinde bir şey öğretemezsiniz! En mükemmel öğretici unsur ebeveynlerin yaşantı tarzıdır...
O halde öncelikle HEPİMİZE bir uzlaşı dili gerekiyor sonrasında da devlet babanın pahalılıkla-israfla mücadele konusunda “bakın birlikte tasarruf yapıyoruz” yansımasıyla o ruhu aşılaması gerekiyor... Hem de en acilinden ve en kapsamlısından...