DERS ALMAK, AMA NASIL!

Fehmi KETENCİ 28 Eyl 2020

Artık uyuyamayacağımı hissettiğim için yataktan kalktım. Saate baktığımda iyice irkildim.

      Dün akşam yastığa başımı koyduktan sonra uzunca bir süre uyku tutmadı. Uyku tutmadı değil, uyuyamadım. Kafamda o kadar çok şey canlandı ki, yaşadıklarımdan yansıyan bu olaylar gerçek yaşamdan bir araya getirilip derlenmiş, sonu gelmeyen bir filme dönüşmüştü ve onu izledim. Aklıma neler neler geldi. Neler yaşamışım ve bu yaşadıklarımdan ne kadar etkilenmişim. Gerçek yaşam hikayesini anlatan bu sonu gelmez filmi izlerken, yaşananları nasıl yorumlamışım, ne anlamlar çıkarmışım, ne dersler almışım hemen hemen her şey kafamda canlandırmışım.

      Artık uyuyamayacağımı hissettiğim için yataktan kalktım. Saate baktığımda iyice irkildim. Yaklaşık iki saate yakın bir süredir yatakta dönmüşüm, dönmüşüm.

      Duymuştum; “gece uyku kaçınca bir bardak su içmek insanı dinginleştirir ve daha rahat uyumanızı sağlar” söylemi aklıma geldi. Yataktan kalktım, tam iki bardak su içtim. Tekrar yatağa döndüm ve beni uykusuzluğa mahkum eden gerçek yaşam öykümden bir bölümü tekrar anımsadım.

      Yaşadıklarımdan birçoğuna çözüm bulabilmişim, ama bir konuda asla tatmin olabildiğim bir sonuca varamamışım. Hak, hukuk ve adalet, hakkaniyetli bir yaşam, yaşam eksenimizi olabildiğince bozan olaylar ve yaşadıklarımızda ne kadar modernleşsek, yaşam koşulların düzenleyen ne kadar yönetsel yasalar kurgulasak, uygulasak da artan nüfus yoğunluğunu tam olarak kontrol edememişiz. İnsan haklarını en çok gözeten Müslüman olmak, var olan gelenekler gibi bir özgün kazanımlarımız olsa da, hak hukuk adalet konusunda olması gerekeni yakalayamamışız.

      Bu durumda iseniz, hele bu günlerin var olan ortamında, gece yastığa başınızı koyduktan sonra uykusuzluğa mahkum olmanız doğaldır. Hele yaşadığımız hak, hukuk ve adalet konusunda iyice dayanılmaz hale gelen yaşam gerçeğiniz varsa.

      İnsanların birbirlerine saygısı kalmamış. Yardım etmek, paylaşmak denen duygularımızdan iyice uzaklaşmışız. İyice bozulan ekonomik düzen ve dengesi bozulan yaşam şartlarından iyice daralmışız ne yazık ki.

      Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın internette paylaştığı ünlü bir Kızılderili Reisinin söyledikleri geldi aklıma ve bu öyküyü buraya aktarmak istedim.

      Şunu demiş Reis; John Fire Lame Deer    

      "Beyaz kardeşlerimiz bizi uygarlaştırmak için gelmeden önce, hiç hapishanemiz yoktu.
Bu yüzden aramızdan serseri de çıkmazdı.
      Hapishane yoksa serseri de yoktur. Kapılarımızın kilidi de olmazdı bu yüzden, hırsızlar da bulunmazdı. 
      Eğer aramızdan biri; at, çadır ya da battaniye edinemeyecek kadar yoksul ise, bu durumda bütün ihtiyaçları kendisine hediye edilirdi.
      Özel mülkiyete çok büyük önem verecek kadar uygarlaşmamıştık. 
      Para nedir bilmiyorduk. Bu yüzden bir insanın değeri serveti ile ölçülmezdi. 
Yazılı hiçbir yasamız, dolayısı ile avukatlarımız ve politikacılarımız da yoktu. 
      Bu yüzden birbirimizi aldatmak ve kazıklamak durumunda da kalmazdık.
      Demek ki beyaz adam gelmeden önce çok berbat durumdaymışız.
      Bilmem ki,

      Beyaz adamın uygar bir toplum için son derece gerekli olduğunu söylediği bu temel şeyler olmadan binlerce yıl hayatta kalmayı nasıl başarabildik?”

      Ne dersinz, reis haksız mı?

BİR TUTAM TEBESSÜM

MORGDAKİ CESET

    Savcı, morgdaki üç cesedi incelemek üzere gelmişti.

    İlk baktığı ceset sırıtıyordu.

    Savcı nedenini sordu.
    - “Milli piyangodan büyük ikramiyeyi kazanmış, sevincine dayanamamış,

kalp krizi geçirip ölmüş” dediler.
    İkinci ceset de sırıtıyordu.

    İyice meraklanan Savcı bu kez yine sordu:
    - “Peki, bu neden sırıtıyor?”
    - “Bunun da oğlu doğmuştu. Sevinçten kalbine yenik düştü.”
    Üçüncü ceset ise; Temel'in tamamen kömür haline dönmüş olan cesediydi.

O da diğerleri gibi sırıtıyordu.

    Savcı iyice şaşkındır. Temel’in yanık cesedine bakarak sormaya devam eder;
    - “Buna ne oldu?” diye sordu savcı.
    - “Efendim, buna yıldırım çarptı.”

    Savcı;
    - “Peki, neden sırıtıyordu?”
    - “Fotoğrafını çekiyorlar sanmış!”