DEĞİŞEN NEDİR?

Değişim, dönüşüm, değişime direnç, psikoloji ve davranış bilimlerinde çok tartışılan konulardandır.

Değişen ve değişmeyen ya da değişmesi ve değişmemesi gereken taraflarımızın listesini yapsak karşımıza nasıl bir tablo çıkardı acaba? Hayatımızda hızla değişen şeylerle aynı kalanların neler olduğu ve bunlar arasındaki denge, kalitemizle ve yaşam memnuniyetimizle yakından ilgilidir.   

Değişim, dönüşüm, değişime direnç, psikoloji ve davranış bilimlerinde çok tartışılan konulardandır. Bunun başlıca nedeni, insanın gelişmesi için ihtiyaç duyduğu değişimin zorunlu ve değerli olması kadar insanı kendisinden uzaklaştıran şekli değişimin de tehlikeli olmasıdır.

O halde yaşamımızı destekleyen ve gerçekten ihtiyacımız olan değişim ile bize zarar veren değişimi fark etmek zorundayız. Dijital dönüşümün hüküm sürmeye başladığı dünyamızda hangi alanlarda değişip dönüşmek için ter döktüğümüzü, hangi konularda değişmemek için amansız bir çaba içinde olduğumuzu görmek zorundayız.

Esasen değişmek kadar değişmemek de hayatın birbirini tamamlayan iki temel dinamiğidir. Değişmemek için verdiğimiz mücadele, değişmek için verdiğimiz mücadele ile taçlanır. Bir yanda inadına daha iyi olmak yani gelişmek için değişmeyi istemek öte yanda değişmemek için inadına savaşmak hayatın bir gerçeğidir.

Varlık özelliği kazanan denizler, dağlar, gezegenler, güneş sistemi, galaksiler, yer, gök, eşya, canlı ve cansız her şey… Hücre çoğalarak büyür ve değişir, fide ağaca dönüşür, köy kasabaya, kasaba şehre, şehir daha büyük şehre metropole dönüşür… Gözümüzün gördüğü ve göremediği her şey, sürekli ve sistemli bir değişim halindedir. Aynı kalan hiçbir şey yoktur gök kubbede. Şu halde varlığın özünde durağanlık değil hareket, değişim ve dönüşüm vardır.

DEĞİŞENLER DEĞİŞMEYENLER

Öte yandan varlık dünyasındaki devridaim ve sistematiğin değişmeden devam eden yönü de vardır. Evrendeki kanunlar, güneş, dünya, ay ve diğer gezegenler, konumları, hareketleri ve işlevleriyle değişmiyor. Dereler, denizler, okyanuslar, mevsimler, çeşit çeşit bitkiler ve hayvanlar ayırıcı özelliklerini korumaya devam ediyor.

Gelelim insana. İnsanın bu âlemdeki fiziksel varlığı doğum ile başlar, bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık dönemlerinden sonra yeni bir değişimle bu dünyadaki varlığı sona erer. Yeryüzündeki ilk gününden bu yana insanın yeme, içme, korunma, barınma, üreme gibi temel ihtiyaçları aynen devam eder. İnsan, her dönemde kendisine yönelen tehlikelerle mücadele eder, sahip olduklarını yitirmemek için çaba içindedir. Ve sever, sevilir, değerlerini yaşamak ister, kutsallarını korur. Böylece yaşam biçimi, kullandığı araçlar değişse de insanın temel özellikleri ve yaşam döngüsü hep aynıdır.

O halde insan için değişen nedir? Değişen; bilimin ışığındaki, düşünce, bilgi, yol, yöntem, teknoloji, araçlar ve gereçlerdir. Ruh ve gönül değerleri değişmez. Şu halde iki şeyi ayıralım. İnsanın yaşam döngüsü değişmez, değişemez. Değişen, tabiatla ilişkimiz sonucu kazandıklarımızın ya da kaybettiklerimizin hayata etkisidir.  

Günümüz insanının hızla büyüyen sorunlarından biri nerede nasıl değişeceğinde ve nerede aynı kalacağında zorlanmasıdır. Zira hayatımızda olması gereken değişimlerle değişmemesi için direnç göstereceklerimizin izi karıştı yahut karışması istendi.

Asıl olan hayatımızın daha medeni olmasına yönelik değişim ve dönüşüm isteği ile insani değerlerdeki özün değişmemesi ve korunmasına yönelik çabanın dengesidir. Günümüzde bu dengede bir eksen kayması olduğu açıktır. Zira değişim rüzgârı, dış dünyamızdaki konforu hızla değiştirirken korumamız gereken iç dünyamızın özelliklerini de hızla değiştirmeye, dönüştürmeye başlamıştır.  

“DÜNYANIN DURDUĞU GÜN”

İnsanın; aşk, sevgi, inanma, merhamet gibi pozitif duyguları ile korku, öfke, nefret, şiddet gibi negatif duygu ve davranışları doğru yerde sergileme iradesinde zaaf yaşanıyor. Pozitif duygularımız hızla negatif duygulara eviriliyor. Ortalama insanın “iyi” ve “güzel” algısı değersizleşirken uçtakilerin “kötü” ve “çirkin” algısı prim kazanıyor.

İnsanı ayıran temel değerler hızla değişiyor, azalıyor, yavaşlıyor. Bu arzu edilen bir değişim değildir. Bu, gelişme içermeyen bir değişimdir ve geriye gidiştir. Arzu edilen değişmenin gelişme potansiyeli içermesi yani bireyi mevcuttan daha iyiye, güzele eriştirmesi gerekir.

Akıl ile öğrendiklerimizin amacı, daha medeni bir yaşama ulaşmak iken egemen güçlerin ve sanal dünyanın etkisiyle bu döngüde ciddi kırılmalar yaşanıyor. Ve insanın aklını, temel insani değerlerini, pozitif duygu dünyasını, gönül ve ruh değerlerini mümkün olduğunca devre dışı bırakan bir değişimin zorlamasıyla ve dayatmasıyla karşı karşıyayız.

 Bir bilimkurgu klasiği olan “Dünyanın Durduğu Gün” (The Day the Earth Stood Still, Yapımcı: Julian Blaustein, Yönetmen:  Robert Wise, 1951) filminde dünyayı istila etmeye gelen uzay gemisinde bir yaratık vardır. Doğaüstü güçlere sahip insan kılığındaki bu uzaylı yaratığın, filmin ana fikrini özetleyen sözü, söylemek istediklerimizi özetliyor: “Tehlike hissedilmeden değişme olmaz”.

İnsani değerlerin istila edilme tehlikesinin olduğu günümüzde, hayatımızda neyin, nasıl ve hangi yönde dönüştüğüne, yeni gelişen bağımlılıklarımıza, gelişme adına neler yaptığımıza, değişimin maddi ve ruh dünyalarımızdaki yansımalarına, değişen yaşam alışkanlıklarımıza bakmamız ve tüm bunların sonucu olan yaşam memnuniyetimize yeniden odaklanmamız önemlidir.