DEĞER VERMEK

Ümit G. CEYLAN 29 Ağu 2019

Çocukların iyi veya yanlış davranışları karşısında aşağılama, küçültme yoluyla değersizleştirerek cevap verdiğinizde büyüdüğünde ya pısırık olacaktır ya da başkalarına değer vermeyerek onları ezmek isteyecektir. Çünkü bir insanın değer verebilmesi için önce değer görmüş olması lazımdır.

 

Değer bilen nesiller yetiştirmek için önce çocuklarımıza değer vermeyi öğretmek lazım. Ama bunu parmak sallayarak; “anneye, babaya dil uzatmak günahtır. Allah ceza verir” gibi tehditlerle yaparsak bugünün deist, nihilistlerini yetiştirmiş oluruz. Çocukların iyi veya yanlış davranışları karşısında aşağılama, küçültme yoluyla değersizleştirerek cevap verdiğinizde büyüdüğünde ya pısırık olacaktır ya da başkalarına değer vermeyerek onları ezmek isteyecektir. Çünkü bir insanın değer verebilmesi için önce değer görmüş olması lazımdır.

Kendi gerçek değerini bil

İnsan yaratılış itibariyle içinde cevherler taşıyan bir ummandır. Bu cevheri ortaya çıkarmak, işlemek gerekir. İnsan kendi kendinin kâşifi olduğu gibi aynı zamanda da en yakınlarından keşif edilmek güzel taraflarının beğenilmesi, taltif edilmesini bekler. Beklemese bile güzellikler övgüye susar. Susadıkça sularsan güzellikler çoğalır, etrafa yayılır ve faydalı olur. Aksi takdirde güzellikler, iyi niyetli çabalar, ilkeli davranışlar takdir görmezse küser ve orayı terk ederler. O yüzden dikeni değil ağacın kendisini sulamak gerekir.

İnsan kazanmak

En güzel haslet insan kazanabilmektir. Alçak gönüllü olmak, gerçekten söyledikleri ile yaptıkları aynı olan egosu olmayanlar insan kazanırlar. Bir kişinin tutunacak dalı olmalısın. Ona itibar ve değer kazandırmayı bilmelisin ki senin de namın adın yüreklere kazınsın. Yoksa insan kaybetmek kolay. Bilinsin ki kendini kaybetmiş insanlar başkalarının varlığından bihaber yalnız yaşarlar. İnsanı yaşatan senin için çarpan yüreklerin sayısıdır. Ne kadar çok yürek çarparsa onlara bir hayat verirsin. Günlerine anlam katarsın. Bir fincan kahveyi paylaşman, tebessüm etmen kendi değerinden değer üflemen hayatın anlamını tekrar tekrar yeşertir.

Başkaları üzerinden değer vermek

Kendi terazisi olmayan kralcılar vardır. Değerleri başka bir kişi üzerinden tartarlar. Halbuki esas olan senin değerlerinin olmasıdır. Sende değer bulmasıdır bir güzelliğin. Değer verme kabiliyeti olmayan insandan korkarım ben. O kişi ne kendine değer verir ne de karşısındakine. Amiri, hocası değer verince bir anda o kişi değerli olur. Samimiyetten uzak bir değer yargısının kimseye faydası yoktur. Değer bilmeyi öğrenmek gerekiyor. Sadece insana da değil yaratılmış her mahlukatın bu kâinatta bir karşılığı bir değeri var. Her şeyi yerli yerine koymayı bilmeliyiz ki hayat bize gerçek değerini versin vesselam.

Dünyaca ünlü iki zincir marka Mcdonalds ve Nestle veganlara kayıtsız kalmayıp marketlerde tamamen onlara ait rafları bitkisel ürünlerle dolduruyorlar. Almanya iki milyon vegan ile sağlıklı gıda piyasası olarak bilinen bu alanda başı çekiyor. Yine Almanya’da altı milyon kişi vejetaryen olarak kaydedilmiş. Frankfurter Allgemeine gazetesinin web sitesi haberine göre bu iki dev marka veganları keşfederek piyasada yer kapmaya çalışıyorlar. Mc Donalds mesela tamamen etsiz bitkisel burger üretiyor. Sanırım ülkemizde bu henüz yok ancak bu durumda bir iki sene içinde Türkiye’de de görürüz. Ancak sağlıklı gıda ve beslenme ise gerçek amaç organik gıdaya ulaşmak için marketleri mi tercih edecek veganlar? İşlenmiş ürünler de veganların veya vejetaryenlerin listesinde yer alabilir mi? Bunlar sorulması gereken sorular. Tüm bunlarla dünyanın sağlıklı gıdaya ulaşmada gün geçtikçe zorlanacağı anlaşılıyor. Hep dediğimiz gibi herkes bir gün kendine bir parça toprak edinip yiyeceklerini üretecek. Belki ilave bir koyun, keçi, tavuk ile en başa dönmek zorunda kalacağız.

Markaların vegan ürünleri

Dünyaca ünlü iki zincir marka Mcdonalds ve Nestle veganlara kayıtsız kalmayıp marketlerde tamamen onlara ait rafları bitkisel ürünlerle dolduruyorlar. Almanya iki milyon vegan ile sağlıklı gıda piyasası olarak bilinen bu alanda başı çekiyor. Yine Almanya’da altı milyon kişi vejetaryen olarak kaydedilmiş. Frankfurter Allgemeine gazetesinin web sitesi haberine göre bu iki dev marka veganları keşfederek piyasada yer kapmaya çalışıyorlar. Mc Donalds mesela tamamen etsiz bitkisel burger üretiyor. Sanırım ülkemizde bu henüz yok ancak bu durumda bir iki sene içinde Türkiye’de de görürüz. Ancak sağlıklı gıda ve beslenme ise gerçek amaç organik gıdaya ulaşmak için marketleri mi tercih edecek veganlar? İşlenmiş ürünler de veganların veya vejetaryenlerin listesinde yer alabilir mi? Bunlar sorulması gereken sorular. Tüm bunlarla dünyanın sağlıklı gıdaya ulaşmada gün geçtikçe zorlanacağı anlaşılıyor. Hep dediğimiz gibi herkes bir gün kendine bir parça toprak edinip yiyeceklerini üretecek. Belki ilave bir koyun, keçi, tavuk ile en başa dönmek zorunda kalacağız.

Okullarda kıyafet baskısı

Derdimiz bağcıyı dövmek değil ama yapılanları eleştirmeliyiz ki doğruyu bulalım. İstanbul Üsküdar’da bir ilkokulda yıllardır serbest kıyafet uygulaması varken bir anda okul aile birliği kararıyla ve oy çokluğuyla tek tip kıyafete geçme kararı alınmış. Evet bazen demokrasi çoğunluğu temsil etmez. Ancak velilerden istenen okul kıyafetleri fiyatlarını görünce özel okul mu burası demeden edemiyor insan. Dördüncü sınıf velisi tanıdığım üstelik durumu bu fiyatları karşılayamayacak. Bu konuda adres göstermek yerine ölçüyü belirtip şekle karışılmaması daha insani olacaktır. Yani siyah pantolon veya etek giyilecekse bunu herhangi bir yerden alarak halletme yoluna gidilmelidir. Velilere monta varıncaya kadar bir kıyafet skalası dayatmak milli eğitim okuluna yakışmayan bir davranış olmuş. Yetkililerin bu israfa dur demesi gerekiyor.

Şule Yüksel Şenler

İnanan, düşünen, yazan ve yaşayan ömrünü hakikate adayan bir mümin ve Müslüman bir kadın, bir hakikat neferi. Ruhu şad olsun.

Davul zurna

Pazar sabahı saat on. Dışarıda aniden tokmağın davula vurma sesi ile uyanıyorum ardından cıyak cıyak zurna sesi ile irkiliyorum. Mahallede düğün evi varmış. Ne güzelll! Düğünlerimizin duyurulması elbette güzel bir gelenektir. Ancak burası köy değil; İstanbul. Herkes köyde olduğu gibi birbirini tanımıyor ki. Öyle olsa tüm mahalle bu düğünün ucundan tutar imece usulü ile çorbada tuzum olsun der. Mesut bahtiyar olsunlar ancak şehirde de bu geleneğin devam etmesi bu şekliyle pek mümkün değil. Davul ve zurna ile kim pazar sabahı aniden uykusundan uyanmak ister. Belki köyüne hasret çeken birileri! Hastası, yaşlısı, bebeği olan var. Köy yerinde bu hoş karşılansa da şehirde bu konularda hassasiyet gösterilmelidir. Düğün güzel ama uygulama sıkıntılı.

Ağacı yeşertene kadar

Dileklerimizi ve isteklerimizi bir kapıya bağlamadan, bağlanmadan istemeli. Falanca kişiden filanca yerden beklentiye girmeden sadece O’ndan istemeli. Neyi nasıl vereceğini, yolunu, yöntemini belirlemeden sürprizlere hazır olmalı. İsimlere, cisimlere güvenmeden hakkımızdaki hayra tabi olarak yola girmeli, yoldan çıkmamalı. Çabasız istek olmaz, isteksiz de niyet olmaz. Bir dua gibi, niyetimiz sürekli güncellenmeli. Birde uyarı! En derindeki isteklerle yüzleşmeden yola çıkmamalı insan. Olur ya! yolda isteklerin karşına canavar suretinde çıkar.

O yüzden isteklerin; masum, halisane, saf ve duru olsun. İnsanlıkta karar kıl. Gökyüzünde uçabilecek kadar hafif ol. Nerden istediğin ve neyi istediğin o kadar önemli ki! Bırak kendini durgun sulara. Akıt içindeki tertemiz dileklerini, ta ki bir ağacı yeşertene kadar.

Bosna Savaşından sonra

Bir zamanlar hepimizin gözü önünde işlenen savaşın, aslında soykırımın tanıklarıyız. 1992 yılında başlayıp 1995 sonunda biten ve üç yılı aşan bu tek taraflı acımasız savaş beraberinde birçok yarayı bugüne taşıdı. Bosna Savaşı! hala içimizde büyük yara. Maalesef bugün bu yaralar ciddi bir toplumsal travmaya dönüştü. Savaştan daha sessiz süren bu psikolojik savaşın izleri o günlerde gayri meşru doğan çocukların yaşamlarında devam etmektedir. Binlerce kadın savaş sonunda babasız çocuk doğurmak zorunda kaldı. Ve birçok çocuk bugün babalarının kim olduğunu bilmeden özellikle ergenlik çağında yaşadığı travmaların üstüne birde babasız çocuk olmanın sıkıntılarıyla boğuşmaktadır. Annelerin ise birçoğu çocuklarına gerçeği açıklayamamaktadır. Ama bu tabii artık bilinen bir gerçektir. Bosna toplumunun yaşadığı bu travmanın izleri zaman içinde silinecek olsa bile Bosna Hersek’in gelecekteki varlığını hangi değerler üzerine kuracağını ve nasıl yeniden toplumsal yapılanmaya gideceği çok önemli bir konu. Bu konuda Türkiye’ye büyük görev düşüyor. Özellikle sivil toplum kurumlarımızın ortak çalışmaları çok değerli olacaktır. Allah bir daha böyle bir acı göstermesin.