CEREN

Ekin GÜN 10 Ara 2019

Açıkçası bir erkek olarak erkek egemen zihniyetin kurallarını koyarak iktidarlarını belirledikleri ve kadını ikinci sınıf olarak kabul eden ataerkilliğe karşıyım.

Kitabın ortasından başlayacağım… Ataerkilliği kutsal sanıp “kültürümüzün” bir parçası olarak gördükçe bu yazıları daha çok yazacağız.

Hiçbir yerde yazmayan, geçmişten bugüne tamamı erkekler tarafından uydurulan, kadına ve erkeğe biçilen “rollerden” bahsediyorum.

Bakın mesela, ilkokul kitaplarında dahi “Ali” her zaman annesiyle pazara gider, babasıyla hiçbir zaman gitmez.

Çünkü kadının “görevi” pazara gitmek, babanın “görevi” de çalışmaktır!

Oysa kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılıklar ne güç ilişkilerini, ne cinsiyet rollerini ne de kadının ya da erkeğin toplumsal konumunu açıklamaz.

Açıkçası bir erkek olarak erkek egemen zihniyetin kurallarını koyarak iktidarlarını belirledikleri ve kadını ikinci sınıf olarak kabul eden ataerkilliğe karşıyım.

Bu eleştirilemez ve eleştirilmesi teklif dahi edilemez kavramın sınırlarının nereye varabileceğini son günlerde acı bir şekilde tekrar tecrübe ediyoruz.

***

Türkiye’de son on yılda 1964 kadın öldürüldü, geçtiğimiz Kasım ayında ise bu sayı 39 olarak kaydedildi.

Bu noktada ciddi bir hukuki boşluk var ki hala daha aramızda dolaşmaya devam eden ve kadınlara “av” gözüyle bakan psikopatlar tarafından bu cinayetler işlenmeye devam ediyor.

En son Ceren Özdemir’i katleden o psikopatın hangi gerekçelerle açık cezaevine konulduğunu bilmiyoruz ya da hakkında birçok kriminal suç dosyası bulunan o canavarın nasıl salındığını da bilmiyoruz.

Ceren’den önce yaşanan Ayşe Tuba Arslan cinayeti de hepimizi şoka uğratmıştı. Eski kocasının tehditlerine karşılık mahkemeye 23 defa suç duyurusunda bulunan Arslan muhtemelen 24. suç duyurusunu yapamadan satırla katledildi.

Eğer doğruysa Arslan, 23 kez suç duyurusunda bulunduğu eski kocası yani katiliyle mahkeme tarafından uzlaştırılmaya da çalışılmış!

Dahası, dün sosyal medyada dolaşırken gözüme çarpan bir haber vardı.

Tartıştığı sevgilisini pompalı tüfekle yaralamaktan ömür boyu hapsi istenen sanık tahliye edilmiş.

Hem de Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatının “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini” talep etmesine rağmen.

E şimdi soruyorum, “öldürmek isteseydim başından vururdum” diye gözlerimizin içine bakarak hepimizle dalga geçme cüretinde bulunan bu ruh hastası gidip bu kadını öldürürse sadece o mu suçlu olacak?

Tahliyesine karar verenlerin bu olayda hiçbir sorumluluğu olmayacak mı?

***

Adalet mekanizması her zamankinden daha çok çalışmalı.

Kendi seçmediği, tamamen doğuştan gelen “erkeklik” cinsiyetini kadınların üstünde kabul ederek, bunu dayatan, kadınları bir malı gibi gören ve erkek egemen zihniyetin sonunda varacağı o psikopat sınırsızlığa karşı öyle cezalar verilmeli ki ruh hastaları bırakın elini kımıldatmayı, kadınlara kötü söz kullanırken bile iki kere düşünsün.

Özellikle suç duyuruları dikkate alınıp böyle psikopatlara en ağır cezalar uygulanmalı ve açık cezaevinin yanından bile geçmemeliler.

Beynini karnının altındaki cinsel uzvundan ötürü üstün görüp hayatını buna göre şekillendirenlere dur demek şart oldu.

Daha ne kadar kahrolacağız?