İş bankası
İş bankası


BİZİM İÇİN DÜNYA DURMUŞKEN…

Dış politika ile ilgili bir köşe kaleme almanın çoğu zaman kolaylıkları var. Serinkanlı bir sesiniz oluyor çoğunlukla.

Dış politika ile ilgili bir köşe kaleme almanın çoğu zaman kolaylıkları var. Serinkanlı bir sesiniz oluyor çoğunlukla. Uluslararası İlişkilerde rasyonaliteyi yüceltenlerden olmadım hiçbir zaman ama alanın kendine özgü matematiksel bir dili olduğu da gerçek. Bu yüzden duygulardan kendinizi sıyırıp, en azından öyleymiş gibi düşünüp, günlük hayatımızın tamamen dışında dünya politikası ile ilgili analiz yazıları kaleme almanın bir çeşit rahatlığına sahip olur dış politika yazanlar. Ama kimi zaman dışarıya bakmak da bir o kadar zorlaşır. Çünkü bazı anlar gelir Dünya sizler için durur. Bugün bu yazıyı kaleme almak bu nedenle çok zor. Kahramanmaraş merkezli depremler bizim dünyamızı bir süreliğine durdurdu zira ve dünyada olan bitenlerden bahsetmek önemini yitirdi. Depremin etkilerinin, etkilediği coğrafya da düşünüldüğünde, siyasi, ekonomik, jeopolitik etkilerinin ne olacağını sorup duranlara da aynı şeyi söylemek mümkün. Bugün bu etkilerle ilgili bir şeyler söylemek için henüz çok erken. Sadece büyük bir felaket yaşadığımız ve yarattığı acının büyüklüğü nedeniyle bir şeyler söylemekte zorlandığımız için erken değil. Aynı zamanda bu büyük bir felaketti ve etkilerinin de sadece bir yönelimde olacağını beklemek çok mümkün değil. Kriz ve krizin yönetiminin olası etkileri muhtemelen oldukça kompleks olacak ve hala kriz yönetimi içerisinde olduğumuz düşünülürse krizin etkileri ile ilgili belirsizliğin bir süre daha devam edeceğini düşünenlerdenim.

Tabi belirsizlik ve istikrarsızlık aynı şey değil. Şunu unutmamak gerekiyor: Türkiye uluslararası ve bölgesel yönetişime yatırım yapan, yeni normlarla -ki bu normlardan biri insani diplomasi ve sınır-aşan insani yardım ve kriz yönetimi ile ilgiliydi- küresel düzeni iyileştirmek isteyen ve bölgesel istikrar için mesai harcayan bir aktördü. Bugün halkın dayanışmacı ruhundan, birbirine kol kanat germesinden anlıyoruz ki Türkiye’nin seslendirdiği normlar boş bir kâğıdın üzerinde sadece birer fikir olarak doğmamışlar. Bu tür bir sivil ve diplomatik kültüre sahip aktörün istikrarı tüm komşu olduğu bölgelerin istikrarı için çok önemli. Bugün Türkiye’nin ayağa kalkmak için gösterdiği olağanüstü çabanın ve gelen uluslararası yardım ve desteklerin bakılabileceği çerçevelerden biri bu çünkü.

…Dışarıda ne oldu:

Balon yaygarası devam ediyor

Dünya bizim için dururken aslında dönmeye devam etti tabi. Uzun uzun, büyük büyük analizlerle sizleri yormayacağım. Kısa kısa bu hafta neler olduğuna bir bakalım. Öncelikle geçtiğimiz hafta konu ettiğimiz ABD’nin Çin gözlem balonu ile ilgili çıkardığı gürültü devam ediyor. Biliyorsunuzdur, balon Atlantik üzerinde bir F22 tarafından vurulmuş ve Pentagon balonun parçalarını incelemeye almıştı. İncelemeden elbette sürpriz bir sonuç çıkmadı. ABD’ye göre balon bir izleme-gözleme ağının bir parçası. Sonuç, sürpriz değil çünkü basına yansıyanlardan anlıyoruz ki uzun bir süredir balon ve balon benzeri cisimler gökyüzünde süzülüp, bir yerleri dinliyormuş. ABD’li yetkililer 5 kıta üzerinde 40 ülkenin “balon mağduru” olabileceğini söylüyor. Beyaz Saray ve Pentagon’un bilgisinde olduğunu anladığımız bu vaka ile ilgilenme biçimi yani artık bu tip cisimlerin F-22’lerden ateşlenen yüzbinlerce dolar değerindeki füzelerle vurulacak olması çıkan gürültünün iki temel sebebini bize gösteriyor. İlki, Biden’ın bu hafta içinde gerçekleştirdiği Birliğin Durumu konuşmasında hadiseye değinme şeklinden de anladığımız üzere, ABD Çin ile giriştiği mücadeleyi meşrulaştırmak derdinde. Bunu da kamuoyunun gözleri önünde F-22’ler Atlantik’te balon, Kanada üzerinde silindir bir cisim filan avlarken daha kolay yapabiliyorlar. Ne demişti Biden, “biz bir yeni Soğuk Savaş” istemiyoruz, ama işte ABD’nin üzerine UFO benzeri cisimlerle, balonlarla filan geliniyor zavallı Washington Soğuk Savaş’a girmesin de ne yapsın.

Eğer ABD halkı balon gösterisini satın almaz ise Birliğin Durumu konuşmasında verilen ekonominin gidişatı ile ilgili popülist mesajları satın alabilir. Biden, büyük şirketlerin, telekomünikasyon, havayolu, otel, biletlendirme vb sektörlerin ABD halkına yüklediği lüzumsuz masrafları keseceğini vaat etti. Biden’ın konuşmasına inanırsanız milyarderlerin daha çok vergi vereceği ve ABD’de istihdamın artacağı bir geleceğe doğru gidiyoruz. Konuşmayı dehşet içinde dinlediğine inandığımız Cumhuriyetçilere göre ise ABD, bu hızla solcu olmaya doğru gidiyor. ABD’de komünist korkusunu canlandıramayacağını düşünen bazı Cumhuriyetçi senatörler ise Biden’ın fantezi dünyasında yaşadığını savunmuşlar. ABD halkına balon üzerinden cehennemi, milyarderleri cezalandırma fantezisi üzerinden cenneti sunan Biden’ın gösterisine ABD içerisinde yeterince seyirci gelmez ise, boş sıraları dışarıdan takviye ile doldurmak mümkün gözüküyor. ABD’nin Pasifik müttefikleri balon paniği içerisine düşmekte çok hevesliler zira. Kanada F-22’leri yardıma çağırdı, Japonya tedbir alınmasını istiyor. Bu da zaten balon krizinin çıkardığı gürültünün ikinci nedeni. ABD, Çin ile donanma, füze unsurları ya da Tayvan gibi ciddi bir meselede doğrudan karşı karşıya kalmadan kendi müttefiklerini bir tehdit etrafında bir araya getirip, birleştiriyor. Bir nevi Ukrayna senaryosu 2.0.

Hersh’in Kuzey Akım hikayesi

Ukrayna senaryosu demişken, Ukrayna savaşı ile ilişkili iki önemli gelişmeyi de not edelim. İlki, Kuzey Akım II’yi kim vurdu sorusuyla ilgili. NATO ve AB, düzenlenen saldırı üzerine kritik alt yapıyı güvence altına alalım demişlerdi ama kime karşı güvence altına almak lazım sorusu havada kalmıştı. Soruşturmalar devam ederken Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci Seymour Hersh, saldırının arkasında ABD’nin olduğunu yazdı. Rusya için çok şaşırtıcı bir haber olmasa gerek. Moskova baştan itibaren Birleşik Krallık ve ABD’yi suçluyor, Rusya’nın soruşturmalara dahil olmasına izin vermeyen İsveç ve Danimarka’yı- ki patlamalar bu ülkelerin MEB’inde gerçekleşmişti- bir şeyleri saklamakla itham ediyordu. Hersh’in haberinden sonra Moskova, soruşturma taleplerini artıracak, eleştirilerinin dozunu yükseltecek görünüyor. Batmış bir projeyi batırmak için pahalı bir operasyonu kim yapar sorusu kadar önemli olan, ABD ve Birleşik Krallık Almanya’ya bu kadar mı güvenmediler sorusu. Eğer, Rusya’nın bulaşmadığı bir eylemden bahsediyorsak ve bu olayla ilgili herkesin bilgisinin olduğu bir danışıklı dövüş değilse ABD kime saldırmış oldu sorusu da bir o kadar sonuçları açısından önemli. Bu soruların muhtemel cevaplarını duymaktan en çok rahatsız olacak aktör Berlin olacağından, Almanya’da sessizlik hâkim. Bu durumun yaratabileceği rahatsızlığın farkında olan bir-iki muhalif ses, Kuzey Akım I ve II konusunda her şey şeffaf olmalı derken Almanya’da hiçbir şeyin şeffaf olmadığını, bu konudaki tüm tartışmaların karanlıkta kaybolduğunu söylediler geçtiğimiz hafta. Almanya’nın bu hususta fazla ses çıkarabilme lüksü de aslında yok. Aşağı tükürse, Ruslarla ticaret yapmak ve Rus nüfusunun Avrupa’ya giriş kapısı olmakla suçlanacak, yukarı tükürse kendi yatırımını -üstelik çevreye zarar da vererek- batırmakla suçlanacak. O nedenle de Berlin’de birileri sükût altındır diyor. Ancak bu sessizliğin Moskova’ya bir mesaj verdiği de açık: Berlin Moskova ile eski günlere dönüşün uzak olduğunu böyle sessizce anlatıyor. Rusya ile özel ilişkilerini bu şekilde sona erdirmek Almanya için kolunu kesmek gibi olmuştur, sessizliğin bir nedeni de işte bu, kolunu kestiğini kimseye belli etmek istememe inadı.

Moldova’da hükümet krizi

Bu arada Ukrayna krizi Moldova’da hükümetin kolunu-bacağını kesmekle kalmadı kellesini aldı diyebiliriz. Gavrilita Hükümeti gerçekten çok zor bir 18 ay geçirdi. Bilindiği gibi Moldova, olur da savaş Ukrayna dışına taşarsa savaşın yayılmasının beklendiği ilk alanlardan. Bu yüzden hükümetin istifasından hemen önce Rus füzelerinin Moldova hava sahasını delmesi pek hayra yorulmadı. Ayrıca Rus enerji kaynaklarına bağımlılığı çok yüksek olan, Rusya’ya stratejik borçları bulunan, Rusya’nın müdahil olacağı donmuş çatışmalardan mustarip bir gri alan ülkesi. Gavrilita Hükümetinin AB yanlısı olduğu ve Batı kurumlarına katılmayı beklediğini de biliyoruz. Moskova’nın da bütün gri bölgeler için arzusu belli. Her yerin Minsk duruşuna geçmesini bekliyor. Hükümetin istifası sonrası Moldova, Ukrayna yolunda gitmeye devam mı edecek yoksa yeni bir Belarusya mı olacak sorusunun sorulması bu yüzden. Hükümeti kurmakla görevlendirilen Dorin Recean, Gavrilita gibi AB yanlısı ama Rusya enerji arzını azalttığı andan itibaren Moldova’da akut bir enerji krizi baş göstermişti. Recean’ın bu krizle ve yükselen enflasyonla mücadele konusunda yapabilecekleri çok sınırlı. AB kurumlarının birden fazla krizle uğraşamadığını, önceliği de Ukrayna’ya verdiğini biliyoruz. Zaten bu yüzden Biden yeniden Polonya’ya gelecek ve Doğu Kanadı’nda güven tazelemeye çalışacak. Bu arada Ukrayna ve Belarusya yolu hala Moldava için geçerli seçenekler. Aslına bakarsanız, iki seçenek de maalesef birbirinden kötü seçenekler ama işte jeopolitik bazen size iyi seçenek sunmuyor.