TT_Ekim


BİZ NE ZAMAN BÖYLE OLDUK?

Fehmi KETENCİ 14 Eyl 2020

İnsanlığın başına dert olan koronavirüs salgının üzerinden altı aydan fazla geçti ama, yarının ne olacağı konusunda üzerimize çöreklenen yoğun endişe bulutlarından henüz kurtulabilmiş değiliz."

Durumumuz hiç de iyi değil. Altı aydan fazla bir süredir üzerimize çöreklenen koronavirüs denen illet, tam olarak nefesimizi kesmiş, aklımızı askıya almış durumdadır.

Öncelikle biz 65 yaş üstüler, korunma önlemleri kapsamında özgürlüğü en çok kısıtlananlarız. Önce sağlık deyip, birçok şeyi sineye çekmek durumundayız. Ancak bilinmelidir ki, bu durumda yaşamak pek de kolay değil. Evde kal da, evde geçen günlerimizi nasıl geçireceğimiz konusunda hiç kimse soruna destek olacak bir yol göstermez.

Evde kal, dışarı çıkma, var olan şartlardan; geçtiğimiz haftalarda ayrıntılı olarak anlatmaya çalıştığım, baştan savma, iyice doldurma programların, tekrar dizi ve filmlerin yer aldığı, her saatinde kabus gibi üzerimize çöken koronavirüsten söz edildiği, televizyonları izleyerek yaşamaya çalış.

Veya; yediden yetmişe, kadın erkek, çoluk çocuk, herkesin elinden düşürmediği akıllı telefonlarda veya akıl sağlığımızla alay eden bilgisayarda bizleri iyice esir eden internetin acımasız tuzaklarından sosyal medya denilen uyuşturucuyu takip etmeye mahkum ol.

Sürekli evde kalarak böylesi anlamsız, monoton bir yaşam biçimiyle günleri, haftaları ve ayları geçirmek kolay mı?

Sitemimiz var ve bunu genelde şöyle dile getiriyoruz;

“Evde kal” uyarılarının hedefindekiler biz 65 yaş üstüler. Yaklaşık altı aydan fazla bir süredir kendimizi hipnotize edercesine, “korku deryasında” bata-çıka evlerimizde tıkılıp kaldık, yedik içtik ve neredeyse hepimiz “obez” olduk çıktık..”

İnsanlığın başına dert olan koronavirüs salgının üzerinden altı aydan fazla geçti ama, yarının ne olacağı konusunda üzerimize çöreklenen yoğun endişe bulutlarından henüz kurtulabilmiş değiliz.”

Toplum Bilimciler, Halk sağlığı uzmanları, yönetenler, “evde kal” derken, evde kalanlara sunulan yetersiz hizmetler konusunda hiçbir şey yapmazlar neden. Bu ortamda evde kalmak hiç de kolay değil. Kötü, amaçsız televizyon programlarını izleyerek vakit geçirmek, amacından iyice uzaklaşan ya siyasete ya da ucuz, baştan savma, içerik fukarası yayınlara teslim edilmiş sosyal medyaya, dijital yayıncılık denilerek elektronik ortamlara taşınan ulusal gazetelerin, başı sonu belli olmayan “masa başı” asparagas haberlerine mahkum edilmek “evde kal” eziyetini iyice çekilmez, dayanılmaz yapmıştır.

Tüm bunları söylerken işini iyi yapanların hakkını teslim etmeden de geçmeyelim.

Dijital ortamlarda yayın yapan haber portallarında yer alan haberlerin tutarsız ve asparagaslığı arasında evde tıkılmışların nasıl yaşayabilecekleri tam bir tez konusudur.

Elektronik ortamlarda “okumak istediğimiz bir haberin sonuna varabiliyoruz” diyen kaç kişidir. Veya ilgilinizi çeken güncel bir haberin veya spor haberinin, merak ettiğiniz sonucuna kaç kez varabildiniz.

Bu kadar amacından uzaklaşan dijital gazetecilik mi eve tıkılan biz 65 yaş üstülerin hak ettikleri örnekler midir? Kaldı ki; en çok gazete, dergi, güncel haber ve kitap okuyanların; bir zamanlar yere göğe sığdıramadığımız 68 kuşağı diye bilinen; bu 65 yaş üstülerin oldukları ne çabuk unutuldu.

Temelleri 68 kuşağı olma gelenekselliği üzerine oturmuş olan, bugün pandemi döneminde korunmak için evde kalması istenen 65 yaş üstüleri, böylesine kötü, dijital

gazetecilik örneklerini okumaya, amacından iyice saptırılmış dolgu televizyon yayınlarını izlemeye mahkum edilmesi gazeteciliğe, haberciliğe ve televizyonculuğa ihanettir.

Hala neyi tartışıyoruz. Biz ne zaman böyle duyarsız olduk acaba!

 BİR TUTAM TEBESSÜM

PARAY BULDİ!

Satın aldığı Milli Piyango biletine büyük ikramiye çıkan Temel uzunca bir süre ortalıklarda görünmez.

Üç ay sonra Temel mahalleden geçerken, bir süredir yolunu gözleyen alacaklı esnaf yolunu çevirmiş;

- “Ula Temel, sana büyük ikramiye çıktığı halde, üç aydır bizlere olan borcunu gelip neden ödemezsin” diye çıkışırlar.

Temel sırıtarak, pişkince yanıt verir;

- “Zengin oldi, parayi buldi, değişti demesunler diye gelmedum!