BİR YIRTMA TELAŞI VAR Kİ!  

Sosyal medya ile insanlar ne kadar değişti.

Sosyal medya ile hayat ne kadar değişti.

Sosyal medya ile insanlar ne kadar değişti.

Ve sosyal medya ile insanlar ne kadar ve nasıl ve ne eder ortaya çıktı.

Her insanın ederi bu kadar mı belli olur.

Su yüzüne çıkmak böylesine ve bu kadar mı olabilir.

Lütfen insanların instagram paylaşımlarına bakın.

Ama düşüne düşüne bakın.

Ve anlaya anlaya bakın.

Herkes yırtma telaşında, herkes para kapmak peşinde, panik içinde takipçi kovalıyor.

Ben anlamakta çok zorluk çekiyorum.

Kim bilir belki bu çağın ve bu hesapçı kafayı anlamakta zorluk çekiyorumdur.

Hesapçı kafa hiç sevmem.

Hesapçı kafalara hiç güvenmem.

Bir bakın.

Profesörler.

Koca koca profesörler, muayenesi 2 bin 500 TL olan profesörler, muayenehaneleri tıklım tıklım dolu olan profesörler, her gün planlı instagram paylaşımları yapıyorlar.

Ne kadar çok like ve yorum alacaklar ise ona göre paylaşım yapıyorlar.

Psikologlar.

Psikiyatrlar.

Muayenehanelerinde özel köşe seçiyorlar, dış mekanlarda, deniz kenarı ağaç çiçek böcek özel mekan seçiyorlar.

Bir tanesi balonlarla takipçisi 500 bin olmuş onu kutluyor.

Başlıyorlar anlatmaya, ne ne kadar çok konuşulur, kadın erkek ilişkisinde ne yapmak gerekir, madde madde anlatıyorlar.

Bir tane de var ki, bazı programlarda beraber olduk, takipçi sayısı minnacıktı, mütevazı, saygılı, sevgili insanı anlar bir hali vardı.

Ortalama vasat bir aileden çıktığı, anlatımlarından, telaffuzundan o kadar belliydi ki.

Geçenlere bir paylaşım yapmış, demiş ki; "vasat insanlardan uzak durun, hep sorun çıkarırlar ve çok yorulursunuz".

Vay arkadaş dedim.

Çok merak ettim aslında ve emindim ki annesi babası tam da tarif ettiği vasat insanlardan olmalı.

Baktım takipçi sayısını da bayağı kasmış ve her günü doluymuş nefes alacak vakti yokmuş.

Değişmiş adam, kendi vasatından çıkıp el alemin vasatını beğenmez olmuş ve uyarır olmuş.

Esas, herkesin özendiği elit insanlar sorun çıkarır farkında değiller.

Ya format atanlar.

Ya enerji uzmanları.

Ya astrologlar.

Ya hayat koçları.

Adam, yüz binlerce takipçisine, sorunlarını nasıl çözeceğini anlatıyor, ama kendisi tırnaklarını dibine kadar, etleri dahil yemiş.

Kendi sorunları saçından başından, baştan ayağı fotoğraf gibi, o kadar belli olurken o masal gibi palavradan anlatıyor.

Ya.

Zengin olmanın yolunu anlatanlar, çok biliyorsanız, kendiniz zengin olun, instagram’da yırtınıp durmayın.

Öylesine telaş içindeler ki. 

İnsanın acıyası geliyor.

Valla ben bakınca, vah vahhhh, ah ya diye çok acıyorum.

Ben profesör olsam.

Ben psikolog olsam.

Ben psikiyatr olsam.

Yani ben onca sene okumuş etmiş, akademik kariyer sahibi olsam, instagram’dan müşteri arar gibi hasta aramam.

Gelen olursa ve ben sizi insta’dan buldum derse utanırım.

Akademik kariyerli influencer gibi.

Hayat bu.

Olaylar iyi ya da ve kötüdür.

İnsanlar dost ya da düşmandır.

Arası yoktur bunun.

Böyle büyütülmüşler.

Hayat arası, girişi ve belirsizliği ve en önemlisi sonu olan bir zaman süreci.

Bu kadar yırtma telaşına, bu kadar kovalamaya, bu kadar menfaat kokmanıza gerek yok ki.

O zaman gözünüzün içi kokuyor, eviniz kokuyor, mekanlar kokuyor, bulunduğunuz her yer kokuyor.

İnanın.

Açık hava bile kokuyor.

Funda’nın aklındakiler…

... Nükhet Duru.

Bir defileye gidiyor, defile çıkışında mikrofon uzatıyorlar.

En sevmediğiniz kılık nedir diye soruyorlar, “En sevmediğim kılık tayt. Her şeyin bir adabı var. Bir takım kılıkların yeri ve zamanı var. Sokağa çıktıkları zaman hiç şık görünmüyorlar”.

Demiş.

Diyemez mi 

Nerede kaldı fikir özgürlüğü.

Bu ne yahu. 

Artık tayt sevmiyorum da mi diyemeyeceksin.

Neler demişler neler.

Üstelik bu kadın dünya tatlısı bir kadındır, kimse ile alıp veremediği yoktur.

Dili çok tatlıdır, söylemleri çok tatlıdır.

Napalım yani.

Ben de hiç sevmiyorum.

Çok genç yaşta olanlar dışında, kim giyerse çok basit görünüyor.

Çoğuna da yakışmıyor.

Hiç kimse kanaat önderi değil.

Ben de değilim.

Ama tayt sevmiyorum, yakışanı da görmedim.

Hele erkekler de berbat duruyor, hiç yakışmıyor.

İnsan sevdiğini sevmediğini söyleyemeyecek mi yani.

Herkesi de linç etmekten vazgeçin.

Linç sever taytçılar.

 

 

Funda’nın aklındakiler…

 

… Gazete haber yapmış.

Şehrin en işlek yerinde, deniz kenarında 1.2 km sahip sahil şeridinde bir otel yapılmış.

Otel için 1.7 milyar dolar harcanmış.

Sonsuzluk havuzu varmış, boğazda yüzer gibi olacaklarmış.

Sevgililer Günü açılacakmış, gecesi 7 bin euro imiş, odalar kapış kapışmış ve yer kalmamış.

Yazmışlar.

Sevgililer Gününü kutlamak isteyen elitler rezervasyon yapmışlar.

Hep aklıma takılır, hep rahatsız olurum.

Parası olan insanlar elit mi olur?

Parası olmayan insan elit olmaz mı?

Parası olmayan bir ailede zorluklarla okuyan ve hayatında işinde başarılı olan birisi elit olamaz mı?

Elit demek paralı insan mı demek.

Anlatırken iyi aile çocuğu, çok iyi bir aileye sahip, babası bilmem ne fabrikasının sahibi, amcası bilmem kim diye anlatırlar.

Çok iyi aile çocuğu Amerika'da üniversite okudu, Stanford' da iki de master çekti diye anlatırlar.

İyi aile çocuğu demek, parası ve mal varlığı olan ailenin çocuğu olan mıdır?

Annesi babası çalışan, ortalama ailede büyüyen, devletin liselerinde, devletin üniversitelerinde okuyan, işlerinde canavar gibi çalışan başarılı insanlar elit olmaz mı?

Namuslu, başkasının malında mülkünde gözü olmayan, sadece kendi ekmek parasının derdinde olan insan, çok başarılı elit insan olmaz mı?

Paralı insan elit olur.

Parasız insan sadece iyi insan mı olur?

Neyse.

O bahsedilen, gecesi 7 bin euro olan otelde kim bilir o paraları ne şekilde kazanan, haram para yiyen insanlar kalmayacak mı?

Zengin düşmanı tabi ki değiliz.

Ama paralı insanlara elit insanlar derseniz, şöyle yazabiliriz. 

Çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz derler.