BİREYSEL SORUMLULUK

Ümit G. CEYLAN 18 Haz 2020

Maske takmadığımızda hepimiz sadece potansiyel bir virüs taşıyıcısı değiliz aynı zamanda da bir vebal taşıyıcısıyız.

Maske, mesafe ve el hijyenine titizlikle dikkat etmemiz gereken bir dönemdeyiz. Her gün farklı farklı medya ortamlarından uyarılıyoruz, bilgilendiriliyoruz. Özellikle şu günlerde evimizden çıktığımızdan itibaren büyük bir sorumluluk taşıdığımızın farkında mıyız? Sağlık çalışanlarımızın görevlerini yerine getirmek için aylardır ölümüne çalıştıklarını mücadele ettiklerini bildiğimiz halde hala kurallara uymayanlar var. Oysa sorumluluk bir arada yaşamanın en temel kuralıdır. Buna burun kıvırmak ve gereğini yerine getirmemek şahsiyetsizliktir.

Vebal taşıyoruz

Maske takmadığımızda hepimiz sadece potansiyel bir virüs taşıyıcısı değiliz aynı zamanda da bir vebal taşıyıcısıyız. Duruma buradan bakmak zorundayız. Sorumsuzluk vebaldir, hak çiğnemektir. Aile terbiyesi almış herkes bunların ne demek olduğunu bilir. Sorumluluk ailede kazanılan bir erdemdir. Aile, bozkırın ortasında tek başına bile yaşasa yine de bulunduğu ortamdaki taşa, ota, böceğe, kuşa, kurda karşı sorumludur. Etraftaki varlıkların yaşamı, nizamı insanın yaşamından ayrı, gayrı değildir.

Emeğe saygısızlık edilmemeli

Yapılan emeğe karşı duyarsız kalmak öküz gibi olmaktır der, Kutadgu Bilig. Hayvan yerine koyar destursuz, anlayışsız insanı, bilgelerimiz. Maskeyi elinde tesbih gibi sallayarak dolaşanlar, sigara içmek için çenesine indirenler daha neler neler.. Uyarmak gerekiyor böylelerini çünkü vebale ortak olamayız. Uyarılmaya da alışmalı böyleleri; “Lütfen maskenizi takar mısınız? Şu anda siz bir korona hastası olabilirsiniz ve ortalığa mikrop saçıyor olabilirsiniz?” denmeli. Uyarılmalı ve gerekirse etrafta kolluk kuvveti varsa ona söylenmeli. Bıkmadan usanmadan sürekli bu kişiler ifşa edilmeli.

Toplumda yaşamak için

Hepimizin birbirimize karşı sorumluluğumuz var. Yere çöp atandan tutun da apartmandaki yaşam kurallarına kadar birbirimize karşı saygınlığımızı koruyan bir yaşam içindeyiz.  İstanbul gibi müstesna bir şehirde yaşıyoruz. İnsanın önce oturduğu mahalleden başlayan bir sorumluluğu vardır. İstanbul birçok olanakları yanında kalabalık bir şehir olması virüsün burada daha hızlı yayılmasına sebep oluyor. Bizler başta İstanbul olmak üzere büyükşehirlerde yaşayanlar olarak sorumluluğumuz kat kat fazladır. Bizler evlerimizde oturup öfleyip, püflerken onlarca sağlık çalışanı hayatını yitirdi. Virüs sağlığımızı tehdit ederken bir yandan da küresel ölçekte ekonominin olumsuz etkilenmesiyle birlikte işlerimize geri dönüp ekonomiyi ayağa kaldırmak gibi bireysel ama temelinde toplumsal bir sorumluluğumuz da var. Yani bir virüs kimilerini hasta ediyorsa kimilerini de işsiz bırakabiliyor. Binlerce öğrencinin eğitimden geri kalmasına sebep oluyor. Yaşlılarımızın evlerinde tek başlarına kalmasına kadar birçok etkeni de hesaba katmamız gerekiyor. Biz iletişimcilerin Kovid-19 ile ilgili olarak kaynağı belli olmayan halkı tedirgin edecek haberlerin yayılmasına izin vermemek gibi de bir sorumluluğu var. Kısacası herkesin kendi çapında bir sorumluğu var. Sorumluluk hepimizin. Kurallara uyalım. Uymayanları da uyaralım. Şunu da unutmayalım ki tedbir kuldan takdir Allah’tandır vesselam.

SAĞLIK BAKANLIĞININ PR ÇALIŞMASI

Gençlerin sosyal medyayı çok yakından takip ettiğini bilmeyenimiz yok. Yeni nesli göz önünde bulundurmadan halkla ilişkiler yapmak geleceğe yatırım yapmamak demektir. Gazete, TV gibi geleneksel yöntemleri neredeyse şimdiki gençler hiç görmüyor bile. Ancak başarılı, esprili ve zekalarına hitap eden çalışmaları çok seviyorlar ve seçiyorlar. Özellikle siyasilerin bu konuda çok daha dikkatli olmaları gerekiyor. Son üç aydır Sağlık Bakanlığımızı herkes gibi ben de takip ediyorum. Bir iletişimci olarak sağlık bakanı sayın Fahrettin Koca’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlar nüktedan, ince esprilerle örülü. Kokutmadan tedbiri de önceleyen; yermeden, yıkmadan, hesap ederek ve gençlerin de ince zekalarına hitap eden paylaşımlar yapılıyor. Son günlerde yapılan paylaşımlardan ikisi şöyleydi; “Maskesiz? Görenler ne der?”, “Maske ve mesafe kuralına uymayanları virüsle mücadeleye çağıralım”. Bakanlığın, basın, medya ekibini tebrik ediyoruz.

MERDİVEN

Hayat siyah beyaz mıdır hakikaten; yoksa hayat siyah ve beyaz renklerden midir?.. Siyahı cehalet, beyazı aydınlık olarak tarif ederdi Hurşit dedem. Hurşit Hoca derlerdi dedemi tanıyan herkes. Onun konuşmasını, bakışını, el kol hareketlerini, duruşunu överek anlatırlardı bana. Sen de dedene çekeceksin diyorlardı bana, beni överken. Dedem ki; iyi Kur’an okur, köyün çocuklarına Kur'an okutur, onlara Allah'tan, Kitap'tan, Peygamberden öğrenilmesi gereken ne varsa öğretirdi hakikaten. Sesi çok güzeldi dedemin; hayal meyal hatırlıyorum gazel okuyuşunu ve ezan sesini. Her sabah bir su kabağıyla kara üzüm pekmezi içerdi toprak küpten. Sonra anladım ki okumak aydınlanmak imiş; okuyup iyi şeyleri yapmak, kötü şeylerden kendini korumakmış. Sonunda adam olmakmış. Okuduğumuzu yaşadıkça ve yaşattıkça olgun insan olmakmış. Olgun insan manevi mertebeye çıkmakmış. Gönül tahtına oturan güzel insan olmakmış. Merdiven merdiven yücelmek ve Allah katında huzur bulmakmış. Beşeriz ya hani; inişlerimiz çıkışlarımız vardır. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösteren vesveseler yaşarmışız.  Ey nefsim bunça lütfa ve bunca nimete şükret!.. Senin şükrün zikrin olsun!.. İyiliğin zikrin olsun!.. Ey nefsim zaaflarından dolayı merdivenlerden inişimiz olmasın. Cehennemin dibi esfeli safilinin. Çıkışımız olsun, inişimiz olmasın. Siyah ve beyazda beyazı, cehalet ve aydınlıkta aydınlığı, iniş ve çıkışlarda çıkışları benimsedik!... Bizi Dergâhı izzetine kabul et!.. Bizi bağışla, bize merhamet et!..

GENÇLERİ ANLAMAK

Ergenlik, gençlik dönemi kaos dönemidir. Heyecan, güç, kuvvet her şeyi başaracağını zannetmek ve ideallerin zirve yaptığı bir dönemdir. Hepimiz bu dönemleri bir şekilde yaşadık. Günümüz gençliği terimini ise ben çok komik bulurum. Çünkü her günün bir gençliği vardır ve bunu yetişkinler hep kendi gençlikleri ile karşılaştırarak kullanırlar. Oysa gençlik aynı gençliktir. Gençler hep erişkinlere göre rahat, saygısız, kaygısız, deneyimsiz, sinirlidirler. Ama değişen gençlikten çok bizim onlara davranışlarımzdaki anlayış ve iletişim kabiliyetidir. Gençlerin düşünmelerini, fikir sahibi olmalarını istiyorsak kendi fikirlerimizi dayatmak yerine fikirlerimizi açabilir, paylaşabiliriz. Gençlerin çalışkan, sorumluluk sahibi olmalarını istiyorsak biz kendimiz sabırlı ve onlara fırsat veren taraf olmalıyız. En önemlisi de gençlerle kalpten iletişim kurmak istiyorsak onları gerçekten dinlemeliyiz. Dinliyormuş gibi yapmamalıyız. Fikirlerine toptan karşı çıkmak, suçlamaktan çok kendi fikrinin zaman içinde değişmesine kontrollü bir şekilde izin vermeliyiz. Kontrol kelimesini çok önemsiyorum. Kontrollü olmaktan kastettiğim şudur; hissettirmeden sohbet ortamında bocaladığı yerleri sanki biliyormuş gibi, hikayelerle veya kendi başımızdan geçenlerden örneklerle çözüm önerileri sunmaktır.

ARTI – EKSİ

ÇÖP ATMA KÜLTÜRÜ

Evinde her türlü bitki atığını çöp olarak görmeyip; domatesin kabuğu, biberin sapı derken bunları biriktirip kompost olarak toprağa karıştıran bilinçli insanlar var. Hatta bunun için mutfağı meşgul ettiği için eşinden azar işitenleri biliyorum. Öte yandan bunca özveriye rağmen arabasıyla giderken camı açıp çöp konteynerine çöpü tutturamayanlar var. Zahmet edip arabasından inmeyip öyle devam edenlere ne demeli. Çöp atmak da bir kültürdür.

KENDİNİ DENETLEMEK

Değerli akademisyen Edibe Sözen sosyal medyada bu yeni normal süreçte hepimizin ‘kendini takip eden’ bireylere dönüştüğümüzü yazmış. Buna katılmakla birlikte takip kelimesinden sıyrılıp daha çok denetleme sözcüğünü kullanmak istiyorum. Giyilebilir teknolojiyle kalp ritmini, adımlarını, tansiyonunu, yağ oranına kadar her şeyi ölçebilen insan artık maske takmaya, hijyene ve bunlarla kendini denetleme alışacak. Bu kendini denetleme bir disiplin haline gelecektir zaman içinde. Bir süre böyle yaşamak zorunda olduğumuzu biliyoruz ve belki de ileriki yıllarda daha başka aparatlarla yaşamaya alışmak durumda kalacağız. Gökyüzünden göktaşı parçacıklarının yağdığı mevsimler olacak belki ve insanlar miğfer, kask benzeri koruyucu olmadan dışarı çıkamayacaklar. Bu ve benzeri tüm bu denetim mekanizması bize, zamanında kendini denetlemeyen yaptıklarından kendini sorguya çekmeden umarsızca her şeyi harcayan insanoğlu artık kontrolü elinden kaçırdığı için doğal olaylarla baş edemez hale gelmiştir. Bunun karşısında da belki insanoğlu geriye dönerek yaptığı hatalardan ders çıkarmak ve telafi etmek için çaba gösterecektir. Kendimizi denetlemenin böyle bir faydası olacaktır. Zararın neresinden dönsek kardır.