BİRBİRİMİZİ NASIL ANLAYABİLİRİZ?

Ümit G. CEYLAN 02 Haz 2022

Anlamak ve anlaşılmak birbirini eylem bakımından tamamlayan iki kelimedir.

Anlamak ve anlaşılmak birbirini eylem bakımından tamamlayan iki kelimedir. İletişim derken hiçbir zaman tek taraflı bir etkileşimi düşünemeyiz. İletişimde mutlaka en az iki kişi vardır. İki insan arasındaki diyalogları irdelerken biri ne anlatıyor, diğeri ne anlıyor, ya da neyi anlamak istiyor bunların hepsini bir bütün içinde görmemiz gerekiyor. İletişimde öncelikle tarafların birbirlerini iyi okumaları gerekir. Sadece insanlar mı?! İnsanlar ve toplumlar, ülkeler, devletler birbirini anlamalılar. Çağımızda iletişim krizlerinin dünyayı ne hale getirdiğini görüyoruz. Bu yüzden dünyada insanların birbirlerini anlamaya odaklı bir iletişim dili geliştirme zorunluluğu her geçen gün artıyor. Ülkeler arasında sınırlar olsa da bugün teknoloji sayesinde binlerce kilometre uzaktaki insanla aynı platformda buluşabiliyoruz. Komşu komşunun külüne muhtaçtır kavramını artık daha farklı anlamalıyız.

Kim anlayabilir?

Birbirimizi anlamak için egoizmden sıyrılmış bir benlik gereklidir. Ben diyorum çünkü “ben”i gerçekleşmemiş bir kimsenin başkasını anlama ihtimali eksiktir. Önce insan kendini anlayacak, bilecek, tartacak ve kendi kimliği yerli yerine oturtacak ki başkalarını anlama çabası içinde olsun. Birbirimizi okumalı, tanımalı, birbirimizin eksiği ya da yanlışı nedir öğrenmeliyiz. Eksikler nasıl giderilir, yanlışlar nasıl düzeltilir, hiçbir kimlik, kişilik ve kibir yapmadan adeta birbirimiz için kurtarıcı pozisyonda olmalıyız. Zaten anlamaktan maksat birbirimiz için harekete geçmektir. Çünkü iletişim paylaşmaktır, sorunları çözmektir.

Anlamak için varız

Kitabı okuruz anlarız. Şarkıyı dinler anlarız, bir meyveyi dişler tadına bakar anlarız. Bir çiçeği koklar kokusuyla hayallere dalar anlarız. Bir cisme dokunur yumuşaklığını ve sertliğini anlarız. Yıldızlara ve samanyoluna bakar sonsuzluğu anlarız. Zikir, şükür ve duayla bizi yaratanın kudretini anlarız. Düşünür anlarız, hisseder anlarız. İnsanız, anlamak ve anlaşılmak için varız. Sadece kendimiz için yaratılmış bir dünyada değiliz. İnsanı anlamak ve insandan yola çıkarak hayatı anlamlandırabiliriz.

Gönül dili

Asıl birbirimizi nasıl anlarız bütün mesele budur. İlla Türkçe ya da yabancı lisanda konuşmamız gerekmez. İster Türkçe, ister İngilizce, istersek kuş dili konuşalım karşı tarafın halini anlamıyorsak o lisan sadece durum bildirir. Oysa gönül dili sadece durumu anlamakla kalmaz, sorunun ve isteğin çaresine bakar. Hor görmeden, sevgiyle, şefkatle ve merhametle yaklaşarak, aynı zamanda hemhâl olarak. İşte o zaman birbirimizi anlamış sayılırız. İşte o zaman kişi egoizmin duvarlarını aşıp toplumun bir üyesi bir bireyi olur.

Ailede anlamak

Karı koca ilişkilerimizde, çocuk anne ve baba ilişkilerinde, bütün olarak aile, toplum, ülke  ilişkilerinde birbirimiz için ne yapabiliriz, ben senin için ne yapabilirim sorusunu muhatabımıza sormamız gerekir. Bir komşu ziyaretine gittiğimde evde beş yaşındaki çocuğun yaklaşımı dikkatimi çekti ve hoşuma da gitti doğrusu. Annesi başım ağrıyor dediğinde oyunu yarıda bırakıp, koşarak mutfaktan bir bardak su ve birlikte kullanacağı ilacı annesine getirdi. Annesi de onun yanaklarından öptü. Ne kadar duyarlı ve masum bir çocuk. Asıl mesele beş yaşındaki çocuğun başım ağrıyor sözünden neyi nasıl anlamasıdır vesselam.

TATİL ANLAYIŞIM

Bu sene iki yılın ardından ilk kez korona gündemimizde olmadan tatil yapılabilecek. Beni bilenler bilir ben tatil hakkında herkes gibi düşünmüyorum. Yani uzun tatillerde boş boş güneşin altında oturmak, denize girip kumlarla uğraşmak çok tercih ettiğim bir şey değil. Benim için esas olan tebdili mekândır. Belirli aralıklarla evden uzaklaşmak benim için en güzel tatildir. Ama bu zamanlarda dahi boş oturmaktan atıl durmaktan mutlu olmuyorum. Her fırsatta okuyarak öğrenmek, yeni projeler üzerinde çalışmak, gittiğim yerdeki sosyal ve kültürel değerleri takip etmek beni besleyen unsurlardır. Hiçbir şey yapmadan durmak zannedilenin aksine daha yorucu ve insanı tüketen bir durumdur. Hatta tatili deniz, kum, güneş olarak nitelenen anlayışın da artık uzağındayım. Orman, yeşillik, yaylalar temiz ve sağlıklı bir tatil için tercih edilebilir. Tatil anlayışımızı da değiştirmek rutinden çıkmak için bir fırsattır.

AAAAH ÇOCUKLAR AAAAAH!

Adam olacak çocuk hal ve gidişinden bellidir. Dünyanın neresinde olursak olalım farklı yaşam biçimleri olsa da çocuklarımız aynı özellikleri gösterir. Çocuklarımız diyorum özellikle, ayrım yapmaksızın dünyadaki bütün çocuklar hepsi bizimdir. Bizim çocuklarımız geleceğimizin özü ve özetidir. Son zamanlarda sokak sanatları revaçta, bazen bir resim, bazen bir yontu bazen müzik, bazen sanatının gerektiği alet edevatı en ilkel ve yaratıcı zekâyla biz büyüklere ibretlik sahneler sunabiliyorlar. Bazen asfalta tebeşirle çizilmiş hamile bir annenin karnına yatmış gülümseyen bir çocuk görebiliriz. Bazen tenekelerden tencereden orkestra, bazen resimde görüldüğü gibi taşlarla imaj haline getirilmiş mescitte cemaatle namaz kılan çocukların vakar halindeki kıyamı ne kadar da kalbî olduğunu anlatmaya gerek yok. Resim her şeyi anlatıyor bize. Terlikle öz çekim yapan çocukların mutluluğu yadsınamaz. Çölde açlık kampındaki çocukların Kur’an okuyuşları… Hepsi birer ümit çiçekleri. Her meyveye duran çiçek hepsi zamanı gelecek meyve verecek ümit çiçekleridir aslında. Çocuk çocuktur. Siyahı beyazı, akı karası olmaz. Hepsinin bir kalbi var, yedi kat yer altında bir cevher. Onlar birer siyah taş olsa da işlenip birer pırlanta mücevher olacaklar.

“KANI TEMİZLEYEMİYORUZ”

Rus Dış İşleri Bakanlığı önünde iki kadın aktivist Ukrayna savaşını protesto için beyaz elbiselerini reçele buladılar. Natalya Perova ve Lyudmila Annenkova adlı iki Rus kadın aktivist Rusya’nın bu savaşı başlatmasına karşı Rus sosyal medya ağı Telegram’da paylaştıkları protesto sonrası tutuklandılar. “Kanı asırlarca temizleyemeyeceğiz” sloganı ile sokakta savaş karşıtı gösterisi arkasından tutuklandıkları Polis memurları aktivistleri ‘Rus askerlerinin itibarını düşürmeye çalıştıkları’ kastiyle ile hareket ettikleri söylenmiş. Tutuklanmanın ardından aktivistler para cezası karşılığında serbest bıraktılar. Dikkatli sosyal medya takipçileri tarafından fark edilen haber dünya basınında pek yer almadı. Hepimiz her şekilde savaşa karşıyız. Ancak bazen neden, nasıl çıktığını bile anlayamadığımız ve kasıtlı bir şekilde taraf tutmaya zorlandığımız bu savaşta ancak masumların tarafı olabiliriz. Nato’nun ısrarlı genişleme politikasının bu savaşı kışkırttığını görsek de medya ile parlatılan ve neon ışıkları ile sunulan gerçekler ne kadar haklı gerçekler. Bu soruları sormayı da ihmal etmemeliyiz.

ARTI EKSİ

ARTI

Yaramaz çocuk camide

Ortaöğretim 6. sınıfa giden bir çocuk, hafta sonu babaannesinin yaşadığı köye gidiyor. Bir de ne görsün evlerinin karşısındaki boş arsaya küçücük şirin bir cami yapılmış. Çocuk merak edip camiyi yakından görmek istemiş ve camiye bakmak merakını gidermek için gittiğinde cami imam ve hatibi onu hoş muamele ile karşılamış. Madem meraklısın demiş çocuğa süslü püslü bir fes giydirmiş. Çocuk eve döndüğünde babaannesi ne güzel yakışmış sana bu fes çocuğum deyip, anlından öpmüş. Nur yüzlü hafız oldun deyip onu övmüş. Oysa çocuk söz dinlemez ve biraz yaramazmış. İkindi ezanı okumaya başladığında nasıl olduysa kendiliğinden abdest alıp ben camiye namaz kılmaya gidiyorum diyerek koşarak evden çıkmış. Çocuklarımız için ümitsizliğe kapılmayalım. Her an her şey olabilir. Yeter ki iyi şeyler için dua edelim.

EKSİ

Çocuk Hakları

Yaz geldi mahalle arasında çocuk hakları nedeniyle parklarda daha özenle davranılması gerekiyor. Geceleri oturup gürültü yapan vatandaşlar var. Saat 23:00’ten sonra çevre sakinlerinin rahatsız olmaması için gürültü yapılmaması konusunda rica eden bir uyarı tabelası olmasına rağmen buna uyulmuyor. Hatta içki içiliyor. Normalde köpek bile gezdirilmesi sakıncalı olan yerler buralar. Köpek salınıyor. Köpekler tuvaletlerini çimenlerin üzerine yapıyor. Oysa buralarda çocuklar oynuyor. Düşüyor, yuvarlanıyor. Mikrop kapmaları söz konusu. Kentlerde yaşayanların bu hususlara dikkat etmesi gerekiyor. Çocuk hakları konusunda dikkat edilmesi gerekiyor.

FARKLILIKLAR

Birbirine benzeyen bir grubun içindeki farklı kişi hemen fark edilir. Nedense o kişiye ön yargıyla bakılır. Mesela otuz kişilik bir sınıfta yirmi dokuz kişi aynı mahalleden geliyor ve diğer bir kişi statü olarak farklı bir mahalleden geliyorsa o kişi grup içinde nedense kabul edilmekte zorlanılır. Adeta kalabalık grubun kendini o kişinin aynasında görmesi gibidir. O tek kişi veya görece gruba göre farklı olan kişileri dışlamak ve sen bizden değilsin mesajı verilmek istenir. İnsan tanımadığı şeye karşı bir rahatsızlık duyar. O kişiyi kabullenmek, anlamak yerine onu refüze etmek daha kolaydır. Çünkü o büyük grup varlığını devam ettirmek ister ve o azınlığı varlığına tehdit olarak görür. Oysa kimse kimseyi rahatsız etmediği sürece iki taraf da zaman içinde doğal olarak birbiri içinde erir ve ortaya yeni bir sentez çıkar. Bu sentez iyinin, doğrunun ve güzelliğin sentezidir. Çünkü temelinde birbirini kabullenme ve ihtilafları hoş görerek yeni bir bilince evrilmesi vardır.