BECKENBAUER VE HOENES GİBİ

Dünya futbolundaki en güçlü markalardan ve organizasyonlardan birisi olan Bayern München (bizdeki yaygın yazılışıyla Bayern Münih)'in tarihindeki en parlak ve dominant sezonların altında başkan olarak imzası olan kişiler Kaiser (imparator) lakaplı Franz Beckenbauer ve Uli diye bildiğimiz Ulrich Hoenes'tir.

Dünya futbolundaki en güçlü markalardan ve organizasyonlardan birisi olan Bayern München (bizdeki yaygın yazılışıyla Bayern Münih)’in tarihindeki en parlak ve dominant sezonların altında başkan olarak imzası olan kişiler Kaiser (imparator) lakaplı Franz Beckenbauer ve Uli diye bildiğimiz Ulrich Hoenes’tir. Ki bu kişiler aynı zamanda Bayern Münih’te hem futbolcu, hem teknik direktör hem de nihayetinde başkan olarak görev yapmışlardır.

 Kaiser Franz 1994-2009 yılları arasındaki 15 yılda Bayern Münih markasını sağlam temellere oturtmuş ve kurumsal yapıyı, sportif başarıların sürdürülebilirliği üzerine bina etmiştir. Uli Hoenes de Beckenbauer’den devraldığı bu futbol azmanı yapıyı rekabet edilemez bir seviyeye taşıyarak görevi daha geçenlerde bir profesyonel olan Herbert Hainer’e devretmiştir. Kurumsal yapı o kadar güçlü ve Bayern Münnchen AG isimli şirket duruma o kadar hâkimdir ki; Adidas’ın eski CEO’su kulübe yeni başkan olabilmektedir.

Bu uzun güzellemeden sonra gelelim konunun bizi ilgilendiren kısmına. Türk Futbolunun Avrupa’da en üst düzey başarılarını gerçekleştiren ve fakat artık son zamanlarda bu başarıların avuntusu ile zaman geçiren Galatasaray’da Haziran ortasına ertelenen kongre öncesinde mevcut başkan Mustafa Cengiz ve onun sözleri etrafında gelişen polemikler Fatih Terim’i sonu Galatasaray Başkanlığı olan bir mecburi istikamete sevk etmektedir. Belki de en doğrusu bu olacaktır, kim bilir?

Adanaspor’da başlayan futbolculuk kariyerinin zirve noktasına Galatasaray’da ulaştıktan sonra hem Galatasaray’da hem Milli Takım’da uzun yıllar Hoca olarak da görev yapan Êmparatore Fatih Terim’in kariyerini taçlandıracak son bir görev kalmıştır, o da Galatasaray Başkanlığı’dır artık. Böylece Ünal Aysal ve Mustafa Cengiz gibi kişilerden “eleman” muamelesi görmeyecek “seçilmiş” kişi olarak Kongre’nin gücünü de arkasına alarak Camiasına hizmet edebilecektir.

Gerçi Liseli ve Liseci tayfa bu duruma pek sıcak yaklaşmaz ama mevcut durumda onlar Abdürrahim Albayrak’la bile ittifak pazarlığı yaptıklarına göre Galatasaray’ın menfaatleri söz konusu olunca ikna edilmeleri zor olmaz.

Geriye kalıyor Hoca’nın güçlü bir yönetim kurulu oluşturup seçimlere girmeyi istemesine. Fatih Terim böyle bir proje ile ortaya çıkarsa teklif götüreceği hiçbir isim ona yekten hayır diyemez. İster iş dünyasından olsun, ister bürokrasi ve siyaset dünyasından.

Mustafa Cengiz’in zaten etik olarak istifa edeceğini deklare eden Fatih Hoca hakkında “seçilirsem onunla çalışmayacağım” sözleri sonrasında Ümit Davala’nın Hocanın hislerine tercüman olan açıklaması aklımıza bu formülün bu seçime yetişmese bile bir sonraki seçimde en baskın tercih olabileceği ihtimalini getirdi.

Ne dersiniz sizce de Fatih Hoca, Kaiser Franz ve Uli Hoenes gibi kulübüne hem futbolcu hem teknik direktör hem de başkan olarak her kademede hizmet etse güzel olmaz mı?

Bizim futbolumuzda başkanlık müessesesi, genelde sporun içinden gelen değil de parasıyla, gücüyle bir şekilde futbola eklemlenen kişilerden oluştuğu için başkanlar sportif rekabet yerine iş dünyasının gerektiğinde kıyıcı rekabet koşullarını da spora taşımaktalar. Bu sayede belki kulüplerimiz arasında yaşanan rekabet te daha sportmence olur.

Güzel bir Haziran ve sağlıklı bir yaz geçirebilmemiz duasıyla, hoşça kalın.