ATATÜRK'E SAYGIYLA

Fehmi KETENCİ 11 Kas 2019

      Cumhuriyetimiz'in kurucusu, Atatürk'ümüzü ölümünün 81. Yılında, tüm ulusumuz tek vücut olmuş, özlemle anıyoruz.

      Bugün onunla ilgili üç güzel öyküyü anısına ithafen buraya aktarmak istedim.

VEFA DUYGUSU

      Mustafa Kemal’in dostları arasında İğneciyan adında bir de Ermeni vatandaş vardı. Zengin bir kişidir. Sık sık Mustafa Kemal’i Şişli’deki evinde ziyaret etmekte ve kendisine birçok yardımlarda bulunmaktadır.

      Mustafa Kemal Anadolu’ya geçtikten sonra bir Ermeni örgütü ile ilgisi olduğu iddiasıyla İğneciyan’ı tutuklayıp Malta’ya sürüyorlar. Tüm servetine el konuluyor.

      İğneciyan Malta’dan döndükten sonra üzerinde bir elbisesinden başka hiçbir şeyi olmayan fakir bir kişi durumundadır. Bir de kızı vardır. Yedikule’de bir gecekonduya sığınmışlardır.

Atatürk zaferi kazanmış, devlet başkanı olmuştur. Devrimler için geceli gündüzlü çalışmaktadır.

      Atatürk 1927’de ilk kez İstanbul’a gelmiştir. Bu İğneciyan için iyi bir fırsattır. Hem dostunu görmek, hem de uğradığı haksızlığı anlatmak için doğruca Dolmabahçe Sarayına gider. İlgili memura başvurur:

      - “Ben, Gazi hazretlerini görmek istiyorum.”

      - “Sen kimsin?”

      - “Ben İğneciyan... Gazi’nin eski bir dostuyum, arkadaşıyım.”

      Memur, İğneciyan’ı baştan aşağı süzer. Kılık kıyafeti pek güven verici değildir. Bir bahane uydurarak atlatır. Birkaç kez daha başvurur, fakat sonuç alamaz.

      Bir gün de, kızını alıp birlikte saraya giderler. O gün sarayın önünde olağanüstü bir hal vardır. Motor sesleri, sağa sola koşturan insanlar. Bu, Gazi’nin bir geziye çıkacağına işarettir.

      Polisler ve muhafızlar oradan uzaklaşması için İğneciyan’a işaret ederler. O sırada Gazi de Saray’dan çıkmıştır. Etrafındaki insan çemberi arasında otomobiline doğru ilerlemektedir.

      O anda İğneciyan’ın kızı fırlayarak insan çemberini yarıp Gazi’nin karşısına sokulur.

      Gazi sorar:

      - “Kim bu kız?”

      Kız cevap verir:

      - “Ben İğneciyan’ın kızıyım.”

      - “Nerede baban?”

      - “Dışarıda bekliyor, sokmuyorlar...”

      Gazi hemen emir verir. İğneciyan’ı huzuruna alırlar. İki dost özlem içinde kucaklaşırlar. İğneciyan başından geçenleri anlatır. Gazi’nin gözleri dolu dolu olur. Emir verir. Gerekli soruşturma yapılır. İğneciyan’ın haklı olduğu anlaşılır ve alınan malları geri verilir.

Yıl 1938... Kasım’ın 12’si… Atatürk’ün acı kaybına dayanamayan İğneciyan üzüntüsünden ölür. (Alıntıdır)

BAYRAK ÇİĞNENMEZ

      Atatürk İzmir’in kurtuluşunda halkın coşkun gösterileri arasında kalacağı evin önüne geldiğinde kapının önünde yere serili bayrağı görünce durur. Bu bayrak ipekten kocaman bir Yunan Bayrağı idi ve üzerinden basılarak geçilecek bir yol halısı gibi kapının girişine serilmişti.

      Kapıdaki halk yalvarıyordu,

      - “Buyurun geçiniz. Bizim öcümüzü alınız. Yunan Kralı, bu evden içeri bzim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin, bu karşılıkla o lekeyi silin, burası sizin şehrinizdir, bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir.”

      Atatürk, o yerde serili bayrağın önünde bulunduğu noktada durur, çevresindekilere sevgiyle ve tatlılıkla bakar;

      - “O geçmişte hata etmiş. Bir ulusun bağımsızlık simgesi olan bayrak çiğnenmez. Ben onun yaptığı yanlışı tekrar edemem.”

      Atatürk, yerde serili Yunan Bayrağını kaldırttı ve beyaz mermere basarak eve girer.

      (Alıntıdır)

BENİMLE OLMAZ

      Bir gün Müslüman memleketlerden birinde bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri Mustafa Kemal’i görmeye gelmişti. Kendisine; “Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz?” diye sordu.

      Olabilecek şey değildi ama, insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal; “Yarım milyonun bu uğurda ölür mü?” diye sordu.

      Adamcağız Gazi’nin yüzüne bakakaldı.

      - “Fakat Gazi hazretleri, yarım milyonun ölmesine ne lüzum var. Başında siz olacaksınız ya!” dedi.

      - “Benimle olmaz beyefendi hazretleri. Yalnız benimle olmaz. Ne zaman halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse, o vakit gelip beni ararsınız” diye yanıt verir. (Alıntıdır)