ASİMOV VE PANDEMİ SONRASI DÜNYA

Yirmi birinci yüzyıl başında, yaşadığımız teknolojik gelişme süreci Asimov'un yirmi bin yıl sonra olmasını beklediği yeniliklerin birçoğunu hayatımıza soktu.

Bilim kurgu edebiyatının en büyük isimlerinden ve Nebula Ödülü sahibi Isaac Asimov’un 1940-50 arasında yazdığı robot romanları bugün yaşadıklarımıza farklı bir bakış sahibi olmamızı sağlar. Öykü kısaca şöyledir: İnsanlar günümüzden yirmi bin yıl sonra insansı robotlar üreten ve uzaydaki yaşanabilir gezegenleri iskân edebilen bir uygarlığa kavuşmuşlardır. İlk uzaya yayılma hamlesinden 300 yıl sonra uzayda 30 yeni gezegenden oluşmuş bir konfederasyon bulunmaktaydı. Bu gezegenlerin iskânı robot teknolojisi sayesinde gerçekleşmişti. Uzaylı gezegenlerde Dünya’ya nispetle çok daha az insan yaşıyordu ama teknolojileri, özellikle robot teknolojisi çok gelişmişti. Uzaylı gezegenlerindeki insanların nüfusları az olmasına rağmen yaşam standartları çok yüksekti. Her gereksinimleri robot hizmetçiler tarafından karşılanıyor, kendilerine gerekli gıdaları malikânelerinde bulunan çiftliklerde robotlar tarafından üretiliyordu. Bu yüzden insanlar arası ilişkiler azalmıştı. Bu gezegenlerde yaşayan insanların hem kontrol edilebilir habitatları hem de yüksek tıp teknolojileri sayesinde ömürleri üç yüz yıla kadar uzamıştı. Her şeyi olan bu uzun ömürlü ve sağlıklı insanlar, adeta, mitolojideki yarı tanrılar seviyesine çıkmışlardı. İnsanların meslekleri bu yüzden sanat ve bilim gibi alanlarda, tasarım gibi mesleklerde yoğunlaşmaktaydı. Çoğu kimsenin paraya ihtiyacı olmadığı için toplumsal ilişkilerde sınıftan çok itibar / statü öne çıkmaktaydı. Haliyle bu toplumların her biri aşırı bireyci, bireysel özgürlüğü her şeyin önüne koyan toplumlar haline dönüşmekteydi. Uzaylı gezegenlerin içinde insanlar arası ilişkileri en canlı olan gezegen Aurora / Şafak Gezegeni idi. Aurora’da insanlar aileler halinde yaşayabiliyorlardı. Az sayıda ama insandan hiç ayırt edilemeyen gelişmiş robotları vardı. Aurora aynı zamanda uzaylı gezegenlerin en kalabalığı (nüfusu 100 milyon civarında),  en zengini ve askeri gücü en yüksek olanıydı. Doğal olarak uzaylı gezegenlerin lideri konumundaydı. Öte yandan insan ilişkileri en zayıf olan Solaria / Güneş Ülkesi Gezegeniydi. Aurora’dakiler kadar karmaşık olmasalar da, en fazla robotlaşmış gezegen burasıydı. Solaria’da 10 bin insan yaşamaktaydı. Bütün gezegen birbirine eşit on bin parçaya bölünmüş her bir parça tek bir insanın malikânesi konumundaydı. Her Solarialı insanın emrinde on binlerce robot vardı. Ancak bu insanlar başka insanlarla yüz yüze görüşmüyorlardı. Robotları vasıtasıyla birbirlerinin hologramlarını (üç boyutlu görüntü) kullanarak iletişim içine giriyorlardı. Çok özel durumlarda yüz yüze görüşmek zorunda olduklarında özel maskeler, eldivenler giyiyorlar ve birbirlerine belli bir mesafeden daha fazla yaklaşmıyorlardı. Nüfus kontrol altındaydı ve bir çiftin evlenip çocuk sahibi olması çok yaygın değildi. Genelde çocuklar suni döllenme yolu ile üretiliyordu. Amaç gezegenin 10 bin kişilik nüfusunun artmaması ve her vatandaşın refah düzeyinin hep aynı yüksek düzeyde tutulmasıydı. Yani robotlaşma arttıkça, sosyalleşme azalıyor ve bireycilik artıyordu. Mensuplarına bir yeryüzü cenneti gibi gelse de, üç yüz yıl içindeki bu gelişme süreci, uzaylı gezegenlerde bireysel girişim gücünü, yaratıcılığı ve uzayda yeni koloniler kurma isteğini yok eden de bir sonuca yol açmıştı. Zenginlik, uzun yaşam ve hiçbir derdin olmaması insanları hem yalnızlaştırmış hem toplumsal dayanışmayı ve sosyalleşmeyi bitirmişti. Yani robotlaşma arttıkça yaşam standartları yükselse de insanların insanlıktan uzaklaştığı, toplumların da atalete mahkûm olup çökmeye yüz tuttuğu söylenebilir. Adeta diyebiliriz ki bu uzaylı toplumlarında maske-mesafe-hijyen bizdeki gibi zorunluluktan değil, gönüllü olarak uygulanan bir kuraldı.

Yirmi birinci yüzyıl başında, yaşadığımız teknolojik gelişme süreci Asimov’un yirmi bin yıl sonra olmasını beklediği yeniliklerin birçoğunu hayatımıza soktu. Asimov’un kitap-film diye bahsettiği e-booklar, hiper-dalga diye bahsettiği internet, hologramlar, insansı olmasa bile her çeşit robot (cep telefonları, SİHA’lar, navigasyon cihazları, akıllı evler ve benzeri) hayatımıza çıkmamak üzere girdi. Ancak hala daha uzayda koloni kurabilecek bir teknolojiye sahip değiliz. Tıptaki gelişmeler, biyo teknoloji ve nano teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte insanların daha uzun ömürlü ve sağlıklı olması da yakın gelecekte mümkün olacak gibi. Ancak yavaş yavaş hayatımıza giren bu değişimler koronavirüs belası ile birlikte birden hızlandı. Biz de tıpkı Solarialılar gibi evlerimize kapandık, akrabalarımız ve arkadaşlarımızla canlı bağlantılar vasıtasıyla görüşüyoruz. Sosyalleşme sosyal medya vasıtasıyla gerçekleşiyor. Maske – mesafe  - hijyen hayatımızın bir parçası oldu. Belli nitelikli işleri yapan insanlar evden çalışıyorlar, paralarını da bol sıfırlı olarak kazanıyorlar. Eğitim de artık bilgisayar ekranında gördüğümüz yüzler ve duyduğumuz seslerden ibarettir. En çarpıcı olaylardan biri de, nakit para kullanımının neredeyse sıfırlanması… Aldığımız maaş internette gördüğümüz banka hesabındaki bir elektronik kayıttan, ödemelerimiz yine internet üzerinden bir hesaptan başka bir hesaba bu elektronik kayıtların aktarılmasından ibaret. Kamu ve özel birçok kuruluşta toplantılar on-line yapılıyor.  Asimov’un bundan 80 sene önce öngördüğü gibi, robotlaşma sosyalleşmeyi, toplumsal bütünleşmeyi, dayanışmayı ve insanların birbirine güvenini ortadan kaldıracak bir süreç. Bunun karşılığında bireycileşmeyi, bencilliği, yalnızlaşmayı, yabancılaşmayı ve güvensizliği de arttıran birçok etkeni de doğurmakta.

Cuma günkü yazımda bahsettiğim Batı uygarlığının kıyametini bir de bu açıdan ele alırsak bariz benzerlikler görürüz. İnsanlığın toplumsal evrimi birlikte hareket etme, dayanışma, güven ve toplumsallaşma ile gerçekleşmiştir. Eğer bu süreç tersine döner ve herkes sadece kendisi için yaşar, sadece kendi çıkarını düşünür, kimseye ve topluma güvenmez ve kendine ve topluma yabancılaşırsa insanlığın toplumsal evrimi geriye gitmeye başlar. Ortaçağların bağnaz ve despotik toplumlarına veya köleci topluma geriye dönüş başlar.

“Evet, bu hal geçici bir durumdur, pandemi sonrasında her şey eskiye dönecektir!”, diyebilirsiniz. Ancak macun tüpten, cin şişeden çıktıktan sonra geçmiş olsun. Önümüzde yeni teknolojiye dayalı yeni bir üretim, dağıtım ve toplum düzeni bulunmaktadır. Ne yaparsak yapalım eskiye dönmek bundan sonra pek mümkün değildir. Bize düşen ne? Her şeyden önce, karşılıklı güvenimizi ve dayanışmamızı, birlikte hareket etme içgüdülerimizi kaybetmemeliyiz. Yeni şartlarda yeni bir uygarlık kurulur, ancak bu yeni uygarlığın insan uygarlığı olabilmesi için güven, sevgi ve dayanışma ön koşuldur.