AFFETMEK YÜCELİĞİN ŞANINDANDIR

Ümit G. CEYLAN 10 Ağu 2017

Ruhumuza ağırlık yapan kinden nefretten arınmamız gerekir.

-sigara-oldurur2

“SİGARA ÖLDÜRÜR”

Sigara sağlığa zararlıdır deyip geçemeyiz. Dikkat ederseniz sigara paketlerinde radikal bir uyarı vardır “Sigara öldürür”. En başta canımızı korumamız gerekir. Bunun yanında dinimizce israf haramdır; Allah israf edenleri sevmez uyarısına da muhatabız. Bunları bildikten sonra sigara içenin kimliği, cinsiyeti, mezhebi, meşrebi, statüsü önemli değildir.

Fıkıh konusunda muteber bir yazar hocamızın makalesinde sigara içen hanımlar ile ilgili yazdıkları büyük tepki aldı. Çünkü yazısına konu olan doğrudan başörtülü hanımlarla ilgili cümlelerdi. Elbette hanımların veya beylerin toplum içinde sigara içmesi toplumun sağlığı açısından sıkıntılı bir durumdur. Hangi doktor sigara içilsin faydalı diyebilir. Diyebilen doktorun da diploması alınıverir. Eleştiri yaparken kimseyi kırmadan hele ki toplum önünde yapılıyorsa mutlaka incitmeden yapılmalıdır. Maalesef sigara içen kadınlar Türk filmlerinde vamp kadın imajı ile veriliyordu. Sigara  içenlerin filimlerde sigara görüntüleri artık flulaştırılıyor. Çünkü yeni nesil sigaraya özendirilmemeli ve sigaradan korunmalıdır. 

Hocamızın kaygısı sigara içen başörtülü kadınlarımızın, edep adap bakımından hoş olmadığının altını çizerken, başörtülü ya da başörtüsüz ayrımı yapmamalıydı. Çünkü sigara kötüyse herkes için kötüdür ve herkes için kötü bir görüntüdür. Madem ki israf haram ve madem ki  israf edeni Allah sevmiyor; Hocamız doğrudan doğruya başörtülü ve ya başörtüsüz kadın ayrımı yapmadan hükmünü ortaya koyabilirdi. Ayrıca dindarlık; başörtülü veya başörtüsüz gibi ayrımlara tutulmadan, adalet, ahlak, seciye, iffet, namus, edep, adap  kavramlarıyla  bütünleştirilmelidir ki; bu değerleri hayatında yer vererek hassasiyet kazananlar ahlak ve barış toplumunun nüvesini oluşturacaklardır.  Yeni nesil inançlı, sağlıklı ve milli şuura sahip olan gençlerden oluşacaktır.

affetme_terapisi2

AFFETMEK YÜCELİĞİN ŞANINDANDIR

Ruhumuza ağırlık yapan kinden nefretten arınmamız gerekir. Affetmeme duygusundan kesinlikle kurtulmalıyız. Asla kin tutmamalıyız. Kin kişinin ruhunda ağır tahribatlar yaptığı gibi, toplumda insanların birbirine olan güvenini, inancını zayıflatarak sosyal problemlere de yol açar. Bu yüzden dinimiz ölçüler getirerek toplumda olumsuz duyguların yerleşmesine izin vermemektedir. Selamlaşma ve hediyeleşme bu ölçülerden biridir. Çünkü selamlaşmak insanın gurura kapılmasını engelleyerek, kin duygusunun kalpte yerleşmesine izin vermez. Sağlam karakterli, ahlaklı ve kendine tam güveni olan insanların kin duygusundan arınmış saf tertemiz yürekleri vardır. Zaten böyle olan insanların her an sevdiklerine hatta kendisi hakkında olumsuz duygular besleyenlere dahi bir hediyeleri vardır; O da tebessümdür. Büyük küçük affetmek büyüklüğün şanındandır. Yani yüceliktir. Bazen hatalı insanlar hatalarını bilir  ve adeta yalvarır gibi beni affet ve beni hoş gör dercesine yaklaşımlarda bulunur. Aile içi büyüklerimizle yaşadığımız gereksiz tartışmalarda olduğu gibi. Bize düşen kimliğimizi, kişiliğimizi düşürmeden o affetme ve hoşgörü yüceliğini gösterebilmektir.

Rivayet edildiğine göre Peygamber efendimize “İnsanların en üstünü kimdir?” diye soruldu. Efendimiz, “Kalbi mahmûm, doğru sözlü olan herkes” diye karşılık verdi. Ashab ise: “Doğru sözlülüğün ne anlama geldiğini biliyoruz ama “mahmûmü’l kalb ne demektir?” diye sordu.

Efendimiz ise şöyle cevap vermişler; “Bu Allah’tan korkan tertemiz kalptir, içinde hiçbir günah, zulüm, kin ve haset yoktur.”

Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?

Kuranı Kerim’de sürekli affetmeye yönelik bir tavsiye vardır. Hatta bir keresinde Hazreti Ayşe Validemiz akrabalarından iftira eden Mistah’a, bir daha yardım etmeyeceğine yemin etmesi üzerine nazil olan Nur suresinde, bağışlamanın önemine dikkat çeken şu ifadeler bulunmaktadır:  “Sizden fazilet ve servet sahibi kimeler, yakınlığı bulunanlara, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere, bir şey vermemeye yemin etmesinler, bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? “ 

O halde bağışlayıcı olmalıyız. Biz iyilik yaptıkça onların taş kalpli yapıları bile olsa, bizim iyiliklerimiz ve iyi davranışlarımız karşısında yumuşamaktan başka çareleri yoktur.  

Allah idrak ettirmek için kulunu dürter

Kin tutmak boyutunu aşırı derecede abartıp bunu yaşadığı insanlara azap verecek hale getirenler azgınlık boyutuna erişmiş olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda Allah’u Teala tüm uyarılara rağmen aklını başına toplamayan sevgili kulunu yola getirmek için derece derece uyarıları ile dürter. Bazen başına umulmadık bir hırsızlık olayı, bazen ayağının bir taşa çarpmasıyla tökezlemesi gibi olayların ardında hep bu tuttuğu kin sebebi ile başa gelen uyarılardır. 

Ana- Babaya kin tutulmaz

Anne ve babalarımızın üzerimizde hakları vardır ve Yüce kitabımız bu konuda çok net ifadeler vardır. Hatta sadece kendi anne babamıza değil eşlerimizin anne babası da kendi anne babamız kadar, evli olduğumuz kişi üzerindeki hakkı nedeniyle bizi de bağlayan bir tarafı vardır. Onu dünyaya getirmiş olmaktan dolayı onunla evlenmemize ve evlat sahibi olmamıza vesile olmuş eşimizin anne babasına iyi davranmak, güler yüz göstermek her Müslümanın faziletindendir. Büyüklerimize davranışlarımız unutmayalım ki yarın bizim küçüklerimizin de bize olan davranışlarını şekillendirecektir. 

O sana kin tutsa bile ben ona kin tutmam de

Kıssadan hisse almak gerekir. Bir arkadaşım iş seyahatinden dönerken kendisine iş yerinde arkasından bin bir türlü iş çevirerek çalışan herkesin o kişiye tavır alıp kin tutmasına sebep olan şahısa hediye getirmesine çok şaşmıştım. Gerçi getirdiği hediye herkese getirdiğinden küçük bir şeydi ancak ben olsaydım onu yapmaz konuşmazdım bile dedim. Ama o içimde ona karşı en ufak bir kin beslemiyorum. O seni zor bir duruma düşürmüş olsa bile mi dedim. Evet öyle dedi. O bana kin tutsa ve hatta cihanı bana kin tutmaya çaba sarfetse bile öyle dedi. Çünkü o muhakkak ki çok illetli bir hastalığa tutulmuştur Allah’tan şifasını diler ve yüzüne acı bir tebessüm ile bakarım dedi.

AnaFoto

SADECE BİR ELBİSE Mİ?

Bu fotoğrafta ne görüyorsunuz? Elbise? Duvar? Elbise askısı?

Bu fotoğrafta gördüklerinizden fazlası olduğunu söyleyebilirim. Moda, kumaş, renk, desen, sadelik, incelik, vintage, nostalji, anı, insan, terzi..

Dahası da var. Bu fotoğrafta bir yaşanmışlık var. Çok sevdiği bu elbiseyi ancak bir kere o da hastalığını öğrendiği gün giyen bir anne var. Ve bu elbiseyi ömür boyu saklayan ve annesine özlemle yaşamış bir kızın iç yakıcı anısı var. Bu elbiseyi her giydiğinde annesinin ruhuna bürünen bir genç kız var. Bu elbise annesi ile yaşayamadığı anılarını saklayan ve bu elbiseye sinmiş anne kokusu var. Bu elbise de çok şey var. Sizde bu elbiseyi giyin bakın bakalım siz ne görüyorsunuz?

PERİSKOP

KÜLTÜR YOZLAŞMASI

Bugünlerde bir kanalda sürekli anonsları yayınlanan bir diziden söz ediliyor. Bu televizyon dizisinin adı  "Aşk-ı Roman"...  "Bizim aşkımız roman gibi, ya da bizim aşkımız kaleme alınsa roman olur, hatta film olur, dizi olur"  yüklemesi yapılıyor.  Mesela "Aşk-ı Memnu" gibi... İletişimin de sırları vardır. En başta samimiyiet duygusunu karşı tarafa geçirmektir. Kalbe dokunmaktır. Mantık dışı fikir, duygu ve davranışları ötelemektir. 

Kitap da yazsak, filmde çevirsek, ya da bir fikir hareketi oluşturmuş olsak da, toplum ve kitleleri  peşinden sürükleyecek unsurlara sahip olması gerekir. Kitabın ya da filmin ismi öyle bir kelime ve kavram olmalı ki; kitabı okudukça koklamalı, göğsümüze bastırmalı. İnsan kendini bir filmin esas kahramanı sanmalı, kendini onun yerine koymalı. Yazılan bir kitaba, ve çekilen bir filme isim koymak öyle kolay olmamalı.

 "Aşk-ı Memnu"  "Yasak Aşk" arapça kelimelerden oluşmaktadır. "Aşk-ı Roman"  ise Arapça kelimenin yabancı bir kelimeyle esleşmiş olması uyduruk bir kelime ve kavram oluşturulmaya çalışılması arabeskten de öte absürt bir durumdur. "Love Story" yani "Aşk Hikâyesi" gibi bir film ismi tasavvur edilebilirdi. Zannımca dizinin adı zorlama olmuştur.  Zaten bizde kültür yozlaşması da dil problemiyle başlamıştır.

İddia sahibi olmak

Bir konuda ısrarla tartışmak, karşısındakinin görüşüne izin vermeyecek kadar tartışmanın boyutunu kavga noktasına getiren insanlara anlam veremiyorum. Dünya sanki onlara kaldı, tek onların fikirleri doğru.

Hem kendilerine yazık ediyorlar hem de etrafında onlara seyirci kalanlara. Sanırım bu adet TV’deki tartışma programları ile beraber ortaya çıktı. Ortada bir moderatör ve iki veya daha çok horozu dövüştürürcesine bundan zevk alan programlar aile hayatının içine, kahvehanelere, sokaklara kadar girdi. Oysa fikir değerlidir; bu kadar yerlere düşmemeli, tartışmanın seviyesi olmalı ve çirkinleşmemeli.

Çünkü bugün siyah dediğimize beyaz, yarın siyah dediğimize beyaz demiyor muyuz? En acısı da bir konuda iddia sahibi olmak benim fikrim en doğrusu demek kadar, insanı komik duruma düşüren bir şey göremiyorum. Hazreti Peygamber ümmetimin ihtilafı rahmettir demiş; ancak biz bu ihtilaflardan kan çıkarmaya, kin tutmaya, dostlukları alt etmek için kullanıyoruz. Allah aklımızı başımıza getirsin.

Hayrı dilemek

Her şeyde hayrı dilemek ve o tevekkülle yaşayabilmek insanı rahatlatan bir haldir. Zaten attığımız adımlara güveniyorsak işimizi Allah’a teslim ederek yapıyorsak hayır olacaktır. Hayırlı olup olmasını temenni etsek de, aklımızdan hayırlı olanın kendi istediğimizin olması olduğunu anlamamalıyız. Bazen de hayırlı olanlar çok istediklerimizin olmamasıyla olmuştur. Hazreti Ali “Allah’ımı isteklerimin olmamasıyla bildim” demiştir. Demek ki; kendi isteğimiz değil; Allah’ın isteğidir hayırlı olan. Öyle denir ya “Benim için hayırlı olanını kalbimin kabul etmesini nasip et. ”Başta kalp çok ham iken kabullenmek zor oluyor.

Ama zamanla Allah bizi hayır ve şerle imtihan ederek öğretiyor.

Dolayısıyla her işte ısrar etmemek Allah’a bırakmak ve öylece hayır dilemek gerekiyor. Maazallah ısrar edince şer’e dönüşebilir.