ADLİYEDEN MEMLEKET MANZARALARI

Dr. Can CEYLAN 20 Kas 2019

Türkçemizde mahkemelerle ilgili birçok tâbir vardır. "Mahkeme kapılarında sürünmek" bunlardan biridir. Bu tâbiri modernize edip "adliye binâlarında kaybolmak" olarak güncelleyebiliriz.

Ellili yaşlarına yaklaşan biri olarak, şükürler olsun ki daha önce hiç mahkemelik olmadım. Birkaç gün öncesine kadar duruşma salonuna bile gitmişliğim yoktu. Neyse ki ilk tecrübemi (inşallah son olur) davalı ya da davacı olarak değil de, tanık olarak yaşadım.

İstanbul Anadolu Adâlet Sarayı olarak bilinen ve Kartal’da bulunan kampüse girdiğimde yaşayacaklarımı tahmin edebiliyordum. Neticede burası da Türkiye’nin bir parçası ve Türkiye’deki genel kamu düzeni (ya da düzensizliği) burada da var.

Her şeyden önce binânın içine, ana giriş kapısından girmiyorsunuz, çünkü ana giriş kapısının bulunduğu alan (nedense) tâdilata alınmış. Yeni bir bina olmasına rağmen bu tâdilâtın sebebini anlamaya fırsat bulamadan, kendinizi üzerinizdeki bütün metalleri plastik bir leğene çıkartırken buluyorsunuz. Kendinizi havaalanı girişinde hissediyorsunuz. Güvenlik açısından üst aramasının bu kadar ayrıntılı ve hassas yapılmasının eleştirilecek hiçbir tarafı yok. Neticede ülkemiz şeytanın bile aklına gelmeyecek terör saldırılarına mâruz kalabiliyor. Cumhuriyet savcımız Mehmet Selim Kiraz’ın Çağlayan Adâlet Sarayı’nda teröristlerce şehit edilmesi unutmayalım.

Ancak güvenlik aşamasını geçip de, tanık olarak katılacağım duruşmanın tebligatta yazılı olan numaralı salonuna giderken, âdeta Hârikalar Diyârı’ndaki Alice gibi hissediyordum. Çünkü yönlendirme tabelaları “lütfen” konmuş. Binânın genel büyüklüğü ile tezat oluşturacak kadar küçük ve karmakarışık. Çocuk mahkemelerinden, asliye ceza ve ticâret mahkemelerine kadar birçok farklı duruşma salonu olmasına rağmen, tabelaların rengi aynı. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’nın geliştirmiş olduğu ve hastanelerin zeminlerinde uygulanmakta olan “renkli hat” uygulaması Adâlet Bakanlığımız tarafından da örnek alınabilirse, vatandaşlar kaybolmuşluk hissi yaşamaktan kurtulurlar.

Mikro Türkiye

Gerek şehir içi ulaşımda, gerekse şehirler arası seyahat ederken, en çok dikkatimi geçen husus, ülkemizdeki yönlendirme tabela ve işâretlerinin yetersizliği ve hatta yokluğudur. Bu eksikliği veya yokluğu özel aracımla yolculuk ederken daha çok hissederim. Çoğu zaman bunun sebebini kendime “nasıl olsa GPS var” diye düşünülmüştür, şeklinde açıklarım. Ama GPS’in çalışmadığı ve kapsamadığı yerler oldukça fazla.

Bir de kısa süreliğine yolların kapatılması ama işâret konmaması da hemen herkesin başına gelmiş “kabullenilmiş çâresizlik” örneğidir. Kartal Anadolu Adâlet Sarayı’nda da bunun örneğini yaşadım. Duruşmaya tanık olarak katılmam gerektiğine dâir yazılı tebligat hem muhtarlık aracılığıyla ve hem de SMS mesajıyla gönderilmiş olmasına rağmen, tebligatta belirtilen duruşma salonundaki değişikliği “hiss-i kablel vuku” olarak hissetmek gerekiyormuş. Duruşma salonunun değiştiğini davânın taraflarından öğrendikten sonra, binânın diğer ucundaki salonu bulmam da kolay olmadı. Zira “danışma” hizmeti veren bankolarda yapılan yönlendirmeler de yön duygusunu kaybettikten sonra pek işe yaramıyor. Devletimizin büyüklüğünü bâriz bir şekilde hissettiğiniz binânın içinde yön duygunuzu kaybetmemek için oldukça çok dikkatli olmanız gerekiyor.

Duruşmaya tanık olarak katılma sebebim “paran varsa kefil ol, vaktin varsa şâhit ol” sözünün güzel bir örneğidir. İnsanlık adına araya girip ayırdığım bir kavga yüzünden, o günkü işimi gücümü bırakıp öğleden önceki duruşmaya bir saat önce gittim. Ama duruşma bitip de binadan çıktığımda ikindi ezanı okunuyordu.

Sosyal röntgen

Bu ve bunun gibi binâları tasarlayan ve yöneten insanlar, başka bir ülkeden gelmiyor. Bizim kullandığımız binâları bizim insanımız tasarlıyor ve yönetiyor. En derine inip, insanımıza ufuk ve vizyon kazandırmayan bir “eğitim sistemsizliği” içinde yetiştiğimiz için aynı sorunu, farklı şekillerde her yerde görmek maalesef mümkün oluyor.

Toplumsal durumumuzu anlamak için uzun uzadıya araştırma yapma gerek yoktur. Araç sürücülerinin ya da yayaların trafik polisi olmadığında ihlâl ettiği kurallar, toplu taşıma araçlarındaki insanların ihmalkâr tavırları, çöplerin konteynerlere atılma(ma) şekli, hiç zamânında gidilmeyen randevular, öğrencilerin öğretmen bakmadığında çektiği kopyalar, yanlış ayarlanmış tartılarla meyve-sebze satan pazarcılar, yabancı yolcuyu dolaştıran taksiciler, hep arka kapılardan girilen kamu binâları, AVM’lerin otoparklarında iki araçlık yer işgâl ederek park edenler ve benzeri birçok örnek bu toplumun yapısı açısından çok önemli ipuçları vermektedir.

Yönlendirme tabelaları ve işâretler de toplumsal yapımızın röntgenini çekmede bize yardımcı olmaktadır. Bu eksiklikler büyük ve kapalı mekânlarda gereksiz ve yorucu bir kalabalık oluşturmaktadır. Aynı şekilde büyük şehirlerimizdeki trafik sorununun bir sebebi de benzer bir eksikliktir.

Sürekli alışveriş yaptığım bir zincir markette açılıştan iki yıl geçmesine rağmen reyon yönlendirmelerinin olmadığını mağaza müdürüne defâlarca hatırlatmışlığım vardır. Onun kendi ekmek teknesinde yaptığı ihmâl yüzünden iflas etmesi onun sorumluluğudur ama ben, yeri sık sık değişen reyonların nerede olduğunu bulup alışveriş yapmak için zaman isrâfından kurtulmak için hatırlatmayı yapıyorum. Tıpkı bu yazıyı, belki Adâlet Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri dikkate alır ve ülkemizin geneline hâkim olan yönlendirme tabela ve işâret sorununun çözümüne katkı sağlamak için yazdığım gibi.