ABD'NİN DIŞ POLİTİKALARI ŞEKİLLENİYOR

Dünyanın birçok ülkesi gibi Türkiye olarak bizlerde bir yandan pandemi ile mücadeleye odaklanıyor, diğer taraftan ABD'de yeni yönetimin söylem ve eylemlerinden ipuçları yakalamaya çalışıyoruz.

Dünyanın birçok ülkesi gibi Türkiye olarak bizlerde bir yandan pandemi ile mücadeleye odaklanıyor, diğer taraftan ABD’de yeni yönetimin söylem ve eylemlerinden ipuçları yakalamaya çalışıyoruz.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın açıklamalarının başlangıç olarak Türkiye için iyi bir gelecek vaat etmediğini söyleyebiliriz. Trump döneminde birçok kriz zirve noktasına ulaşmışken liderler seviyesinde yürütülen politikalarla dengelenmeye veya bastırılmaya veya dondurulmaya çalışılmıştır. Bu kriz noktalarını hemen her alanda gördüğümüzü, ilişkilerin inişli-çıkışlı bir seyir izlediğini biliyoruz.

Kriz noktalarının tekrar gündeme taşınması Trump yönetiminin son günlerinde uygulamaya konulan CAATSA yaptırımları ile başlamıştır. Trump bugüne kadar bu konuyu geciktirmiştir. Ancak, artık görevi bırakacağı kesinleştiği anda kendi partisine dahi söz geçirememiş ve Pentagon bütçesi altında yer alan bu yaptırımları onaylamak zorunda kalmıştı. Onaylanan liste Türkiye açısından doğrudan bir etkisi olmayacağı öngörülen türden yaptırımları içermektedir ve ağırlıklı olarak Türkiye’nin yükselen gücü Savunma Sanayi’nin hedef seçildiği görülmektedir. Biden yönetiminde bu yaptırımların daha ağırlarına çok ciddi bir şekilde hazırlık yapmakta fayda olacağı değerlendirilmektedir.

GERİ DÖNÜLEMEZ SEVİYE

Diğer taraftan Nisan ayının yaklaşması ile bir sorunun daha gündeme taşınacağını göz ardı etmemek gerekiyor. Biden, ABD Başkanlarının yaklaşık bir asırdır kabul etmekten kaçındığı Ermeni soykırımını tanıma sözü vermişti seçim konuşmalarında. Bu tanıma gerçekleşirse ikili ilişkilerin taşınacağı istikameti belirlemede etken olabilir. Ancak, Biden’ın Ermenistan’ın halen içinde bulunduğu zor koşulları ve Ermenistan’ın ekonomik açıdan refaha ulaşabilmesinin yolunun Türkiye’den geçtiğini, sınır kapılarının açılması konusunda önemli mesafelerin kat edildiğini ve Dağlık Karabağ’da yürürlükte olan ateşkesi dikkate alarak tanıma kararını ötelemesinin kuvvetle muhtemel olacağı düşünülebilir.

Biden’ın Türkiye karşıtı kararlarının dozunu arttırması zaten zor ilerleyen ilişkilerin geri dönülemez seviyelere gelmesine yol açabilir. İncirlik üssünün bu kapsamda sık sık gündeme getirilmesinin pek bir anlam ifade etmeyeceğini dikkate almak gerekir. Eğer Biden, nükleer anlaşma konusunda İran ile mutabakat sağlarsa İncirlik üssünün Kıbrıs adasındaki İngiliz üslerine taşınabilme ihtimalini dikkate almak gerekmektedir. Trump Yönetimi’nin son zamanları dahil ABD’nin Yunanistan’ı stratejik açıdan ön plana çıkarma girişimleri Türkiye’ye bir gözdağı olarak algılanabilir. Dedeağaç bölgesine üs kurulması, sıvılaştırılmış kaya gazının Avrupa ülkelerine nakli için Yunanistan limanlarından yararlanma, Girit’te deniz ve hava üssü, Yunanistan’ın silahlanma programına destek, ortak tatbikatlar, aynı şekilde İsrail’in Yunanistan ile savunma alanındaki yakınlaşmalarını ABD’nin iki ülke arasında sanki tercihini yaptığının göstergeleri gibi değerlendirilebilir.

Biden yönetiminin Filistin’e kesilen yardımların yeniden başlatılacağını ve iki devletli çözüm için çalışmaya başlayacaklarını, BAE ve Suudi Arabistan ile yapılan silah anlaşmalarını askıya alacaklarını açıklaması Türkiye açısından olumlu politika değişiklikleri olarak düşünülebilir.

DOĞU AKDENİZDE’Kİ ANLAŞMAZLIKLAR

Kıbrıs'ta taraflar arasındaki dengenin yeninden tesis edilmesi için egemen eşitlik temelinde ve iki tarafın/devletin eşit statüsü sağlanamadan ne Ada'da ne de bölgede istikrar sağlamanın mümkün olmayacağı şeklindeki görüşümüzün nasıl karşılık göreceği önemli bir konu olarak ve Doğu Akdeniz’deki anlaşmazlıkların kilidi olarak dikkatle takip edilmesi bu dönemde daha da önem kazanacaktır. Eğer Biden Yönetimi, Trump yönetiminin son zamanlarında GKRY ile ilişkilerinde sağladığı aşırı yakınlaşma dikkate alındığında Doğu Akdeniz’de yaşanan sorunların çözümü için ağırlığını GKRY tarafına vererek tek taraflı bir çözüm yoluna gitmesinin kuvvetle muhtemel olabileceği öngörülmektedir. Nitekim (BM) Güvenlik Konseyi'nin, 50 yılı aşkın süredir çözümü mümkün kılmayan "iki kesimli, iki toplumlu federasyonda" ısrar etmesi ve esasen adadaki iki tarafın üzerinde uzlaşı sağlaması gereken çözüm hakkında peşin hüküm vermesi bu konudaki gelişmelerin istikameti hakkında bize bilgi vermektedir.

Yeni ABD yönetimi’nin Türkiye-Rusya arasında giderek artan iş birliğinde bir fay hattı oluşturma çabası dikkatle izlenmelidir. Suriye, Libya, Kafkaslar bu alanların başında yer almaktadır. Türkiye-Rusya arasında Suriye’de oluşturulan güvenlik alanındaki ortak mekanizmaların bir benzerinin Dağlık Karabağ’da oluşturulması ve hatta Kafkaslarda Türkiye, Azerbaycan, Rusya, İran, Gürcistan ve Ermenistan arasında “Altılı İşbirliği Platformu” oluşturulma çabaları, Rusya-Türkiye arasında ki savunma sanayi alanındaki işbirliğinin artması ABD’nin öncelikli alanlarından biri olarak dikkate alınmalıdır.

RUSYA VE ÇİN

ABD’nin iki önemli hedefi olarak Rusya ve Çin var iken güçlü bir Türkiye’nin bu iki ülkeye ve özellikle Rusya’ya yakınlaşmasına izin vermemek için elinden geleni yapacağı kuşku götürmez bir gerçekliktir. ABD‘nin bu iki hedefi ile mücadele edebilmek için sahada yetenekli çok iyi ortaklara ihtiyacı olduğunu bilmektedir Bu iş birliği yapılabilecek ortakların başında ise Türkiye gelmektedir. Aksi Rusya’nın elini daha fazla güçlendirecek ve diğer ülkelere de aynen Kurtuluş Savaşında olduğu gibi emperyalizme itaat etmemek konusunda örnek teşkil edebilecektir. Bu nedenle sert söylem ve yaptırımlarla Türkiye’yi istediği rotaya getirmenin güç olduğunu, geçmişte Kıbrıs Barış Harekatı, haşhaş ekiminde ABD’nin yasak getirilmesi yolundaki uyarısına uyulmaması, ABD ile ikili savunma işbirliği anlaşmasının iptal edilmesi gibi uygulamaların olduğunu çok iyi bilmektedirler. Bu nedenle Biden Yönetimi önceliğini Türkiye ile ilişkilerine set çekmek yerine Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek ve dengelemek, Türkiye’yi Rusya’dan geri kazanmak için çaba sarf edebileceğini, Türkiye’nin mutlaka kazanılması gereken bir ülke olduğu düşüncesi ile çabalarını arttırabileceğini gözlerden uzak tutulmamak gerekir. Eğer NATO harekat alanını genişletecek ve bu alanlardan biri Ortadoğu olacak ise Türkiye’siz bu alanın işlevsiz kalacağı bir gerçekliktir.

ABD’nin Türkiye'yi en çok meşgul edeceği alanın, Suriye olacağı muhakkaktır.2014'te Obama’nın ikinci döneminde ABD, Suriye ve Irak’ta DEAŞ’a karşı mücadelede PKK terör örgütü ile isim dışında aynı olan YPG hakimiyetindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ni desteklemeye karar vermiştir. ABD, Trump yönetiminde, yıllardır YPG’nin ana örgütü olan PKK ile mücadele eden Türkiye ile büyük sorunlar yaratacağı açık olan grubu doğrudan silahlandırmıştır. PKK sadece Türkiye tarafından değil, Amerika Birleşik Devletleri ve AB tarafından da terör örgütü olarak tanımlandığı unutulmamalıdır.

ABD'nin YPG'ye desteği, Başkan Trump'ın görev süresi boyunca da devam etmiştir ABD'nin Ekim 2020'ye kadar bu terörist gruba çoğunluğu güvenlik ekipmanından oluşan 400 milyon dolarlık yardım aktardığı raporlarda yer almaktadır. Suriye'de DEAŞ ile mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar ve ABD'nin SDG ile iş birliği kararı, Biden’ın Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde gerçekleşmiştir. Biden yönetiminin Suriye politikasının nasıl olacağı net değildir. Ancak Biden Başkan Yardımcılığından bu yana geçen zamanın birçok konuda değişikliklere yol açtığı görülmektedir. Türkiye’nin askeri gücünün Suriye Rejim Güçleri’nin ilerlemesini durdurmada son derece etkili olduğu görülmüştür.

DAHA GÜÇLÜ DİPLOMASİ

DEAŞ’ın yeniden canlanmaya çalıştığı bugünlerde YPG'nin hakim olduğu SDG güçlerine desteğini sürdürmeye devam edeceği beklenmektedir. Bununla birlikte, ABD-SDF ilişkisinin, eski ABD özel elçisi James Jeffrey'nin tarif ettiği gibi "geçici, taktiksel ve işlemseldir" sözünün ne kadar gerçekleşeceğini zaman gösterecektir. ABD politikasının esası, DEAŞ’A karşı bir denge sağlamak ve Esad'ın tam bir zaferini önlemeye dayanıyordu. Biden yönetiminin, daha güçlü bir diplomasiyi desteklemesi ve nükleer anlaşmayı yenilemesi halinde Suriye'den askeri olarak kademeli olarak ayrılma arzusunda olduğu ise bilinmektedir. Bu durumda ise İran muhtemelen güçlenecek ve ABD'nin İran etkisine karşı daha güçlü bir müttefike ihtiyacı olacaktır. Bunu sağlayabilecek ise NATO'daki en büyük ikinci orduya sahip olan Türkiye’dir.