AB BİR KENARDA DURSUN, AVRUPA İLE YENİ VE AYRI BİR SAYFA

Faruk AKTAŞ 13 Mar 2020

Gerçek şu ki AB Türkiye'ye, Türkiye AB'ye mecbur.O nedenle önerim, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik hedefinin saklı kalması koşuluyla Birlik ile ekonomik ve güvenlik eksenli yeni bir iş birliği mekanizmasının geliştirilmesi.

Corona virüsü tüm dünyayı kasıp kavuruyor.

Maalesef beklenen oldu ve Türkiye’de de bu virüse rastlandı.

Doğal olarak tüm dünyanın olduğu gibi bizim de en öncelikli gündem maddemiz bu.

Bu konuda çok laf edebilecek bir uzmanlığım yok.

Ancak özellikle sosyal medyadaki bilgi kirliliğini bu virüsten daha tehlikeli ve daha mide bulandırıcı buluyorum.

Kişisel olarak Sağlık Bakanlığı’nın çabalarını, önlemlerini takdir edip bu konuda sağduyulu uzmanların uyarıları doğrultusunda gerekli önlemleri almakla yetinmeyi uygun görüyorum.

Gel gelelim tek gündemimiz Corona virüsü değil.

İdlib ve Suriye meselesi sıcaklığını koruyor.

Türkiye’nin açık kapı politikasıyla Yunanistan sınırlarına dayanan göçmenlerin çilesi de Yunanistan’ın insanlık dışı yaklaşımıyla her geçen gün katmerli bir krize doğru gidiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hafta başında Brüksel’de Avrupa Birliği (AB) yetkilileriyle yaptığı görüşmeler Avrupa ülkelerinin bu göç konusunda nasıl bir telaşa kapıldıklarını da ortaya koydu.

Türkiye’yi AB’ye üyelik kapısında bekletmeleri bir yana yıllardır tek bir fasıl bile açmaya yanaşmayan hatta Türkiye karşıtı her türlü tezgâhın içinde yer alan söz konusu ülkeler birden “ilişkileri düzeltelim” demeye başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Brüksel dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada, “AB ile yeni bir süreç başlatabiliriz. Bunun için biz pek çok adım attık, bundan sonra da atmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bu vesileyle Türkiye-AB ilişkileri yeniden canlanabilir mi tartışmaları başladı.

Ankara, “Tüm üyelik hedefinden vazgeçmeyiz, bu konuda adımlar atılsın”, Brüksel ise “Üyelik kriterlerini yerine getirin, bakarız” diyor.

Benim bu konuda başka bir önerim var.

Kendimizi boşuna kandırmamızın anlamı da gereği de yok.

Bu AB ne kısa, ne de orta vadede Türkiye’nin üyeliğine “evet” demez.

Uzun vadede deyip demeyeceği de meçhul.

AB zaten genişleme sürecini durdurdu.

İngiltere’nin ayrılmasından sonra Birlik’in geleceği meçhul.

Kısa değilse bile orta ya da uzun vadede AB diye bir şey de kalmayabilir.

Zaten AB’yi bir arada tutan ve Türkiye’nin de uymasını istedikleri değerler çoktan rafa kaldırıldı.

Popülizm, İslamofobya, Türkiye karşıtlığı bu kadar tavan yapmışken kriterler üzerinden üyelik eksenli bir yakınlaşma çok zor.

Ancak bu göç meselesi mecburiyetler ve çıkarlar ekseninde bir yakınlaşmanın mümkün olabileceğini gösterdi.

Gerçek şu ki AB Türkiye’ye, Türkiye AB’ye mecbur.

O nedenle önerim, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefinin saklı kalması koşuluyla Birlik ile ekonomik ve güvenlik eksenli yeni bir iş birliği mekanizmasının geliştirilmesi.

Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve diğer bazı Avrupa liderleri birçok kez “imtiyazlı ortaklık” gibi önerilerde bulundular ki Türkiye haklı olarak bunları şiddetle reddetti.

Benim önerdiğim kriterlerle yürüyen üyelik perspektifinin ayrı bir koldan yürütülmesi buna karşın 2016’daki mülteci anlaşmasında olduğu gibi AB ile güvenlik ve ekonomi eksenli yeni bir yapı oluşturulması.

Donalt Trump’ın ABD’de başkanlık koltuğundan oturmasından bu yana zaten AB’de bir yandan Avrupa ordusu kurulması bir yandan da ABD ile Rusya arasında bir denge politikası oturtma çabaları var.

Trump’ın yeniden seçilmesi bu arayışlara daha da hız kazandırabilir.

Aynı çabaları Türkiye de yürütmeye çalışıyor.

Öte yandan Türkiye’nin ABD ile arasının açılmasına vesile olan temel sorunlardan biri olan Filistin meselesinde Avrupa, Türkiye’ye daha yakın.

Dolayısıyla tüm dünyada dengeler yeniden kurgulanmaya çalışırken giderek daha fazla ABD şemsiyesinden yoksun kalmaya başlayan Avrupa böyle bir arayışa “evet” diyebilir.

Hatta Avrupa buna giderek daha fazla muhtaç hale gelecek.

Lakin önümüzdeki yıl Merkel’in de görevinin sona ermesiyle birlikte böyle bir çabaya öncülük edecek bir lider olmayacak Avrupa’da.

Ancak Türkiye buna öncülük edebilir.

Kanımca bu, ABD’siz bir Avrupa’nın yönünü ve geleceğini tayin etmesi için en iyi çıkış, Türkiye için de ABD ve Rusya’nın dışında yeni bir denge mekanizması bulması açısından güçlü bir dayanak olabilir.