2022 NOBEL İKTİSAT ÖDÜLÜ: BİREYLER İÇİN MAKUL OLAN TOPLUM İÇİN FELAKET OLABİLİR

Bugün ilk önce gündemden kısa başlıklalar verip konuyla ilgili görüşlerimi ileteceğim.

BAŞSAĞLIĞI

Bartın’daki maden faciasında kaybettiğimiz şehitlerimizi rahmetle yad ederim. Kederli ailelerine sabırlar dilerim. Milletimizin başı sağ olsun.

GÜNDEMDEN KISA BAŞLIKLAR

Bugün ilk önce gündemden kısa başlıklalar verip konuyla ilgili görüşlerimi ileteceğim. Daha sonra Nobel İktisat Ödülleri ile ilgili görüşlerimi paylaşacağım.

ALEVİ KÜLTÜR VE CEM EVLERİ BAŞKANLIĞI: Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaptığı açıklamayla Kültür Bakanlığı’na bağlı bir Alevi Kültür ve Cem Evleri Başkanlığı’nın kurulmasının hedeflendiğini öğrendik. Bu gelişme karşısında ilk tepkim “Yetmez ama evet!” oldu. Geçen sene Temmuz ayında bu köşede yayınladığım bir Alevilik yazı dizisi vardı. Orada görüşlerimi daha detaylıca belirtmiştim. Bu gelişme en azından Alevi vatandaşlarımızın dertlerinin ve taleplerinin devlet nezdinde kabul gördüğü anlamına gelir. Tabii ki, cem evlerinin (tekke veya dergâh statüsünde) bir ibadethane olarak kabul edilmesi, kurulması hedeflenen Başkanlığın ve çalışanlarının tamamen Alevi Ocaklarından temsilciler tarafından belirlenmesi ve en önemlisi Başkanlığın Kültür Bakanlığı yerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nda özerk bir yapı olarak tanımlanması daha işlevsel olur. Sayın Cumhurbaşkanımız bir süreç başlatmıştır, kendisine teşekkür ederiz.     

ASGARİ ÜCRET VE MAAŞLARA ZAM: Ben, bu köşenin okuyucularının çok iyi bildiği gibi, normal şartlarda enflasyondan çok işsizliğin önlenmesini savunan, toplam gelir içinde çalışanların ve emekçilerin payının arttırılmasının ve kodaman ve zadegânların yüksek oranda vergilendirilmesinin gerektiğine inanan bir iktisatçıyım. Bu anlamada, tekrar ediyorum normal şartlarda, asgari ücretin ciddi bir şekilde arttırılmasının tarafındayım. Ancak Türkiye ekonomisindeki şartlar normal olarak kabul edilemez. Merkez Bankası’nın rezervleri kısa dönemli borç ödemelerimizi karşılayamayacak düzeyde iken, cari açık tarihi rekorlar kırarken ve enflasyon oranı yüzde 85’e yaklaşmışken tahmini 10 bin TL civarında bir asgari ücret artışı vatandaşlarımızın rahatlaması için gereklidir. Öte yandan bu artışla beraber enflasyonu kontrol altına alacak bir program uygulanması da zorunludur. Aksi halde, bir istikrar programıyla enflasyon kontrol altına alınmazsa, süreç bir ücret – fiyat, fiyat - kur spiraline dönüşür ki, bu da hiperenflasyona giden yol anlamına gelir.  

EYT DÜZENLEMESİ: Hükümet EYT Düzenlemesi üzerinde çalıştı ve 1999 yılı ve öncesinde işe başlayanlardan 25 yılı dolduranların emekli olabileceği bildirildi. Bu açıklamaya ben de girmekteyim. Üniversite’de çalışma sürem 2024 yılı Ocak ayında 25 yılı dolduracak. Ancak ben halen 48 yaşındayım ve 2024 Ocak ayında daha 50 bile olmayacağım.  Normalde 55 yaşına gelmeden emekliliğe hak kazanamayan ben, yeni getirilen EYT düzenlemesi ile 50 yaşına gelmeden emekli olabileceğim. Ben burada kendimden örnek verdim, ancak benim gibi milyonlar bulunmaktadır. Sigorta sistemleri çok hassas sistemlerdir ve esas olarak prim ödeyenlerin emekli maaşlarını ödemesi prensibine dayanır. Bir emeklilik sigortası sisteminin ayakta kalması için çalışan ve prim ödeyen gençlerin emekli olan ve maaş alan yaşlılara oranı çok kritiktir. Eğer emekli sayısı hızla artarken çalışanların ödediği primler de artmazsa, o takdirde, sistem çökebilir. EYT Düzenlemesi 50 yaş ve altındaki bir kısım vatandaşımızın emekli olması anlamına gelmektedir. Türkiye gibi daha çok üretmek ve daha büyümek zorunda olan bir ekonomide tecrübeli işgücünün bu şekilde emekli edilmesi doğru olur mu? Bu düzenleme sigorta sistemine ne kadar yük getiri, iyi hesaplandı mı? Erken yaşta emeklilik ne kadar adil ve etik olur? Bu soruların cevapları olumluysa, o takdirde, EYT Düzenlemesi de olumludur. Bu sorulara cevap vermeden Hükümetin muhalefetin dolmuşuna binmemesi gerekir.

2022 NOBEL İKTİSAT ÖDÜLLERİ

2022 yılı Nobel İktisat Ödülleri üç iktisatçıya “banka krizleri ve mali krizler” alanında yaptıkları çalışmalardan dolayı verildi: Ben S. Bernanke, Douglas W. Diamond ve Philip H. Dybvig. Nobel Ödül Komitesi ödülün gerekçesini şu şekilde açıkladı:

“İktisat biliminde bu yılın ödül sahipleri Ben Bernanke, Douglas Diamond ve Philip Dybvig bankaların, özellikle mali kriz anlarında, ekonomideki rolü hakkında sahip olduğumuz bilgi ve anlayışı dikkat edilecek ölçüde geliştirmişlerdir. Ödül sahiplerinin çalışmalarındaki önemli bulgu banka iflaslarının önlenmesinin hayati olduğudur.”

BERNANKE VE 2008 KÜRESEL KRİZİNDE ROLÜ

Ben Bernanke’nin iktisat teorisine önemli katkıları 1929 Büyük Buhranında banka iflaslarının rolüne yönelik çalışmalarıdır. Ayrıca, 2008 Küresel Krizi’nde bütün kapitalist sistemin çökmesini ve 1929 Büyük Buhranında olduğu gibi işsizliğin yaygınlaşmasını önleyen politikalara Amerikan Merkez Bankası Başkanı olarak imza atmıştır. Elbette ki Ben Bernanke, sınıfsal olarak finans sermayesi ve zenginlerin çıkarlarını kollayan ve krizin arkasındaki esas temel problemleri ileriye öteleyen bir politika uygulamıştır: Parayı bas ve dünyaya dağıt! Bankaları kurtar ve borçlarını halka ödet! Ancak bu politikayla bütün dünya sisteminin yıkılmasını da önlemiştir. Bernanke gibi bir Yeni Keynesçi iktisatçı ve ABD Merkez Bankası Başkanı’ndan bir devrim beklenmemelidir. Hoca inandığı doğrultuda ve elindeki araçlarla yapması gerekeni yapmıştır.

Diamond ve Dybvyg ise banka iflaslarını açıklamaya çalıştıkları modelleri vasıtasıyla ödüle hak kazanmışlardır. İsterseniz bu modeli kısaca anlatayım:

DİAMOND-DYBVYG BANKA İFLASLARI MODELİ

1983 yılında yayınlanan Diamond–Dybvig Modeli bankadan mevduat kaçışları ve bununla bağlantılı olan finansal krizleri açıklamada etkili bir iktisat modelidir. Model bankaların likit olmayan varlıkları ile likit olan yükümlülüklerinin karışımının mevduat sahiplerinde ani ve kendi kendini besleyen paniklere yol açabileceğini göstermektedir.

Diamond–Dybvig Modeli bankaların gerçek hayatta karşı karşıya oldukları temel riski matematiksel bir dille özetler: Her banka vatandaşlardan mevduat toplar ve vatandaşlar da ihtiyaç duydukları anda paralarını bankalardan çekebilirler. Banka mevduat sahibi talep ettiği durumda bu paranın tamamını mevduat sahibine iade etmekle yükümlüdür. Öte yandan bankalar ellerindeki bu birikmiş serveti kredi olarak çok daha uzun vadelerle firmalara verirler. Kazançları da kredi mevduat faizi arasındaki fark + hizmet bedeli olarak aldıkları komisyonlar kadardır.

Diamond–Dybvig Modeli’nde, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, mevduat sahiplerinin paralarını bankadan çekme ihtimali rastlantısaldır ve birbirinden bağımsızdır. Normal şartlarda her dönem mevduatın belli bir yüzdesi mevduat sahipleri tarafından bankadan çekilir. Diyelim ki, bu oran, yüzde 10 olsun. Bu yüzden bankalar mevduatın tamamını kredi olarak dağıtmazlar ve yüzde 10 kadarını nakit olarak tutarlar. Kalan yüzde 90 ise genellikle 1 yıldan daha uzun vadeli yatırım kredilerine dağıtılır. Mevduat sahipleri sisteme güven duydukları müddetçe, yani istedikleri anda paralarını kayıpsız çekebileceklerine inandıkları müddetçe, mevduatlarına dokunmazlar; çünkü, mevduattan ekstra faiz kazanmaktadırlar. Eğer mevduat sahipleri topluca paralarını talep ederlerse, banka 100 birim mevduattan sadece 10 birimini ödeyebilir. Kalan 90 birimi kredi verdiği firmalardan tahsil edene kadar banka iflas eder. Bu durumda parasını en önce geri isteyen mevduat sahipleri paralarını kurtarırken, kalanları tüm birikimlerini kaybeder. 

Pekiyi mevduat sahipleri ne zaman topluca paralarını çekeler? Diamond–Dybvig Modeli’nde bu durum şöyle açıklanır: Eğer her mevduat sahibi diğer mevduat sahiplerinin de paralarını çekmek istediklerini düşünürse, o zaman o kişi için makul / akılcı olan parasını hemen çekmektir. Bu durumda banka batar ve mudilerden sadece yüzde 10’u parasını kurtarır. Yani bireysel olarak makul olan eylem toplumsal bir felakete yol açar. Bu dengelerden biridir. Diğer dengede ise mevduat sahipleri diğer mevduat sahiplerinin paralarını talep etmeyeceklerine inanır. Bu durumda gerçekten bir ihtiyacı olan mevduat sahipleri dışındakiler paralarını çekmezler. Yani mudilerin sadece yüzde 10’u parasını çeker, banka da bunu rahatlıkla karşılar. İkinci denge hem bireysel açıdan akılcı hem de toplumsal açıdan uygun sonucu üretir.

Ana akım iktisatta bir mali kriz veya bankacılık krizi çıkma olasılığı göz ardı edilir. Yine bu anlayışa göre bireylerin akılcı kararlarının toplamı toplum için de en uygun ve optimal sonucu üretir. Diamond–Dybvig Modeli ana akım iktisadın görüşünün olabilecek sonuçlardan sadece birini dikkate aldığını, mevduat sahiplerinin sisteme güvenini kaybetmesi halinde bireylerin akılcı kararlarının bütün ekonomi için ağır yıkımlara ve iktisadi krize yol açabileceğini gösterir. Bu yüzden mevduat sigortası uygulamasının, yani devlet müdahalesinin zorunlu olduğunu söyler.

Cumartesi Diamond–Dybvig Modeli’nden yola çıkılarak bugünkü küresel ekonomi şartlarında risklere karşı nasıl önlemler alınabileceğini tartışacağım.