TT Tivibu 1 TL

YAKIN ZAMANDA TÜM AVRUPA'DA

Röportaj Pazar 17 Aralık 2017 13:00

Projenin ilk aşamasında özellikle çok uzun saatler çalışmış Pınar Gül Ramsay..

YAKIN ZAMANDA TÜM AVRUPA'DA

Gülay YÜCEL

Aile zamanından nasıl feragat ettiğini anlatıyor: “Eşim çok destek oldu. Çok şanslıyım, kızım çok destek oldu. Bir kere çocukla ilgili bir şey yaptığım için zaten çok hoşuna gidiyordu. Ama şöyle bir anekdot var, hep bir annenin, annelik zaten yüzde 90 vicdan azabıyla geçiyor. Sürekli çocuğumdan bu zamanı çalıyorum, vicdan azabı. Gerçi ben biraz şanslıyım, doğum yaptığım iki sene boyunca bizzat o zamanı baş başa geçirdiğim için hep kendimi biraz daha şanslı saydım.” 

Aile ve yakın çevrenizden destek gördünüz mü?

Eşim benim yaptığım işin benim için öneminin çok farkındaydı. Yaptığım şeyin doğruluğuna en az benim kadar inanıyordu. O yüzden çok arkamda durdu. Kızımda da, bir akşam eşim Ece’yi yatırıyor, Ece altı yaşında. Ben hafta sonu da çalışıyorum, atölyeler falan da var. Evde çok az vakit geçirebiliyorum. Bir anlamda endişeliyim Ece’yi tam da ilkokula başladığı yeni dönem yeterince yanında değil miyim vesaire. Eşim de bunu sormuş “iyi misin?” gibisinden. Ve altı yaşının verdiği bilgelikle verdiği cevap “Önemli değil baba”. Bir de eşimle İngilizce konuşuyorlar “It’s okey daddy, mommy is building something” demiş. O kadar mutlu oldum ki, ben bunu duyduğumda yani herhangi bir iş değil bu. Anlamış benim bir şey inşa ettiğimi, bir şeyi iyi yapmaya çalıştığımın farkında ve önemli değil deyip. Ben duyduğumda tamam dedim. O zaman annelik olarak bir tarafım sağlam. Bu mesela benim annelik anlamında en gurur duyduğum anlardan biri ve orada değildim işin kötü tarafı. 

Girişimcilik para kazanmak için yapılacak bir şey değil. Bu kadar çalışarak daha kolay para kazanabilirsiniz. Bu efora, bu emeğe kesinlikle daha kolay para kazanılır. Para kazanmak için yola çıkılacak bir şey değil. Benim de düsturum oydu. Hep dedim ki iş önce doğru olsun, işi doğru kuralım, iş doğru olursa, zaten para kazanırız. Para kazanmak için yola çıktığında yanlış kararlar veriyorsun. Köşelerden dönmeye başlıyorsun, kısa yollar bulmaya çalışıyorsun. Sonunda da başarısız oluyorsun. Biz başta para kaybetmeyi göze alarak doğru bir işe başlayalım. Şeffaf, kaliteli, düzgün bir iş kuralım. Bu sonunda dönecek bize nasıl olsa. Bunlar çok idealist şeyler. Çok yorucu ama çok idealist şeyler. Ece’nin de böyle yetişmesi yani önce emeği görmesi. Her ay yeni bir kutu çıkıyor artık kutulara yorum yapıyor. “Neden şöyle bir tema yapmıyorsunuz.”, “Bu ay şunu beğendim, bunu beğenmedim.”, “Bence böyle bir şey de deneyebilirsin” anne.. O da artık fikir veriyor. O da artık Pakolino profesörü olduğu için. O yüzden evet çevrem hep çok destek oldu. Benim yapabileceğime benim kadar inandılar. 

 “Çocukların oynarken, dünyayı kendi deneyimleriyle keşfetmelerini ve öğrenmelerini sağlamak” bu amaç, araç ve yöntemi açabilir misiniz?

Oyun, çocuk için dünyayı algılama biçimi. Eliyle yaptığı, kırdığı, bozduğu, bir araya getirdiği şeylerle, soru soruyor, problem çözmeye çalışıyor, dikkatini ve konsantrasyonunu geliştirmeye çalışıyor, oynarken bir şeyleri deniyor. Daha da önemlisi oyun oynarken içindeki yaşadığı iç dünyasını size yansıtmaya başlıyor. 

Mesela –mış gibi oyunlar dediğimiz evcilik, kukla, hikaye anlatımı, resim yapmak aslında çocuğun iç dünyasını dışarı vurma şeklidir. Siz çocuğunuzu pedagoga gönderirseniz, pedagog çocuğunuza bana çocukluğunu anlat bakayım yavrum diye bir şey anlatmasını istemez. Pedagog çocuğa ya resim yaptırır, ya hamur ile oynattırır, ya hikaye anlattırır ya da kendisinin anlattığı hikayeyi çocuğun bitirmesini ister. Çünkü çocuk içinde yaşadığı bütün çatışma, korku, endişe, sevinç, mutluluk... O ismini koyamadığı hislerini aslında oyun üzerinden ifade etmeye başlar. 

Size anlatmaya çekindiği, nasıl anlatacağını bilemediği bir sürü şeyi, özellikle 3 yaşından sonra dediğim gibi endişeler, korkular, karakterinin oturması, kıskançlıklar bunlar başlıyor. Ve bunlara isim koymak bir çocuk için çok zordur. Kıskanmayı ismini koyabilmek... Biz hep şöyle diyoruz, çocuk oyun oynayarak dünyayı keşfediyor, siz de çocuğunuzu keşfediyorsunuz. Anaokuluna giden çocuğunuza “bugün günün nasıl geçti?” diye sormak, çok anlamsız bir soru bir çocuk için. Çünkü çocuk günü bizim gibi yaşamıyor. Yani kronolojik bir sıra ile yaşamıyor, sabah kalktım, kahvaltımı ettim, servise bindim, okuluma gittim, okulda şöyle bir şey oldu, Ayşe bana şunu dedi, sonra ben üzüldüm... Bu sıra ile yaşamıyor, çocuk günü hisleri ile yaşıyor.. 

En önemli oyun terapi. Oyun terapisi denen bir şey var. Çocuğunuzu kuklalarla oynatmak, okulda bir şey yaşıyorsa bir üzüntü, bir sıkıntı, bir korku...Bunu size anlatmaya çekiniyor ya da bilemiyorsa, o size bu kukla oyunundayken bunu anlatmaya başlar. Çocuk durduk yere iki karakterden bir tanesi onu üzmeye, onun canını yakıyorsa mesela burada bir şey vardır. Bunu bir yerden görüyordur, ya şahit olmuştur ya kendine oluyordur. Oyun oynarken çocuk, başka bir dünyaya geçiyor. Ve orada konuşmaya, anlatmaya başlıyor. Mesela sizinle puzzle yaparken o anı yaşadığı için size bir şeyler anlatmaya başlıyor, belki bir hafta önce olmuş bir olayı dair. O yüzden oyun zamanı aslına çocuğunuzu keşfettiğiniz bir zaman.. 

3-7 yaş dönemi bireyselleştiği dönem. O bireyi tanımamız gerekiyor, sadece benim kızım değil, o artık Ece. Benim Ece’yi de tanımam gerekiyor. Onun da beni tanıması gerekiyor. Başka bir iletişim döneminin açıldığı bir dönem ve oyun burada en eğlenceli ve en sağlıklı iletişim platformu.

“Aktivite kutuları tasarlamak” başlığını açar mısınız?

Dünyada maker denen bir hareket var şu anda. Özellikle Amerika’da büyük bir akım haline geldi. Şimdi şöyle düşünelim. Amerika teknolojik gelişme anlamında Türkiye’nin 5-10 sene ötesinde gidiyor, belli sektörlerde 5 sene, belli sektörlerde 10 sene. Amerika’ya baktığımızda sihirli bir küreye bakıyor gibiyiz. Bundan 15 sene sonra şu anda bildiğimiz mesleklerin yüzde 70’i olmayacak. Hepimizin çocukları için bir gelecek tasarlama gibi bir endişemiz var. İstiyoruz ki, çocuklarımız ayakları üzerinde durabilen, para kazanabilen, mutlu, hayatta tutunabilen varlıklar yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu yüzden onları okullara gönderiyoruz, dersler aldırıyoruz, onları donanımlı bir şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz. Ama önümüzdeki 15 senenin gelişimi, nereye gittiğimiz çok muğlak. Doktorluk dediğimiz binlerce yıldır olan meslekler bile robotlar tarafından yapılmaya başlanacak. O yüzden kariyer, iş dünyası müthiş bir değişim geçiriyor. Ve biz anne-baba olarak çocuklarımızı buna nasıl hazırlayacağız derdindeyiz. 

Ben çocuğumu şu anda nasıl kariyer planı yapabilirim? 15 sene sonra ne olacağı belli değil. Böyle bir gerçek var. O zaman ne yapacağız biz bu çocukları? Neler yükselişte, hangi değerler yükselişte 15 sene sonrası için. En yükselişte olan değerler, problem çözebilme, analitik düşünebilme, insan ilişkileri, stratejik düşünebilme, insanlarla karar alabilme, insan yönetebilme, empati bunlar makinaların yapamadığı şeyler. Dediğim gibi, problem çözmek, yeni bir şeyler yaratmak, bir şeyler yapmak, maker movement buradan çıkıyor. Yani biz bu çocuklara 15-20 sene sonrasının en yüksek değerleri icattan gelecek. İnanılmaz bir icat dönemine girdik, her sektörde. Bu maker movement o zaman diyor ki, biz bu çocukları sadece tüketen değil, son 20 sene sadece tüketti bu çocuklar, artık üretmeleri lazım. Üretsinler ki, üretme kafasıyla büyüsünler ki, 15 sene sonra hangi işe girerlerse girsinler üretme kafasıyla değer yaratan insan olabilsinler. Mutlu çocuk yetiştirmek mesela çok yanlış bir kavram. Çünkü mutluluk bir an. Biz çocuklarımıza sürekli uyuşturucu verir gibi mutlu etmeye çalışıyoruz. 

Mutluluk sürdürülebilir bir hissiyat değil. Mutluluk vardığınız bir noktadır, sonra inersiniz. O yüzden aslında yetiştirmeye çalıştığımız çocuk doğrusu content yani kendiyle mesut, kendiyle barışık çocuk. Bunu yapabilmek için kendiyle barışık, hakikaten kendi bedeniyle barışık, kendi yetenekleriyle barışık ve bir şeyler yaratabilen çocuklar mutlu. Soru soran, cevap arayan, kafasını çalıştıran çocuklar mutlu. Bu 2+2=4 matematiksel düşünme değil. 

Amerika’da okullarda STEM (Science, technology, engineering and mathematics) eğitimi denen bir şeye başladılar. Sadece erkeklere çok fazla mühendislik değil, kızlara daha fazla mühendislik öğretelim. Daha üst yaş grubuna mesela şu anda kodlama, Türkiye’de de şu anda biliyorsunuz, kodlama ikinci bir dil olacak, çocuklarımıza İngilizce öğreteceğimiz kadar kodlama öğretelim. Bu kodlama dediğiniz şey 7 yaş sonrası gelen bir şey. O başladı Amerika’da, çocuklara kodlama dediğim gibi STEM bazlı eğitim. 

Türkiye’de de Milli Eğitim Bakanlığı’da projeler başlatıyor. Şimdi Amerika diyor ki, 7 yaş çok geç. Okul öncesi döneme gitmemiz lazım. Biz bu çocuklara bu fikri, böyle düşünmeyi, elleriyle birşeyler yapmayı, evdeki atık malzemelerden birşeyler yapmayı, atık malzeme toplayamıyor musun, ben sana göndereyim, sen yap. Buradan da maker movemet çıkmaya başladı. Yapan çocuk olsun. Elleri ile üreten çocuk olsun. Bunula ilgili Avrupa’da, Amerika’da çok güzel projeler var. Biz de Pakolino olarak bu maker hareketinin içindeyiz bir anlamda. 

Bizim amacımız aslında bu basit gibi görünen oyunlarla, çocukların geleceğe gümbür gümbür gelen yeni teknolojik çağda çocukları biraz yavaşlatmak, biraz yaratıcılıklarına, hayal güçlerine yer vermek, farklı bir tip oyuncakla, ki ben bunlara hiçbir zaman oyuncak demiyorum, farklı bir tip malzemelerle birşeyler yaptırıp aslında geleceğe de hazırlamaya çalışıyoruz çocukları. 

Bir kutu nasıl oluşuyor yani ilham?

Önümüzdeki bir yıl için bir takvim çıkarıyoruz. Her aya, bazı temalar sezonluk oluyor. Kışın, kışa dönük şeyler yapıyoruz. Yazın, deniz kenarıyla ilgili şeyler yapıyoruz. Yılbaşıysa yılbaşına dönük şeyler yapıyoruz. Böyle sezonluk şeyler var. Bir de aralara giren mesela müzikle ilgili bir kutuyu herhangi bir ay yapabilirsiniz. O yüzden öncelikle temalara karar veriyoruz. Bu temalara karar verirken eski neler yapmışız oralarda hangi gelişim alanlarına dokunmuşuz. Nereler açık kalmış, hadi biraz da buraları destekleyecek tarzda bir şeyler yapalım diye önce bir temaya karar veriyoruz. Sonra temanın içine aktivite için, yurtdışında kimler neler yapıyor, onlara bakıyoruz. Şöyle bir şey var; eninde sonunda bu aktiviteler bir kutunun içine sığmak durumunda. Yatay olmak durumunda, belli bir ağırlığı geçmemesi gerekiyor. Gibi gibi bilimum kıstaslar var. O yüzden bazı şeyleri yapamıyoruz. Çok istiyoruz ama yapamıyoruz, kutunun içine sığmıyor. Aslında tekstilci olmanın faydası bu. Rewerse enginering (Tersine mühendislik) yani son ürüne bakıp hadi bunu şimdi geriye doğru nasıl döndürürüz oradan malzemelere doğru yürümeye başlıyoruz. İnternet fikir dolu gerçekten. Kendin yap tarzında fikirlerle dolu. Oradan bir fikri alıp biz geliştirip alengirli hale getiriyoruz. Bir yandan da Melis’in yorumlarını alıyoruz. Biz böyle bir şey yapmayı düşünüyoruz uyar mı bu yaş grubuna. O diyor ki şöyle bir malzeme değil de böyle bir malzeme kullanın. Bu biraz zor kaldı olmaz. Bu da çok basit gel bunu arada şöyle bir şey diyor. Onun yorumlarını alıyoruz. Sonunda da bir ürün çıkıyor onu da dediğimiz gibi parçalarına bölüp geriye doğru tasarlayıp sonra bütün o malzemeler satın alınıyor, imal ediliyor. Bizim bir kutumuzun özelliği, içindeki malzemenin yüzde 75-80’i özel üretim. Hazır oradan buradan aldığımız malzemelerden ziyade yerine biz kendimiz tasarlayıp, basıp, kesip, tasarlatıp, üretiyoruz. O yüzden de böyle dışarıdan çıkıp bunlar zaten kırtasiyemden alırdım diyebileceğiniz malzemeler olmuyor. Bence bizi ayıran bu. Çünkü bir kırtasiye paketi değiliz biz. İçinde kırtasiye malzemelerinin olduğu ama bir araya geldiğinde o malzeme bize özel bir şey. Beni de açıkçası bu işle ilgili en çok keyif veren taraf bu. Çünkü her ay bizim için dünya toz ve gaz bulutu sıfırdan başlıyoruz. Yepyeni bir tema, yepyeni malzemeler. Hepimizin bütün ekibin en heyecanlandığı taraf aslında bu. 

 Kaç ay önceden gidiyorsunuz?

Şöyle dediğim gibi genelde böyle yıllık takvim belli, içine girecek malzemeler, aktiviteler yani şöyle bir şey yapalım bir tane board game olsun bir tane kumbara olsun diyoruz ama kumbaranın tamamı tam olarak neye benzeyeceği tam olarak daha çok yol içinde belli oluyor. Çünkü mesela bozuk para ayrıştıran kumbara. Herhangi bir kumbara olmasın da her bozuk parayı boylarına göre ayrıştıran bir kumbara olsun fikri daha sonlara doğru. Ve bir ay önceden imal ediliyor. Ondan sonraki ayda dağıtılıyor. Biz de çok stoklu çalışmıyoruz yani perakende sistemli çalışmıyoruz. Raflarda bu kutular yok, geçmişte bu kutuyu kaçırdınız mı kaçırdınız oluyor. O zaman da yıllık üyeyseniz işte yıllık kutunuzu sistem tanımlar ama ikinci üçüncü kutuyu varsa stoklardan eski kutuyu tanımlıyoruz. Ama elimizde böyle bir stokla çalışmıyoruz. Hep ileriye doğru bakıyoruz. Şimdi ne yapalım şeklinde. 

 On yıl sonra Pakolino nerede olacak? Hayalinde ne var?

On yıl sonra Pakolino bütün Avrupa’da olacak. Hatta on yıla kalmadan. Türkiye çok önemli Türkiye’de kat edecek daha çok yolumuz var. Türkiye’de 3-8 yaş arası yedi milyon çocuk var. Çok çocuk olan bir ülkeyiz. Ama bir yandan da bu bilinci geliştirmek için uğraşıyoruz sürekli. Oyun neden önemli, aile zamanı neden önemli, bu bilinci sürekli geliştirmeye çalışıyoruz. Bir yandan da yurtdışından çok talep alıyoruz. Yurtdışında yaşayan Türklerden talep alıyoruz. Yurtdışının da bunun için çok güzel bir pazar olduğunu düşünüyoruz Avrupa’nın özellikle. O yüzden sonuçta melek yatırımcılarla kurulan bir şirket olarak benim de yatırıcılara olan sorumluluğum bu işi hızlı bir şekilde büyütmek. Türkiye’deki büyümeyi devam ettirip 2018 yılı içerisinde yurtdışına çıkmayı hedefliyoruz. Amacım da Pakolino’yu on sene sonra hakikaten bir jenerasyon Pakolino’yla büyüdü demek. O anlamda bir marka haline gelebilmek gerçekten. Bizim çocukluğumuzda da bir sürü marka vardı hepimizin evinde olan.

Hakikaten şöyle bir hayalim var. Bundan on sene sonra,  o zaman şirket kurulalı on beş sene olacak yaklaşık. Böyle bir kafede genç bir çocukla üniversite öğrencisiyle otururken “Ben Pakolino’yla büyüdüm” desin. Yanındaki “Ben de” desin. Gerçekten gelmek istediğim yer bu çünkü ailelerin dokusunun içine bir kere girdiniz mi çok seviliyorsunuz. Pakolino bir “Love Mark” gerçekten. Bizi seven, çok seviyor. Bu inanılmaz bir tatmin. Ve bunu dediğim gibi Türkiye dışına taşımak ve bir “Lego” olmak, biz nasıl “Lego” ile büyüdüysek. Gerçekten bir marka haline gelmek çocukların o ailelerin o dönemlerine üç yedi yaş döneminde bir marka haline gelebilmek. Olmazsa olmazı olmak. 

Hep uzmanlarla fikir alışverişi...

Beraber çalıştığımız bir çocuk psikoloğumuz var Melis Özmen. Melis bir seneden daha uzun bir senedir bizim kadromuzda ve bütün aktiviteleri o onaylıyor. Bu yaş grubuna uygun mudur, değil midir diye. Aynı zamanda yönergelerde şöyle bir şey yapıyoruz. Her çocuğa aynı malzeme gidiyor. Ama onun uzman notları var. Şöyle bir şey diyoruz mesela.. 3-4 yaş grubu bu adımda sizden yardım alır. 5-7 yaş grubunun kendisinin yapmasını bekleriz. İşte 3-4 yaş grubu, 3-5 yaş grubu bu adımı atlayın siz böyle bir oyun oynatıyorsak oyunun kurallarını ikiye bölüyoruz. 3-5 yaş grubu oyunu böyle oynasın. 5-7 yaş grubu böyle oynasın.

Son söz.. 

Girişimci kadınlara ne tavsiye edersiniz?

Dediğim gibi eğer çok inandığınız bir fikriniz varsa denemekten çekinmeyin bunlar için Türkiye’de KOSGEB olsun KAGİDER olsun destek olan kurumlar var. Haklarınızı bilin ya kendi sermayenizle ya da dışarıdan ek sermayeyle bir şeyler denemekten çekinmeyin. Gerçekten girişimcilik dediğiniz şey yirmi şeyi aynı anda yapmanız gerekiyor multi-tasking denen şey. Biz kadın olarak zaten böyleyiz. Bizim zaten yakın olduğumuz bir şey bu. Biz zaten çalışan kadın olarak, hem evi idare ediyoruz hem çocuğumuzu hem kocamızı idare ediyoruz hem işimizi idare ediyoruz hem kendimiz bireysel olarak var olmaya çalışıyoruz biz bunu zaten yapıyoruz.

Turkcell’in bir uygulamasına dahilsiniz, nasıl çalışıyor bu uygulama?

Turkcell’in “SİM” adında bir uygulaması var. Turkcell hattı olan ve olmayan bütün herkese açık bir kadın aplikasyonu aslında. Bunun içinde kadına özel bilgiler hem de anne çocuk için bir alan var. Biz orada hem Pakolino olarak hem Melis’in yayınladığı yazıları hem de video görsel olarak evde yapılabilecek aktivite fikirlerini paylaşıyoruz. Turkcell’in aplikasyonuna, anne çocuk bölümüne böyle bir katkı sağlıyoruz.