"PSİKOLOJİK BİR HARP" VARDI ARKA PLANDA

Röportaj Pazartesi 04 Ekim 2021 07:00

Psikolojik harbin de biraz ustası olanların çok olduğu bir yerdi görev yaptığımız bu yer. O yüzden "İn" tabirini kullandım kitap içinde.

"PSİKOLOJİK BİR HARP

Sezai Şengönül’ün "Yurduna ateş düştüğünde tutuşanlara ithaf olunur." dediği son kitabı olan Girift İn’i YeniBirlik okurları için konuştuk.

Yeni çıkan kitabınızın ismi 'GİRİFT İN'. Öncelikle hayırlı olsun. Ne kadar sürdü kitabı hazırlamanız? Bir de hani 'kamera arkası' derler ya; hazırlama sürecinde öyle bir şey yaşadınız mı varsa lütfen bizimle paylaşabilir misiniz?

Öncelikle hayırlı olsun dilekleriniz için teşekkür ederim. BETA yayınlarından çıktı kitabımız. Sizi kırmamak adına dediğiniz türden değil de, kitap bittiği vakit yaşadığım bir durumdan bahsedeyim. Efendim kitabın her şeyi bitti, basım için formatı tam yayınevine yollayacağım, mailimi de açtım o esnada aklıma bir cümle geldi ve hemen masa üzerinde bulunan bir kağıda not ettim. Sonra bir saat kadar o cümlenin içeriği konusunda düşündüm. Hatta cümlenin bir sözcüğünü değiştirdim. Ardı sıra kitabı düzenleyen arkadaşa, "Abdurrahman Bey kardeşim sana epeyce yük olduk ama son kez bir ricam olacak senden, lütfen mailine atacağım bir cümleyi ithaf olarak kitabın şu sayfasına ekler misin?" dedim. Ardı sıra ekledik. Cümle şu idi; "Yurduna ateş düştüğünde tutuşanlara ithaf olunur."

Kitapta her şeyi açıklamadığınızı, gerekçelerini de yazmışsınız ama ben yine de sorayım; ne tür konulardı, çok mu özeldi?

Şöyle izah edeyim; içeriği talep eden kurum ya da devletin çeşitli resmi organları tarafından üzerine "gizli" ibareleri konmuş ve sadece biz kayyım yönetimine gönderilen türden yazışmalar idi. Savcılıklar ya da başkaca devletin resmi kurumları tarafından talep edilebilir türden bir içeriğe sahipti. O anlamda 'evet' biraz özel. Ha, orada görevimiz esnasında yaşadığımız bazı olaylarda var bu kapsama giren, lakin kitap içinde kastettiğim daha çok resmi kurumlardan talep edilen gizli ibareli, kişiye özeldi (Kayyım yönetimine)...

Kitabınızı bir solukta okuyup bitirdim. Kitap içinde başlıklardan iki-üç başlığı okur okumaz diğer bir başlığı hemen merak eder bir hale geldim. O denli akıcı ve heyecanlıydı. Hakikaten sıra dışı ve çok ilginç yaşadıklarınız. Pişmanlığınız oldu mu?

İlk günler işler oturana kadar biraz yoğun çalıştık, sonuçta orada çalışan herkes farklı bir psikoloji içindeydi. Bize karşı aşırı negatif tavırlar da vardı, bunu da tavırlarıyla gösterdiler zaten. Bunlar hem bizler açısından hem de orada çalışan eski personel açısından çok normal bir şey değildi. "Psikolojik bir harp" vardı arka planda. Artı, o psikolojik harbin de biraz ustası olanların çok olduğu bir yerdi görev yaptığımız bu yer. O yüzden "İn" tabirini kullandım kitap içinde. Ama vakit geçtikçe işleri oturttuk ve bizlerde rahat olduk. Sıra dışıydı evet, sonradan gördük ki bizlere millet olarak yaşattıkları bizim yaşadıklarımızdan maalesef daha öte ve daha sıra dışıydı. Darbe girişiminde bulundular, meclisi, milleti bombaladılar. Pişmanlık meselesine gelince, asla pişman değilim, diğer arkadaşlarım adına da bunu söyleyebilirim. O günlerde Allah bize başka bir güç ve enerji verdi, bunu hissettim. Lakin işler bitti, bazı nahoş işler oldu, onlar biraz canımızı sıktı, uğraştırdı. Kitap içinde geçiyor kısmen, onlara dair İpuçları da var. 

Sizin işe yeni aldığınız personeller, orada eski personeller ile çalışmışlar, peki onlar süreçte bir sıkıntı yaşadılar mı?

İlk bir hafta içinde sanıyorum bir ya da iki kişi içinde bulunduğu psikolojik halden huzursuz olarak işi bırakmıştı. Sonuçta her katta 150-200-250 kişi çalışıyor, onların arasına da bizim işe alıp serpiştirdiğimiz insan sayısı belki 15-20 kişiyi ancak bulurdu. Ama bu dediğim olay istisna ve ilk günlere ait bir psikoloji içinde yaşandı. O vakitleri düşünürseniz orada çalışmak her babayiğidin harcı da değildi. Herkesten bizim gibi tavır sergilemesini beklemekte normal olmazdı zaten. O istisnai bir-iki kişi hariç, işe aldığımız diğer tüm arkadaşlarımız görevlerini her şeye rağmen orada layıkıyla yaptılar. Hatta bu arkadaşlarımızdan bazıları 15 Temmuz gecesi de dahil olmak üzere benimle beraber sabaha kadar görevlerinin başından ayrılmadılar. Ortamdan korkup, işten kaçmadılar. Onlara buradan bir kez daha teşekkür ediyorum, çünkü o gece bizimle birlikte olmaları farklı bir anlam taşıyordu. Belki canları pahasına orada kalmışlardı, bunu göze almışlardı...

Darbe gecesine dair de bir soru sormak istiyorum. Sonuçta canınız söz konusu ve çok kritik bir yerdesiniz, buna rağmen neden başka yere gitmek varken gazeteye gittiniz, korkmadınız mı, endişe etmediniz mi?

Korkmadım fakat ürküntü oldu. Ve geçmişte başarısız olan bir darbe de yoktu, bunun da bilincindeydim. Hatta bana sivil polis olan korumam da itiraz etti, "Sizi daha güvenli bir yere götürelim Sezai Bey" diye. Fakat ben bu teklifi kabul etmedim. Keza, gazeteye ulaşır ulaşmaz içeri girdiğimde orada bulunan başka bir yönetici arkadaşımızda benim hemen oradan ayrılmamı özellikle rica etti. Onun teklifini de kabul etmedim. Kendime asla yakıştıramazdım öyle bir şeyi. Ocağımıza ateş düşüyordu ve bunu gören ben, o hali yok sayıp, bırakıp gidecektim! Bu mümkün değildi. Nitekim bana oradan ayrılmamı teklif edenleri ikna ettim ve orada kaldım. Gece yarısı darbecilere karşı olabildiğince ve imkanlar ölçüsünde orada bazı tedbirleri aldırdım. O geceye ait başkaca ilginç detaylar da kitap içinde var. Ancak sabah olunca, gazetede o gece bizimle beraber bulunan gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Kenan Kıran, yanımda olan bir yakınım ve koruma ile birlikte gazete binasından ayrıldık...

Kitap içinde bahsi geçiyor, 15 Temmuz 2016 gecesi gazeteyi basan kalabalıklar olmuş, silahları da var mıydı? Ya da size silah doğrultan, sıkan oldu mu?

O gece darbeden korkmadım fakat o kalabalıklar beni biraz ürküttü. Kitap içinde kısmen bahsettim. Aslında kitap içinde bahsettiğimden çok daha fazlası oldu. Onlarca farklı grup geldi, belki daha fazlası. Güleceksiniz ama eli silahlı bir sarhoş ve arkadaşı bile gazete binasını bastı, avlu dış kapısına kadar geldiler. Onun detayları var kitapta. Onun dışında orada bulunan bizlere küfreden, bağıran çağıran çok oldu. Bazılarının Kayyım atandığından haberi yokmuş, bizler izah ettik. Bazıları; "Biz biliyoruz, yalan söylemeyin onlar hala buradalar, bize teslim edin onları!" vb. kelamlar dahi ettiler. Bize çıkıştılar. Çok sinirli olanları vardı. O tür insanları ikna edene kadar epeyce ter döktüm açıkçası. Birkaç defa da avlu içine şişe gibi şeyler attılar, tabii biz bunları kim atıyor göremiyorduk. Dışarısı karanlıktı, atıp kaçıyorlardı. Bu arada sarhoş ve eli silahlı kişi hariç, ben elinde silahla bize gelen başka kişiyi hatırlamıyorum. Ama eli baltalı, nacaklı, bıçaklı kişiler gelmişti. O gece bizim orayı basan kalabalıklar içinde gözüme o türden insanlarda çarpmıştı. Bir de yan tarafımız park ve ağaçlık bir yerdi, işte oradan sabaha kadar en az, ayrı ayrı iki ya da üç defa silah sesi duyduk. Çıkıp bakamıyorduk, karanlıktı. Kurşunlar bize gelmesin diye avluda olmamıza rağmen kendimizi açıkta bırakmıyor, biraz sote ve karanlığın duldasında kamufle oluyorduk. Üstüme de çelik yelek giymiş olarak tabii...

Son birkaç gündür gazetelerde bahsi geçiyor... Odanızdan çıkan dinleme aletleri ya da cihazları sizin olduğunuz odadan mı çıktı ve sizden önce mi oraya yerleştirilmiş, ya da sizden sonra mı?

Çıkan o aparatlar ses alıcı idi, tavana yerleştirilmişlerdi. Boyutları ancak bir tabanca mermisi kadardı. Kalınlık olarak da mermi kalınlığında değildiler daha inceydiler. Tavana kamufle edilmişlerdi. Aşağıdan yukarı tavana doğru baktığınızda tam bir çivi görüntüsü veriyordu. Sanıyorum 5-6 tane kadar çıkmıştı. Oksitlenmişlerdi. Oda da onları bulan kişiler, ses alıcıların beş ya da altı yıllık olabileceğini söylemişlerdi. Bizden çok önce oraya yerleştirmişler yani. Bu ses alıcıların bulunduğu oda bir süre benim makam odam oldu. Tahsin ve Metin Bey'in kaldıkları Ekrem Dumanlı’ya ait o odadan sonra, bulunduğu katın en geniş odası da sanıyorum burasıydı. Kendi üst düzey yöneticilerinin, özel misafirlerinin ağırlandığı, toplantılar yaptıkları ve aynı zamanda yemek yeme amaçlı da kullanılan çok amaçlı bir odaymış. Ayrıca odanın giriş kapısının üstünde iki de ayrı kamera vardı. İçeri de yani...

Peki, sizce o ses alıcı mikrofonlar ne için orada bulunuyor olabilir, başkaları orada dinlenmiş olabilir mi?

Yani aklıma açıkçası şu geliyor. Kitap içinde de geçti, Ekrem Dumanlı'nın odasında bir regülatör çıkmıştı. Sonra, o regülatörü (iletici) bulan kişiler tavanı ve üst kat kabloların geldiği yerleri de incelemiş; "Yukarıda bulduğumuz regülatörün kablo ağına bakıldığında her yerden buraya (regülatöre) doğru bir akışın, yönelişin olduğunu gözlüyoruz. Bu kadar kablonun bu regülatöre doğru akışı normal bir şey değil." demişlerdi. İşte bu sebeple tahmin ediyorum ki; bu ses alıcı mikrofonlar Dumanlı'nın odası ile aynı katta olan benim makam odamdan çıktığı için şu tezi ileri sürebilirim; Dumanlı, o oda içinde olanı biteni muhtemelen dinliyordu. Kendi orada varken veya yokken! Ya da başka birileri... Ha, o odaya kimler geldi gitti işin orasını tam olarak bilmiyoruz. Lakin VIP odası olduğunu, özel misafirlerin orada ağırlandığını, orada yemek yendiğini biliyoruz. Üst düzey şirket yöneticileriyle toplantılar yapıldığını da. Yani çok amaçlı bir odaymış aslında orası. O bilgi var. Sonra odamın içinde o ses alıcılarını bulan kişiler, oda içinde bulunan iki ayrı kameraya rağmen, o kadar ses alıcı mikrofonların orada bulunmasını da normal karşılamamışlardı. Bu konudaki fikrime gelince; kameraların ikisi de en ücra uç bir köşede yan yana olduğu için bazen oda içindeki sesler iyi algılanamayabilirdi. Veya kısık tonlu sesler iyi gelmezdi. İşte bu yüzden yukarı tavanın orta yerlerine, daha doğrusu odayı ortalayacak şekilde ve aralarında da mesafeler bırakılarak o ses alıcılar serpiştirilmişti. Kuvvetli ihtimal oradaki sesler dinleyen açısından daha net bir şekilde duyulsun diye. Sinek vızırdasa diğer kameranın birinden görürsünüz, seste gelir ama az gelirdi. Çünkü toplantı yapılacak ya da yemek yenilecek o masalarla içeride takılı iki kamera ters istikamette ve odanın diğer bir ucunda bulunuyordu. O sabit kameralar bu masalara çok uzaktı, orada konuşulanları duyma ihtimaliniz zayıf olabilirdi.. Diyelim ki iki kişi, üç kişi kendi aranızda konuşuyorsunuz işte bu biraz zor duyulurdu ama tepenizdeki ses alıcıları sesinizi herhalde daha iyi dinleyene iletirdi. Ha oraya gelen özel kişiler misafirler dinlenmiş olabilir mi? Hani derler ya, "Yahu o adamın sabıkası kabarık" diye. Ee, bu yapı bu işin piri, kompetanı. O tür konulara dair sabıkası da hayli var. Ben ne diyeyim başkaca...

Ben de kitabınızla ilgili bir cümle söylemek istiyorum; "Girift İn, kesinlikle son zamanların içerik olarak en ilginç ve heyecanla okunacak kitaplarından biri olacak!" Söyleşi için teşekkür ediyoruz Sezai Bey.

Ben de teşekkür ediyorum ilginize, tüm okuyucularınıza da buradan selam ve sevgiler... 

 

 

 

ABONE OL

EN ÇOK OKUNANLAR