TDV sağ 160x600
Kızılay Web detay

'ÇİNGENE KIZI' FİLM OLUYOR

Röportaj Cuma 10 Haziran 2022 09:10

Kırık bir sütunun kaldırmasıyla ortaya çıktığı günden bu yana kimliğinin gizemiyle dünyada merak uyandıran Zeugma'nın Mona Lisa'sı "Çingene Kızı", beyaz perdeye aktarılıyor. Arkeolog Selahattin Köroğlu, uluslararası arenada gösterilecek filmin ayrıntılarını aktardı.

'Çingene Kızı' film oluyor

SEMA SEZEN

Paleolitik dönemden günümüze kadar medeniyetlerin yerleşim merkezi olan Gaziantep, bereketli topraklarıyla tam Demeter'in şehri olma özelliğini taşıyor. Gaziantep gezilip görüldükçe, "medeniyetler yaşam kuracağı yeri biliyormuş" dedirtiyor.

Birçok önemli tarihi ve kültürel özelliğinin yanında Gaziantep, Çingene Kızı'nın da yaşadığı şehirdi.

Perspektif gölge, ışık tekniğiyle optik illüzyon yaratarak hangi yönden bakarsanız bakın, gözleriyle sizi takip ediyormuş hissi yaratmasıyla Da Vinci'nin Mona Lisa'sına benzetilen Çingene Kızı mozaiği, 1998 yılında Zeugma Antik Kenti'nde, devrilen bir sütunun kaldırılmasıyla tesadüfen bulundu. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Turizm Daire Başkanlığı bünyesinde görev yapan, senaryosunu üstlenen başarılı Arkeolog Selahattin Köroğlu, bulunduğu günden bu yana gözleri Gaziantep'e çeviren Çingene Kızı'nın film olacağı bilgisini verdi.

-Arkeolojiye aşık ve kültürel miraslarımız için sürekli hizmet eden bir arkeolog olduğunuzu biliyoruz. Okurlara da kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Gaziantep Oğuzeli doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi Ana Bilim Dalı’nda lisans öğrenimimi tamamladıktan sonra Mardin Artuklu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü’nde Turizm Rehberliği yüksek lisans eğitimi aldım.

Öğrencilik yıllarından beri arkeolojik kazılara katıldım. Kilis/Oylumhöyük, Diyarbakır/ Bismil/Müslümantepe kazılarında ve Kilis Elbeyli, Musabeyli ve Polateli ile Diyarbakır Çınar ilçelerinde yüzey araştırmalarında görev aldım. 2005-2007 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Kilis Muallim Rıfat Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak Arkeoloji, Arkeoloji ve Sanat Tarihi ile Uygarlık Tarihi dersleri verdim. Gaziantep Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’nün Koordinatörlüğünde Avrupa Birliği’nin finansal desteği ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi’nin iş birliği ile gerçekleştirilen “GAP bölgesinde Kültürel Mirası Geliştirme” çerçevesinde yapılan Zeugma Kil Mühür Baskılarının Envanteri ve Tanıtımı Projesinde Arkeolog olarak görev aldım. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından finanse edilen Türkiye-Suriye Bölgelerarası İş birliği Programı kapsamında yapılan Zeugma Gümüş Sikkelerinin Envanterlenmesi ve Tanıtımı projelerinde yer aldım. Gaziantep İl Özel İdaresi tarafından finanse edilen Gaziantep Kalesi ve Çevre Düzenlemesi kapsamında yer alan Gaziantep Kalesi Hendek Kazısı’nda alan sorumlusu olarak bulundum. Türkiye’nin ilk özel cam müzesi olan Medusa Cam Eserleri Müzesi’nin teşhir ve tanzim çalışmasını yaptım. Türkiye Cumhuriyeti Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İpekyolu Kalkınma Ajansı tarafından finanse edilen Neva Bilgi Teknolojileri Medya ve Danışmanlık Hizmetleri bünyesinde Gaziantep Tur Rehberini projelendirdim ve saha araştırmasını yaptım. 2013 yılında DSİ’nin maddi desteğini sağladığı Gaziantep Müze Müdürlüğü Başkanlığı’nda Gaziantep Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün bilimsel danışmanlığında yapılan Doğanpınar Barajı Arkeolojik Kurtarma Kazıları kapsamında bulunan Yenice Höyük’te alan sorumlusu olarak görev aldım. Kilis İl Özel İdaresi İmar ve Kentsel İyileştirme Müdürlüğü’nün hazırladığı Kilis Kültür Envanterinin Belgelenmesi Projesinde yer aldım. Bir meslek değil, yaşam biçimi olarak benimsediğim arkeolojiyi Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Turizm Daire Başkanlığı bünyesinde sürdürüyorum.

-Gaziantep medeniyetler şehri ve her taşının altında tarih yatıyor. En çok hangi bölge kazılırsa çıkacak buluntular dünya çapında ses getirir?

Gaziantep bulunduğu jeopolitik konumu dolayısıyla tarihin her döneminde medeniyetlerin uğrak yeri olmuştur. Gaziantep, Anadolu, Akdeniz ve Mezopotamya'yı birbirine bağlayan, jeopolitik konumu sayesinde onlarca uygarlığa ev sahipliği yapan ve uygarlıkların kültürleri ile harmanlanmış güçlü bir tarihi birikime sahip şehirlerden biridir. Tarihi öncesi dönemlerin başlangıcı olan Paleolitik dönemden günümüze kadar yerleşim gören Gaziantep, Hitit, Mitanni, Asur, Pers, Med, Selevkos, Roma, Bizans, İslami dönemler, Memlüklü, Selçuklu, Türk-İslam ve Osmanlı devletine yurt olmuştur. Yapılan arkeolojik kazılarda Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Demir, Hellenistik, Roma, Bizans, İslami ve Osmanlı dönemlerine ait buluntuların ele geçtiği kadim şehir Gaziantep tarih boyunca farklı uygarlıkların, kültürlerin, dinlerin ve ırkların bir araya gelerek birbirleri içinde sentezlendiği gizemli bir tarihe sahiptir.
Gaziantep, merkezde doğu ve batısı ile kuzey ve güneyde yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda önemli buluntuların ele geçtiği ve yeni yerleşim alanlarının tespit edildiği bir şehirdir. Geç Hitit dönemine ait önemli buluntuların bulunduğu Karkamış Antik Kenti, Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırındaki en büyük kenti olan ve yüksek kaliteli mozaiklerin ele geçtiği Zeugma Antik Kenti, gizemli ve büyülü heykellerin yer aldığı Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi, İnanç ve doğa turizmi açısından önemli yapıların ve buluntuların yer aldığı Rumkale ile Mitras dinine ait en büyük tapınak alanının bulunduğu Dülük Antik Kenti’nde arkeolojik araştırmalar devam ediyor. Bu arkeolojik merkezlerde yapılan çalışmalarda önemli buluntular açığa çıkarılıyor. Zeugma Antik Kenti’nde bulunan Çingene Kızı mozaiği dünya çapında ses getirmişti.

"Dünyanın sayı olarak en büyük kil mühür baskıları bulundu"

Ankara Üniversitesi Arkeoloji Bölümü hocalarımızdan Prof. Dr. Kutalmış Görkay ve ekibinin çalışmaları Zeugma Antik Kenti’nde devam ediyor. Çok kaliteli ve görsel açıdan çok zengin olan mozaikler ortaya çıkarılıyor. 1998-2000 yılları arasında Zeugma Antik Kenti’nde dünyanın sayı olarak en büyük kil mühür baskıları bulundu. Zeugma Antik Kenti’nin Agora binasında ele geçen bu kil mühür baskıları 100 binin üzerindedir. Bu koleksiyon dünyanın en büyük koleksiyonu olarak kayıtlara geçti. Zeugma Antik Kenti M.S. 2. Yüzyılda 20.000 bin dönüm arazi üzerine kurulu ve 80.000 nüfusun yaşadığı bir askeri ve ticaret kenti. Böylesi sanatsal açıdan zengin buluntuların ele geçtiği ve gelişmiş bir şehirde önümüzdeki yıllarda dünyada daha da ses getirecek arkeolojik buluntularla karşılaşabiliriz.

Sınırları kesin olmayan coğrafi, tarihi ve kültürel bir adlandırma olan "Güneşin doğduğu yer’’ anlamına gelen Levant Bölgesi genel olarak Toros Dağları’nın güneyini, Mısır, Lübnan ve Filistini, Arap yarımadasının belli bir parçası ile Ortadoğu’nun geniş bir bölümünü kapsıyor. Levant Bölgesinde yer alan Mısır’dan başlayarak Batı Şeria’yı içine alan, İsrail, Filistin Kuzey Suriye düzlüğünden uzanarak, Amik ve İslâhiye Ovalarını kendilerine yaşam alanı olarak seçen medeniyetler Dünya Kültürel mirasına önemli yerleşimler bırakmışlardır. Antik Mısır, Sidon, Beyrut, Biblos, Kudüs, Jericho, Beersheba, Ashkelaon, Damascus, Petra, Hama ve Ugarit gibi önemli yerleşimleri barındıran Doğu Akdeniz ve Orta Doğu arasında kalan kültürel açıdan zengin olan Levant Koridoru günümüzde Hatay’ı içine alarak İslâhiye düzlüklerine kadar olan alanı kapsıyor. Kültürel ve tarihi açıdan zengin olan Levant bölgesinde bulunan stratejik açıdan son derece önemli olan İslâhiye Ovasında yer alan Cobahöyük, Zincirli Höyük, Gedikli Karahöyük ve Tilmenhöyük gibi yerleşimlerde de önemli yapılar ve arkeolojik buluntular ele geçmiştir. Bu bölgede de arkeolojik araştırmalar devam ediyor. Zengin buluntuların ele geçtiği İslahiye bölgesinde de önemli arkeolojik keşiflerin yapılması bekleniyor.

-Bir arkeolog olarak sizi en çok heyecanlandıran buluntular hangileri oldu peki?

Arkeoloji bir meslekten öte bir yaşam biçimi çünkü kazı sırasında karşılaştığımız o dönemde yaşayan insanların mutfak kültürünü, kullandıkları araç gereçleri, nasıl bir mimaride yaşadıkları, sanat anlayışları, giyim kuşamları, dini inançları kısacası doğumdan ölüme kadar olan süreçlerini gözlemleyebiliyorsunuz. Kazıda her kültür tabakasının içinde farklı arkeolojik eserlerle karşılaşabiliyorsunuz. Tabii ki çok mutluluk verici bir duygu binlerce yıl toprak altında olan esere dokunabilmek, onu ilk kez gün yüzüne çıkarmanın sevinci anlatılamaz. Ama her zaman gün yüzüne ilk sizin çıkardığınız buluntular sevindirmeyebiliyor. Bazen karşılaştığınız buluntular sizi alıp binlerce yıl geriye götürebiliyor. Diyarbakır Bismil ilçesinde Ilısu Barajı etki sahasında kalacak olan Müslümantepe kazısında bir kadına ait mezar açıyordum. Kazıda mezar açmak çok dikkat ve titizlik gerektirir. Binlerce yıl toprak altında korunan iskelet gün yüzüne çıkarılırken çok kırılgan olabiliyor. Ayrıca mezar toprağının iyice incelenmesi gerekiyor. Çünkü mezar hediyesi olarak bırakılan eserlerin gözden kaçmaması gerekli. Bu kadın bireye ait mezarı açarken ilginç bir durum ile karşılaşmıştım. İskeletin karın bölgesinde kadına ait olmayan ve çok küçük iskeletlerin olduğunu gördüm. Kadın muhtemelen hamile iken gömüldüğünü kazı notlarıma düştüm. O gün çok etkilenmiştim. Kazıda karşılaştığım bazı olayları günümüzle karşılaştırırım. Bu olayı da günümüzle değerlendirdim. Kim bilir o kadın hangi şartlarda gömüldü. O kadını gömen yakınları neler hissetti neler yaşadı çok garip duygular içerisine giriyor insan. Tabii ki birçok ilginç durumla karşılaşıyorsunuz kazı esnasında ama bu mezarı açarken karşılaştığım durum beni hem heyecanlandırmış hem de çok üzmüştü.

"BİZDEN KAÇIRILAN ESERLER YABANCI MÜZELERDE, KOLEKSİYONLARDA SERGİLENİYOR"

-Çingene Kızı mozaiğinin kayıp parçaları 2018 yılında ülkemize geri getirilmişti ki kayıp buluntularımız maalesef hala var. Zeugma’da sergilenen buluntulardan başka hangi parçalar eksik?

Kültür turizminin mutfağı sayılan arkeoloji ve müzeler son yıllarda büyük gelişme göstermiştir. Türkiye dünyanın en zengin arkeolojik mirasına sahip ülkelerden biridir. İnsanlık tarihinin en önemli buluntularını veren Anadolu onlarca medeniyetin izlerini taşıyor. Bu medeniyetler birbirlerinden etkilenerek kültürlerin harmanlandığı Anadolu’ya çok zengin bir miras bırakmışlardır. Bize bırakılan bu kültürel mirasa sahip çıkmak hepimizin ortak sorumluluğu ve görevidir. Ama maalesef yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılan ve dünyanın en çok ziyaret edilen Almanya Berlin Bergama Müzesi, Fransa Paris Louvre Müzesi, İngiltere Londra British Museum, Rusya Moskova Puşkin Müzesi ve Amerika Birleşik Devletleri eyaletlerindeki önemli müze ve koleksiyonlarda sergileniyor.

"4500 tarihi eserin ülkemize iadesini sağlandı"

Kültür varlıklarının ait olduğu topraklarda sergilenmeli. Tarihi eserlerin yurt dışına çıkarılmasını engellemek için kolluk kuvvetleri önemli mücadele veriyor. Bunun yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı daha önce şube müdürlüğü statüsünde olan birim Yurt içi Kaçakçılıkla Mücadele, Yurt Dışı Kaçakçılıkla Mücadele, Eğitim ve Farkındalık birimlerinin bulunduğu daire başkanlığı statüsüne çıkarılarak daha etkin mücadele başlattı. Bu birim 2005 yılından itibaren Amerika Birleşik Devletleri Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde bulunan Yorgun Herakles Heykeli, Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi’nden getirilen 24 adet Troya eseri, Ohio Bowling Green Devlet Üniveristesi koleksiyonunda bulunan Zeugma Antik Kenti’nden çalınan Çingene Kızı mozaiğine ait 12 parça mozaik ve Almanya’dan iadesi sağlanan Kanatlı Deniz Atı Broşu gibi yaklaşık 4500 tarihi eserin ülkemize iadesini sağlandı.
Gaziantep’in simgesi haline gelmiş Çingene Kızı Mozaiği’nin çevresini oluşturduğu düşünülen Genç Satir, Pan Maskesi, Kadın Tiyatro Maskesi, Hint Tavus Kuşu, Maenad Maskesi ve Gagasında Bitki Dalı Tutan Kuş gibi 12 parça üzerinde 2012 yılında Dr.Stephanie Langin-Hooper ve Rebecca Molholt isimli akademisyenler tarafından Bowling Green Üniversitesinde mozaikler hakkında bir inceleme yapılmış ve eserlerin Zeugma kökenli olabileceği sonucuna varıldı. Aynı yıl içerisinde mozaiklerin olası kökeni hakkında bilimsel raporlar Zeugma Kazı Başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay ve konu ile ilgili çalışan diğer akademisyenler tarafından hazırlandı. Alınan raporların söz konusu eserlerin Zeugma kökenli olduğunu doğrulaması, Çingene Kızı olarak Gaziantep’in sembolü haline gelmiş olan mozaik panonun çevresini oluşturan parçalardan olduğunu belirtmesi üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Bowling Green Üniversitesi ile iletişime geçilerek eserlerin iadesi talep edilmiş ve uzun süren müzakereler sonucunda eserlerin ülkemize iadesi 26 Kasım 2018 tarihinde sağlandı. Mozaikler Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesinde sergileniyor.

"Dionysos ile Ariadne’nin Düğünü sahneli mozaiğin ne yazık ki nerede olduğu belli değil"

Zeugma Antik Kenti ve Gaziantep’in diğer bölgelerinden yurt dışına çıkarılan, müzeler ve koleksiyonlarda olan eserler maalesef hala bulunmaktadır. İslâhiye bölgesinde Zincirli (Sam’al) den yurt dışına kaçırılan eserler arasında yemek sahneli ortostatlar, mezar stelleri, M.Ö. 800 yılına tarihlendirilen Fenike dilinde yazılmış Kilamuwa Yazıtı ve birbirinden değerli birçok eserimiz Belin Bergama Müzesi’nde sergilenmektedir. Zeugma Antik Kenti’nden 1998 yılında yine eser kaçakçıları tarafından çalınan Dionysos ile Ariadne’nin Düğünü sahneli mozaik ne yazık ki nerede olduğu belli değil. Zeugma Mozaik Müzesi’ne gittiğinizde bu mozaiğin ortasının boş olduğunu göreceksiniz. Temennimiz Metiox ve Partenope mozaiği, Çingene Kızı Mozaiği gibi Dionysos Mozaiğinin parçalarının bir gün tekrar müzede sergilenmesidir.

"Çingene Kızı, Dionysos‘un şenliklerindeki menadlardan biridir"

-Gizemli Çingene Kızı en çok ilgi gören buluntular arasında yer alıyor. Sizce Çingene Kızı kim?

Gaziantep’in simgesi haline gelen Çingene Kızı olarak tüm dünyaya ün salan mahzun bakışlı kız ilk çıktığı yıllarda bazı bilim adamları tarafından Büyük İskender ve toprak ana Gaia olarak da tanımlanmıştır. Ama yapılan çalışmalar ve incelemeler sonucunda Dionysos‘un şenliklerindeki menadlardan biri olarak kesinlik kazanmıştır. Yemek odasının taban mozaiğinin parçası olan Çingene Kızı mozaiğinin etrafında kimliği ile ilgili bir belirteç bulunmadığından başındaki bandana ve kulağındaki iri küpelerden dolayı çingeneye benzetildiğinden Çingene Kızı olarak uluslararası, ulusal ve yerel basında yer almıştır. Yemek odasının diğer parçaları incelendiğinde bordür kısımlarında asma yaprakları ve üzüm meyvesini görmek mümkün. Çingene Kızı’nın Ohio'dan gelen diğer parçalarının birinde Çingene Kızı’na çok benzeyen bir kız betimlemesinin başında asma yapraklarını görebiliriz. Dionysos aslında Denizli Çal bölgesinde tapınım gören bir tanrı fakat Zeugma’da Dionysos betimli birçok mozaik görmekteyiz. Bunun nedeni Zeugma’da üzüm ve bağcılık buna dayalı olarak da şarap üretiminin yaygın olmasından kaynaklanıyor.

"ÇİNGENE KIZI FİLMİNİN SENARYOSUNU HAZIRLADIM"

-Çingene Kızı’nın dünyada daha da tanınması için projeler var mı?

Çingene kızı mozaiği ilk bulunduğu yıllarda uluslararası, ulusal ve yerel basında çok sık yer almıştı. Çünkü Zeugma Antik Kenti’nin bir bölümü Birecik Barajının etki alanı içinde kalacaktı. Zeugma Antik Kenti’nde Gaziantep Müze Müdürlüğü Başkanlığı’nda Fransa, İtalya ve Avusturalyalı arkeologlardan oluşan ekipler tarafından çok uluslu kazılar yapıldı. Yapılan kazılar ve ortaya çıkartılan mozaikler basında genişçe yer almıştı. Uluslararası ve ulusal dergi ile gazetelere kapak olan Çingene Kızı kısa sürede tanınmasını sağladı.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi yurt içi ve yurt dışı tanıtım fuarlarında, Çingene Kızı mozaiğinin replikalarını en önde sergiledi. Bununla ilgili görsel ve tanıtım materyalleri hazırladı. Jale Tekinalp Gaziantep Mozaikleri ve Sanat Merkezi adında bir mozaik atölyesi kurarak mozaik yapımını merak edenlere ve öğrenmek isteyenlere yönelik çalışmalara imza attı. Mozaik ustaları tarafından Çingene Kızı Mozaiğinin özel siparişleri yapıldı.

Tabii Çingene Kızı’nı daha geniş bir alana tanıtmak dünya geneline yaymak için daha büyük projeler hazırlanması gerekli. Dünya genelinde ülkelerin ve illerin tanıtımı için "Film Turizmi" bu anlamda çok güçlü.. Son yıllarda filmlerde yer alan destinasyonların merak ve cazibe unsuru yaratması, izleyici tarafından rağbet görmesi ve filmlerin gösterime girmesiyle beraber ziyaretçi sayısındaki artış film turizmini gündeme getirmiştir.

Çanakkale Belgeseli ve Gelibolu filmi ile tarihi ya da kültürel değerlerimizin sinema yoluyla aktarılması bir tarih bilimcinin kitlelere aktaracağı mesajdan çok daha etkili olabiliyor. Hiç Amerika’ya gitmemiş birisinin New York sokaklarını, ya da bir Amerikan ailesinin nasıl yaşadığını bilmesi Amerikan sinemasının ne kadar etkili olabildiğinin bir göstergesidir. Yüzüklerin Efendisi üçlemesi Yeni Zelanda’yı en gözde tatil mekanına dönüştürmüştür.

Da Vinci Şifresi, Louvre Müzesi girişlerini artırmış ve Kutsal Hazine arayışı için İskoç Müzesi’ne turist akını başlatmıştır. Sideways filmi Santa Barbara bağlarının haritalara işlenmesini sağlamıştır. Çıkışından 17 yıl sonra bile Baseball filmi ‘’Field od Dreams’’ yılda 65.000 ziyaretçiyi Lowa mısır tarlalarına çekmektedir. Filmler sayesinde ulusal ve uluslararası turist akışında değişiklikler meydana gelebiliyor. Topkapı filminden sonra yüzbinlerce kişi Türkiye’ye özellikle İstanbul’a gelirken Truva Atı’nın Çanakkale’de olması nedeniyle, Çanakkale’ de turist sayısında yüzde 73’lük bir artış sağlamıştır.

"FİLM ULUSLARARASI BİR PROJE OLACAK"

Cesur Yürek filmi İskoçya’da bulunan Wallece Anıtı’nın ziyaretçi sayısını yüzde 300 arttırmıştır. Bazen bir film bir destinasyon için hiçbir tanıtım aracının veya pazarlamacının yapamayacağı bir tanıtım işlevini yerine getirebiliyor. Bunun en güzel örneği Yüzüklerin Efendisi filmlerinin Yeni Zelenda’da yarattığı turizm hareketliliğidir. Bu doğrultudan yola çıkarak Çingene Kızı’nın film senaryosunu hazırladım. Uluslararası bir proje olacak film için yakın zamanda çalışmalar başlayacak. Çingene Kızı bu film sayesinde daha da büyük bir üne kavuşacağına inanıyorum.

"ÇİNGENE KIZI'NIN ÇIĞLIĞI TÜM DÜNYAYA YAYILACAK"
Çingene kızı mozaiği ilk bulunduğu yıllardan itibaren mahzun bakışıyla Zeugma’nın sessiz çığlığı olmuş ve bu çığlık önce Gaziantep’e daha sonra tüm Türkiye’ye yayılmıştır. Çingene kızı mozaiği iskeleti üzerine yapılacak uluslararası bir film sayesinde bu çığlık tüm dünyaya yayılacak.

"Bu mağaralar, Roma İmparatorluğunun en büyük kutsal alanlarından"

-Arkeolojiye bu kadar ilgili olmama karşın Gaziantep’te bir Mitras Tapınağı’nın varlığından haberim yoktu. Mitras Tapınağı’nın tanıtımı için girişimler olacak mı?

Dülük Antik Kenti Gaziantep’in en eski tarihine sahip doğuyu batıya bağlayan jeopolitik konumu sayesinde medeniyetlerin uğrak alanı olmuş bir bölge. Kültürler kavşağı olarak adlandırılan Dülük Antik Kenti birçok dine ev sahipliği yapmış kadim bir kent. Antik dönemde önemli ticaret yollarının yakında bulunan şehir Mezopotamya, Suriye ve Pers krallıkları, eski Yunanistan ve Roma uygarlıklarından etkilenmiş. Şehrin erken dönemlerinden beri yakınındaki Dülük Baba Tepesi´nde bir kutsal merkez yer alıyor. Eski Yunan dilindeki adıyla Doliche kenti ise Jüpiter Dolichenus tanrısının anayurdu olarak bölgesel sınırlarını aşan bir üne sahipt. Bu tanrı MS 1. yy. dan 3. yy.a kadar bütün Roma İmparatorluğu´nda aynen bir başka doğu kökenli tanrı Mitra gibi tapınım gördü.

Dülük Antik Kenti Bizans ve Arap devletleri arasındaki sınır savaşları döneminde tekrar tarih sahnesine çıkıyor. M.S. 11-12 yüzyıl arasında şehir Gaziantep sınırlarına dahil edildikten sonra önemini yitirdi. Bu şehrin dinler tarihi içindeki önemi son yıllarda yapılan araştırmaların sonucunda yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda tekrar gündeme geldi. 1997 ve 1998 yılarında Doliche antik kentinin bulunduğu Keber Tepe´nin yamacında iki Mithreum'un (Mitra kültüne ait rituellerin gerçekleştiği, mağara içindeki kutsal alan) bulunması, Jüpiter Dolichenus'un anayurdu olarak bilinen bu kentin dinler tarihi açısından önemini daha da artırdı.

Bu mağaraların Kommagene bölgesindeki ilk Mithreum'lar olması yanında, Roma İmparatorluğunun en büyük kutsal alanlarından oldukları da tespit edildi. Doğal bir mağara oluşumunun içinde yana yana yer alan iki Mithraeum, aynı girişi kullansalar da iki ayrı kült resmi barındırıyor. Bu özellikleri taşıyan bir Mitra kült alanına tüm Roma İmparatorluğu içinde başka hiçbir yerde rastlanmadı. Bu mağaraların duvarlarında içinde kandiller ve küçük figürler bulunan nişler yer alıyor. Bazı büyükçe ve havuza benzer oyuklar, ritueller sırasında su kullanımına işaret ediyor. Mağaranın en iç uç noktasında kabartma olarak Mitra ay boğasının sırtında diz çöküp, bir hançer ile boğazını keserek öldürüyor. Boğanın boğazından akan kan yeni bir hayat anlamına geliyor. Bu efsanede yer alan akrep, yılan ve köpek gibi diğer hayvanlar daha geç dönemlerde meydana gelen tahribatlara rağmen seçilebiliyor. Sahne meşale taşıyıcıları Cautes ve Cautopates ile çerçeveleniyor. Kabartmanın üst kısmı bir kavisle şekillendiriliyor. İki üst köşede güneş tanrısı Sol ve ay tanrıçası Luna yer alıyor. Birinci kült mağarasındaki kabartmada Mitra´nın başı parçalanıp yerinde bir haç sembolü kazılmış.

"Jupiter Dolichenus´un kült merkezi açığa çıkartıldı"

Antik yerleşim bölgesinin yakınında bulunan 1200 metre yüksekliğindeki Dülük Baba Tepesi´nde Jupiter Dolichenus´un kült merkezi açığa çıkartıldı. Jupiter Dolichenus´tan önce bu bölgede hava ve şimşek tanrısı Tesup Hadad tapınım görüyordu. Bu iki tanrı arasındaki yakınlık sadece coğrafyayla sınırlı kalmayıp tasvir biçimlerinde de kendini gösteriyor. Tıpkı Teşup gibi Jupiter Dolichenus da Roma İmparatorluk dönemi boyunca batı eyaletleri dahil, elinde çift balta ve şimşek demetiyle tasvir ediliyor. Her iki tanrı için de boğa önemli bir rol oynuyor. 1998 yılında ortaya çıkartılan Mitra tapınağı iki koridor halinde olması ve şu ana kadar bilinen Mithraeumların en büyüğü olması açısından büyük önem taşıyor. Dülük Antik Kenti genelinde çok kaliteli ve görsel açıdan zengin kaya mezarları, geniş alana yayılmış taş ocağı, kaya kiliseleri, Şarklı Mağara ve Jupiter Dolıchenus Kutsal Alanı ile iddialı bir arkeopark olma yolunda. Şehir merkezine 10 km uzaklığa sahip olması Dülük Antik Kenti’nin turizm avantajlarından birini sağlıyor. Dülük Antik Kenti arkeolojik araştırmaları Münster Üniversitesi’nden Prof. Dr. Engelbert Winter ve ekibi tarafından sürdürülüyor.

 

 

 

 

ABONE OL

EN ÇOK OKUNANLAR