ZAMANA BAKIŞIMIZ

Ümit G. CEYLAN 27 Ağu 2020

Yaş zaman kavramıyla açıklanan bir olgu. Öyle ya her şeyi bir kalıba bir bilimsel gerçekliğe sığdırıp anlatmak zorundayız ya bu yüzden de yaş aldığımızı dünyanın kendi etrafındaki dönüşüne göre hesaplıyoruz.

Yaş zaman kavramıyla açıklanan bir olgu. Öyle ya her şeyi bir kalıba bir bilimsel gerçekliğe sığdırıp anlatmak zorundayız ya bu yüzden de yaş aldığımızı dünyanın kendi etrafındaki dönüşüne göre hesaplıyoruz. Ancak şaire göre otuz beş yaş yolun yarısı olabilir. Hayatı omuzlarına yüklenmiş on dört yaşındaki çocuk yolu yarıladım diyebilir. Otuzunu geçmiş hâlâ olgunluk gösteremeyen, hâlâ çocuk gibi tepki gösteren büyümemiş kimselere ergen diyebiliriz. Kimisi de altmışını geçmiş olabilir ama kendini çok genç henüz daha yirmili yaşlarda hissedebilir. Öte yandan bilge ruhlu kişi ise yaş ve zaman kavramlarından çok başına gelen her sıkıntı ve olayın onu gerçek insan olma yolunda bir adım ileriye götürdüğünü düşünür. Her olayı, sıkıntıyı bir merhale ve sıçrama olarak görüp bugün dünyaya yeniden gelmişçesine hayata devam eder.

Zamanı durdurmak

Bu elimizde mi? Yani zamanı durdurabilir miyiz? Göreceliliğe göre hayır ama zamana atfettiğimiz kavramları değiştirmek elbette elimizde. Zamana nasıl bir anlam yükleyeceğimizi biliyorsak bu dünyada başlayıp biten burada sınırlı olan bir kavramın içinde olmadığımızı anlarız. Zamanı bir süre ile sınırlandırdığımızda o zaman hayatı yaşamak, tat almak imkânsız hale gelecektir. Gençliğim geçti bu dertlerle dediğimiz zaman artık bir olumsuz kavramın içine zamanla birlikte kendimizi hapsettiğimizi görmeliyiz. Çıkmazımız bizim kavramlara sınırlar getirdiğimizde başlıyor. Zamanı durdurmak, dondurmak bizim düşünce dünyamızda mümkündür.

Yaş alıyoruz

Bu vücut dünya için gerekli olan bir elbise. Yani dünyanın şartlarında var olup yaşam sürebilmek ancak böyle mümkün olabiliyor ki bu şekilde var olmuşuz. Bunu ister evrim teorilerine göre açıklayın ister yaratıcı böyle yapmış deyin. Ama sonuç değişmeyecektir. İnsanı tarif ettiğinizde; etten, kemikten, organlardan bahsederiz. Bir de duyguları vardır deriz. Kimisi de bunu bilime dayandırıp hormonlar der. Akıl var beyin var deriz; hayatta kalmak için gerekli der. Yani hangi zaviyeden bakarsanız bakın sonuç değişmeyeceğine göre insana insan, hayvana hayvan denileceğini herkes bilir. Yaş almak işte tüm bu beden elbisesinin bu dünya şartlarına göre olan dayanıklılığı ile ilgili bir sonuçtur. Ancak beden eskidiğinde burada dünyada kalırken, insanın kendi varlığı boyut değiştirir ve şu anda pozitivistlerin istediği sonuçlarla açıklayamadığımız bir başka aleme çekilir. Evet dünyadayken yaş alırız ancak dünyadan el etek çekip gittikten sonra da bir başka şekilde var olmaya devam ederiz.

Zaman ve hırs

Günümüzde yetişmek sözünü çok işitir, çok duyar olduk. Özellikle de son on beş yıldır bir yerlere yetişmek, iş yetiştirmek, çocuklara yetişmek, yemek yetiştirmek derken toplumda bir panik atak kavramı oluştu. Her şeyi bir zaman dilimi içerisinde onlarca işi yetiştirmek zorunda hisseden insan hastalandı. Günümüz insanın başı zaman ile belada. Hatta yavaş, dingin, sakin, hayat ile dalga geçen insanlara kızıyor ve öfkeleniyoruz. Oysa zamanı yavaşlatmak da bizim elimizde. Zamanın içindeki sıkışmışlık hissi bizi sinirlendiriyor, kalp çarpıntısına neden oluyor. Bir de deniliyor ki kırsalda zaman daha yavaş akıyor insanlar daha az hastalanıyor. Bir bakıma doğru ama hastalık kısmı doğru değil. Çünkü kırsalda da yaşayan ve panik atak olan çok kişi var. Hülasa zamanla yarışmak bizim icat ettiğimiz bir şey. Zamandan hızlı olmaya çalışmak bu da modern zamanın hırslarından biri olsa gerek. O yüzden bu hırsımızı yenmek ve zamana bakışımızı değiştirmek zorundayız. Daha insanca bir yaşam için bunu yapmak zorundayız.

ACİLEN YENİ BİR ŞEY ÖĞRENİN

İnsanın temel sorunlarından biri her şey yolundayken hayatı alkışlaması bir şeyler ters gitmeye başlayınca da hayattan şikâyet etmesidir. Oysa hayat iyisi ve kötüsüyle bizimdir ona sahip çıkmak, kabullenmek de insanın olgunluğu ile ilişkilidir. Hayatı değer kılan güzel şeyler hep var. İşimize yarayacak, bize anlam katacak yeni bir uğraş edinmek kadar güzel bir şey olamaz. Özellikle emekli olmuş veya ev hanımı olan kadınlar, genç kızlarımız için diyorum bu cümleleri. Sistemin çarkına hizmet etmekten çok üretmeyi tercih edelim. Bir dikiş kursuna yemek kursuna gidelim, yeni bir dil öğrenelim, mahallemizde etkinliğimiz olsun; yaşlılara yardım, çocuklara ders vermek gibi. Ama lütfen siz siz olun TV’de, internette boş boş vakit geçirmeyin. Hayat üretmekle, paylaşmakla anlam buluyor. Sürekli öfleyip, pöflemeyin. Hastalıklarınızla ilgilenmeyin. 

BULUTLARDAN HABER VAR

“Yer ile gök birleşecek, seller yol olacak ne ev ne insan kalacak.” Haberdir dedim, gülüp geçtiler. “Bulutlardan haber var parça parça, işte bak gökyüzüne” dedim. Dinlemediler. Gök yere yağdı.  “Allah beterinden korusun! Dediler. Öyle mi dedim! Allah niye korusun, neden korusun? “Aklın yok mu diye sormaz mı insana” dedim. Yine öyle baktılar. Kader, dediler.  “Bu kaderden öte bir şey. Aklını örten nefsinle sarmaş dolaş olmuşsun kurtulamıyorsun” dedim. Şaşkınlıkla yüzüme baktılar. Bulutlar habercidir anlamak isteyene. Suretlerin ötesine geçebilseydi insanoğlu doğru yorumlardı şu alemi. Bulutların derdi dünyanın ciğerlerine batan betonları sökmek. Bulutların derdi iyileştirmek. Birbirimizi anlasaydık bulutların sesine kulak verirdik. İyileşirdik. Dünyayı iyileştirirdik. Öyle bön bön yüzümüze bakmazdık. Kendine dön diyen sesin nerden geldiğini bilirdik, anlardık. Ne mutlu onlara ki fark ederek yaşarlar ve gereğini yaparlar.  

YENİDEN AÇILAN OKULLAR BİZE NE ÖĞRETEBİLİR?

BBC’nin hazırladığı bu haberin, Türkiye’de de okulların açılması halinde karşılaşılabilecek sorunlara ve muhtemel konulara dair ipuçları verebileceğini düşünerek özellikle ebeveyn ve öğretmenler için derledik.

İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda'daki milyonlarca öğrenci, Kovid-19 salgınının bir sonucu olarak aylarca kesintiye uğrayan eğitim geçtiğimiz haftalarda yeniden başladı. Ebeveynler ve öğretmenler, okulların yeniden açıldığında, çocukları sınıfa döndüğünde neler öğrendiklerini bize anlatıyor.

Maskeler ve yalnızca dijital ödev

Bir anne kızlarının okula dönüşte fark ettiği "önemli değişikliklerin" birinin okulda el dezenfektanı kullanmak, sınıflardaki diğer öğrencilerden sosyal olarak uzaklaşmak ve yalnızca dijital ödevlerin verilmesi olduğunu söylüyor.

Okullarda sıklıkla maske kullanımı konusunda uyarılarda bulunmak zorunda olan öğretmenlerin ve görevlilerin olduğunu belirtiyorlar. Kimi ebeveynler, çocuklarının maske takma konusunda sorun yaşamadıklarını ve neden maske takmayı problem haline getirdiklerini anlamadığını ifade etmiş. Bir ebeveyn ise zaten bir yıl daha sürecek bile olsa bu salgın için aslında kısa vadeli bir mesele olduğunu söylemiş. Sorunun bireysel değil, kollektif yaşamanın bir unsuru olarak herkesin birbirine göz kulak olması gerektiğini iletmiş.

Sınıfın vızıltıları

Öğretmen Mike Corbett, bu ayın başlarında East Dunbartonshire'daki ortaokulunda yüz yüze öğretime dönmekten mutlu olduğunu ifade etmiş.
İngilizce öğretmeni sınıfta yapacağınız tartışmaların zevkini internette tatmak imkansızdır diyerek işine dönmenin mutluluğunu aktarmış.

İskoçya öğretim birliğinin ulusal yönetici üyesi Mike, öğrencilerin de "geri döndükleri için çok mutlu" olduklarını düşünüyor. Ancak düzenli olarak el dezenfektanı kullanmak, grup çalışması yapamamak alışmaları gereken bir durum. Ayrıca tüm öğrenciler sınıftan çıkmadan önce masalarını siliyorlarmış.
Öğretmen olarak, Mike'ın da uyum sağlaması gereken şeyler var. Öğrencilerden güvenli bir mesafede kalmasını sağlamak için iki metreyi işaretleyen bir çizgi yüzünden zorluk çekiyormuş. Nedeni ise dersi anlayamayan öğrenciye yaklaşamamak. Perşembe günü, bir öğrencinin koronavirüs semptomları göstermesi nedeniyle tüm sınıfın boşaltılması ve temizlenmesi gerekmiş. Öğretmen Mike ise "Perşembe gecesi rahat uyuyabilmemin tek nedeni o iki metrelik çizgiyi geçmemiş olmamdı" diyor.
İngiltere'nin baş tıp danışmanı Prof.Chris Whitty'nin anne-babalara, öğrencilere ve öğretmenlere okulların güvenli olduğu konusunda güvence vermeye çalışan yorumlarına rağmen, Mike "oradaki personel hala durum hakkında çok endişeli" diyor.

İskoçya'daki vakalardaki son artışın, virüsün "kaçınılmaz olarak" sınıfa gireceği  "ve ardından okullarda bir yayılma olacağı korkusu" anlamına geldiğini söylüyor.

'Mesafeyle mücadele eden ebeveynler'

Gemma Fraser, sekiz yaşındaki kızı Poppy'nin Edinburgh'daki ilkokula döndüğünde çocukların kurallara uyduğunu ve sosyal mesafenin hatırlatılması gerekenlerin ebeveynler olduğunu söylüyor.
Gemma, en büyük değişikliğin, eğitimin gruplara ayrılması nedeniyle saatlerin değiştiğini ve sekiz yaşındaki kızının buna uyum sağlamakta biraz zorlandığını anlatıyor.
Ebeveynlerin okul önünde aralarında 2 metre olacak şekilde dışarıda beklemeleri konusunda okuldan uyarı mektubu gönderilmiş.

Sekiz yaşındaki kızın annesi;
Artık sıcak öğle yemeği yiyemiyorlar ve sınıflarında yemek yemeleri için paketlenmiş öğle yemeği göndermemiz gerekiyor. Yani bu önemli bir fark ve yemek için sadece 15 dakikaları var. Tüm kurallar ve davranışlarla ilgili ebeveynler sürekli bilgilendiriliyorlar.
Anne Fraser; "Eskisi gibi değil ama sandığımızdan çok daha iyi" diyerek memnuniyetini ifade ediyor.

KONUK YAZAR

BİLİMSEL VE KÜLTÜREL ZAFERLER İÇİN KÜTÜPHANELER

DOÇ. DR. IŞIL İLKNUR SERT

Ağustos ayı, Türk Milleti için zaferlerin ayı demektir. Malazgirt Zaferi’nden Otlukbeli, Çaldıran, Mohaç zaferlerine, çeşitli fetihlere, nihayetinde Kurtuluş Savaşı’ndaki Büyük Taarruz ve Dumlupınar Zaferine dek her biri tarihe altın harflerle yazılan zaferlerimiz hep ağustos ayına denk gelmiştir. Bugün sizi, bu zaferleri bir başka açıdan düşünmeye davet ediyoruz. Her zaferin ardında güçlü bir devlet adamı, komutanları, onları yetiştirenler ve Türk Milleti var. Her bir yönetici, çağının önemli eserlerini okumuş, anlamış, anladıklarıyla hayatında ve Türk Milleti’nin geleceğinde önemli adımlar atmış bilgi okuryazarı insanlar. Sadece komutanlar ya da devlet yöneticileri değil, onları yetiştiren hocaları, dönemin bilim insanları da birer bilgi okuryazarı. Yani okuyan, araştıran, eser veren, kütüphaneleri ve kitapları hayatlarının önemli bir parçası olarak gören, öğrenmeyi seven, öğrendiklerini hayatlarında ve ülkelerinin geleceği için kullanan insanlar, bu zaferlerin ardındaki önemli isimlerdir.

Malazgirt Zaferi’nin mimarı Alparslan ve onun veziri Nizamülmülk zamanında kurulan Nizamiye medreselerindeki kütüphanelerin zenginliğinden bahsedilir. Otlukbeli Zaferi’nin ardındaki Fatih Sultan Mehmet ve onu yetiştiren hocası Akşemseddin de, Çaldıran Zaferi’nin sahibi Yavuz Sultan Selim de, Mohaç’ta zafer kazanan Kanuni Sultan Süleyman da, Kurtuluş Savaşı’nı sonlandıran Dumlupınar Zaferi’nin başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk de okuyan, araştıran, çağlarında bilgi okuryazarı olarak adlandırılabilecek şahsiyetlerdi. Her biri, zaferlerin sadece cephede değil, bilim ve kültür alanında da kazanılması gerektiğine inanıyordu. O nedenle aldıkları kararlarla büyük zaferlerin ardından kitaba ve kütüphaneye değer veren çalışmalara imza atmışlar, kendi çağlarındaki kültürel kalkınmayı bu şekilde gerçekleştirmenin ne kadar önemli olduğunu göstermişlerdir.

Peki, bu topraklarda yaşayanlar bugün bu mirası nasıl koruyor ve bilgi okuryazarı olma yolunda ilerleyebiliyor mu? Büyük zaferlere imza atmış atalarıyla övünmek dışında, kendisi de önemli bilimsel ve kültürel çalışmalara imza atabiliyor mu?

Bilimsel ve kültürel zaferler için kütüphanelere önem verilmesi son derecede gereklidir. Türkiye’nin dört bir yanını saran halk kütüphaneleri, okullarda bin bir zorluklarla kurulmaya ve var edilmeye çalışılan okul kütüphaneleri, üniversitelerde yüksek öğretimin kalbi olarak gördüğümüz üniversite kütüphaneleri, özel konularda araştırma yapanlara hizmet sunan özel araştırma kütüphaneleri, yazma ve nadir eser kütüphaneleri ve her ülkede mutlaka bulunması gereken Milli Kütüphane ile çeşitli konulardaki arşivlerimiz… O kadar büyük bir zenginlik içindeyiz ki, farkında bile değiliz. Her birinde insanlığın bilimsel ve kültürel mirasını taşıyan, basılı ya da elektronik ortamda saklanan milyonlarca kitap, belge, harita, fotoğraf gibi çok çeşitli bilgi kaynakları var.

Günümüzde bilgiye erişmek çok kolay diyebilirsiniz. Ancak eriştiğiniz bilgiler, elektronik bir bilgi çöplüğü içinde bulunuyor. Elektronik ortamda ulaştığınız bilgi kaynaklarının güvenilir olması için rehberlere ihtiyacınız var. Bunun için ülkemizde 1950’li yıllardan beri Kütüphanecilik adıyla, 1980’li yıllardan beri Arşivcilik, 2002 yılından beridir ikisinin birleşimiyle Bilgi ve Belge Yönetimi adıyla üniversitelerde kütüphaneci ve arşivci yetiştiren bölümler, aslında size bilgi okuryazarı olabilmeniz için rehberler sunuyor. İlçenizdeki kütüphaneye üye olmak, elektronik ortamda kütüphanelerin ve arşivlerin sağladığı bilgi kaynaklarından faydalanmak, kendinizi geliştirme yolunda emin adımlar atmanızı sağlayacaktır. Ne yazık ki halkımızdan pek çoğu ödünç kitap almanın ücretsiz bir hizmet olduğunu bilmiyor. Kütüphanecileriniz bu konuda size mutlulukla yardımcı olacaktır.  

Her savaş zamanı, Türk Milleti zorluklar çekti ama toparlanmayı, kültürel kalkınmayı da başardı. İçinde bulunduğumuz bilgi çağı başlı başına bir savaş zamanıyken son birkaç aydır daha zorlu bir savaşın içine giriverdik. Pandemi dönemi bizi olumsuz etkiledi ama bu dönemde kitaplar ve kütüphaneler insanımıza destek olmayı sürdürdü. Kütüphanelerimiz ve arşivlerimiz pandemi döneminde boş durmadılar. İçeriklerini elektronik ortamda sunmaya gayret ettiler. Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nün halk kütüphaneleri ile yaptığı Etkin Kütüphane çalışmasına YouTube üzerinden erişilebilmektedir. Kütüphanem Cepte uygulaması ile elektronik ortamda kitaba ulaşmak mümkün. YÖK Tez Merkezi, TÜBİTAK ULAKBİM Dergipark uygulaması size Türkiye’deki bilimsel çalışmaları ücretsiz olarak sunmaktadır. Üniversite kütüphaneleri açık erişim çalışmalarıyla seçilmiş bilgi kaynaklarını herkese açmaktadır. Hepsinin arkasında Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü mezunu kütüphaneci ve arşivcilerin emekleri vardır.

Tabii ki kütüphane ve arşivlerimizde sorunlarımız var. Bunlar, başka bir yazının konusu. Bu yazı ile özetlemek istediğimiz şudur: Büyük askeri zaferleri kazanmış atalarıyla öğünen Türk Milleti ve bugün Türkiye sınırlarında yaşayan her bir birey, gerek kendi kişisel gelişimi, gerekse ülkenin ve dünyanın bilimsel ve kültürel gelişimi için kütüphaneleri ve arşivleri kullanmalıdır.

Bilimsel ve kültürel zaferleri kazanabilmek için kütüphaneciler ve arşivciler her zaman göreve hazır. Pandemi döneminde bile...

Katkılarınız ve paylaşmak istedikleriniz için: isilis@istanbul.edu.tr

ARTI – EKSİ

Okullar sanki tam randımanlı bir şekilde açılacakmış gibi bilindik bazı mağaza markaları okul eşyalarına yönelik reklamlar yapıyorlar. Televizyon kanallarında tüm reklam kuşaklarında bas bas bağırıyorlar; defter, kalem, çanta, kalem kutusu vs. Pek güzel! Ancak okullar ne şekilde açılacak bunu tam olarak bilmiyoruz. Reklamlar eski normale göre yapılıyor. Oysa bugün paradigma değişti. Online eğitim öne çıktı. Buna göre kırtasiyeden çok teknolojik aygıtlar önem kazandı. Bilgisayar, cep telefonu ve buna bağlantılı eğitim setleri gibi. Belirsizlik nedeniyle yapılan bu reklamların satışlara olumlu etkisi olur mu bilmem ancak bu mağazalar en azından kırsal kesimde interneti ve bilgisayarı olmayan öğrencilere nasıl bir proje geliştirebilirler bu yönde bir çalışma düşünebilirse daha anlaşılır olur. Bence bu sezonda çocuklar eski defter ve kalemlerini kullansınlar. Zincir mağazalar da eğitime katkıda bulunarak kendi tanıtımlarını yapsınlar. Bir sonraki sezon için onlara bu katkı artı bir değer getirecektir. Eksiden artıya geçmek her zaman aktif satış yapmak değildir.

Periskop

CAMİDE BABALIK EĞİTİMİ

Ebeveyn olmak bu zamanda bir hayli zorlaştı. Dış etkenlerin, özellikle de internet hayatımıza girdi gireli daha bir uzaklaştı çocuklar anne, babadan. Bu da ebeveynleri ürkütüyor. Özellikle bu çağın anne, babalarının birçoğu akıllı telefonlarla büyümedi. İnternetle sonradan tanıştı. Bu nedenle de internet çağında çocuk yetiştiren ilk kuşağın ebeveynleri olarak çok büyük sıkıntılar yaşanıyor. Elbette tek sıkıntı internet değil. Ama dönüşümün en temel sebebinin de internet olduğunu hepimiz biliyoruz.  Mehmet Hilmi Eren, Psikolojik Danışman; Ev Okulu Derneği Başkanı, Bahçelievler Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürü, Türk Psikolojik Danışmanlık Rehberlik İstanbul Başkan yardımcısı olarak camilerde yeniden bu sezon konuşmalarına başlıyor.
Her Cuma milyonlarca Müslüman erkek Cuma namazı için camiye gittiğinde babalar için önemli bir eğitim olanağının oluştuğunun farkında olarak onlara konuşma olanakları arayan Hilmi Eren, bu hizmeti camide verebilmek için zaman ve emek vererek İlahiyat eğitimi de almış. Geçen dönem 550 bin babaya ulaşan Eren bu sezon 1 milyon hedef ile yola çıkmış.  Çocukların terbiyesinde annelerin olduğu kadar babaların da önemli bir yeri var; çocuk eğitimi sadece annelere ait bir sorumluluk değildir. Özellikle erkek çocuğu olan aileleri düşündüğümüzde baba rolünün önemi bir o kadar daha fazla önem arz ediyor. İstanbul müftülüğü ile koordineli yürütülen bu çalışmanın tüm illerde de gerçekleşmesini temenni ediyoruz ve başarılar diliyoruz.