YENİDEN ANARŞİYE DOĞRU, HIZLI ADIMLARLA

ABD'nin Suriye'de, Fırat'ın doğusu için hamlelerine devam etmektedir.

Dünyada sadece 28-29 Kasım 2020 günleri yaşanan gelişmeleri analiz ettiğimizde anarşik bir uluslararası ortama doğru hızla gittiğimizi görüyoruz. Uluslararası ortam doğası gereği anarşiktir. Yani kaosun hüküm sürdüğü bir ortamdır. Uluslararası kurumların kurulmasının nedeni bu anarşik ortama bir düzen getirmeleridir. Ancak, getiremedikleri gibi kendileri de aldıkları kararlar ve uygulamalar ile anarşik ortamın daha da karışmasına hizmet etmektedirler.

Böyle bir dünyada, sadece dün Nijerya’da cihatçı bir örgüt olan ve İslamofobi’nin artışına eylemleri ile hizmet eden Boko Haram’ın çiftçilere yaptığı saldırı sonrası 44 kişi, Afganistan’da ise bomba yüklü bir araçla askeri üsse düzenlenen saldırı da en az 30 güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiği haberleri alınmıştır. Bu sayılar, can kaybı sayıları nedeni ile dikkat çekici oldukları için haber özelliği taşımışlardır. Bunun dışında ağırlığı Müslüman ülkelerde olmak üzere saldırılarda ve çatışmalarda çok sayıda can kaybı yaşanmaya devam edilmektedir.

Irak, adeta 2’nci versiyonu ile eylemlere başlayan DEAŞ’ın şimdilik vur-kaç tarzı saldırılarını giderek yoğunlaştırdığı ve tekrar Irak-Şam Federe İslam Devleti’ni kurmak için kaldığı yerden devam etmeye çabaladığı bir alan olarak çok sayıda saldırılara sahne olmaya başlamıştır.

DEAŞ'ın yeniden etkinlik kazanma çabalarında özellikle Irak ve Suriye’deki otorite boşluğu, Irak Kürdistan Özerk Yönetimi ile merkezî hükûmet arasındaki sorunlar, bazı Koalisyon Güçlerinin terörle mücadele bittiği gerekçesiyle Irak’ı terk etmesi, koronavirüs salgını, ayrıca Irak’ta uzun süredir devam eden protestolar ve Haşdi Şabi grupları arasındaki ihtilaflar gibi birçok faktör etkili olmaktadır. Ortaya çıkan güvenlik boşluğunu iyi değerlendiren ve bu boşluğu doldurmaya çalışan DEAŞ’ın toparlanmaya çalışmasında, Irak’taki en önemli iki dış askerî gücün, DEAŞ yerine asıl tehdit olarak birbirlerini görmesinin de önemli rol oynadığı değerlendirilmektedir. Irak'ın Selahaddin kentine bağlı Beyci ilçesi yakınlarında, düzenlenen saldırıda 5 polisin hayatını kaybetmesi ve yine aynı ilçede petrol rafinerisine düzenlenen roket saldırısı, Enbar kentinde saldırı sonucu 3 polisin hayatını kaybetmesi DEAŞ’ın son saldırıları olarak kayıtlara geçmiştir. DEAŞ’ın Suriye’de de istikrarsız yapıdan istifade ederek yeniden tutunma girişimlerini arttırdığı gözlenmektedir. DEAŞ sadece Ortadoğu’da değil, Afrika ve Avrupa’da da etkisini arttırma çabası içine girmiştir. En son Viyana saldırısı etkinliğini arttırma çabalarına bir örnektir. DEAŞ’ın bölgemizde yeniden güçlenmesinin bölge istikrarını daha da olumsuz hale getirebileceği ve ülkemizin de doğal olarak etkilenebileceği dikkatlerden uzak tutulmamalıdır.

Yine Irak’ta Ekim ayında meydana gelen gösterilerde güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu en az 27 kişinin, dün çıkan çatışmalarda ise en az 4 kişinin yaşamını yitirmesi, güney komşumuz olan Irak’ı giderek artan ölçüde kaosa sürüklendiğinin işaretleri olarak görmek gerekmektedir.

ABD’nin Suriye’de, Fırat’ın doğusu için hamlelerine devam etmektedir. Arap aşiretlerinden bir Arap Gücü oluşturulması çabaları, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adlı PYD/PKK terör örgütünün ana omurgasını oluşturduğu yapıdan PKK’yı sözde ayırma girişimlerini, Türkiye’nin bu oluşuma karşı olan sert tavrını yumuşatma çabaları olarak görülmelidir. ABD, terör örgütü listesinde de yer alan PKK’yı tamamen devre dışı bırakarak ve bu terör örgütünü tasfiye ederek Suriye’nin doğusu ve Irak’ın kuzeyinde amaçlarına ulaşmada engel olarak gördüğü Türkiye’yi rahatlatmak istemektedir. Ancak, sözde amaçlarına ulaşmadan kendi kendini tasfiye eden ideolojik kökenli terör örgütüne tarihsel süreçte rastlanmadığı unutulmamalıdır.

Seçimleri kaybeden Trump, Biden’a pimi çekilmiş ve kendisini göreve geldiğinde uzun süre uğraştıracak, belki de başarısız olmasına yol açacak bir girişim peşinde olduğu düşünülmektedir. Biden’ın seçim söylemlerinde, görev gelmesi halinde Trump’ın çıktığı İran ile nükleer anlaşmayı yeniden tesis etme çabalarına girişeceğini açıklaması, İsrail’de taşları yerinden oynatmıştır. Trump da bunun farkındadır. İsrail’in güvenliği tehlikeye düşmesi halinde Trump’ın bir sonraki seçimi kazanma şansının zora gireceği ve bugüne kadar İsrail için yaptıklarının da boşa gideceğinin farkındadır.

ABD birkaç gündür Ortadoğu’ya güç aktarımı yapmaktadır. Yeni bir F-16 filosu ile B-52H Stratejik  Bombardıman Uçağı’nın bölgeye gönderilmesi, Hindistan’a ortak tatbikat için gitmekte olan başta Nimitz adlı uçak gemisi olmak üzere beraberinde ki savaş gemilerinin de Körfez’e geri çağrılması, İsrail’in Suriye’de özellikle İranlı milislerin olduğu düşünülen bölgelere yönelik hava ve füze saldırılarında artış ve nihayetinde İran’ın nükleer programının kilit isimlerinden olan Muhsin Fahrizade’nin suikast sonucu öldürülmesi İran’ a yönelik saldırı hazırlıkları olarak görülebilir. İran’ın yaptırımlar nedeniyle ekonomik açıdan çok zor bir süreç içinde bulunması, pandemi ile mücadele de yetersiz kalması halk tabanında hükümete karşı tepkilerin artmasına neden olmakta, bu durum İran’ın kullanılması gereken bir hassasiyeti olarak görülmektedir. Azerbaycan-Ermenistan arasında ki savaşta ve öncesinde İran’ın Ermenistan yanlısı tutumunun Güney Azerbaycan’da yarattığı tepkiyi ve Pakistan sınır bölgesinde ki Belucistan’da artan ayrılıkçı hareketleri, İran’ın önemli petrol yataklarının olduğu Abadan bölgesinin Suudi Arabistan ile birleşme çabalarını ABD’nin kullanarak İran rejimini düşürmeyi hesaplamakta olduğu değerlendirilmektedir.

Seyir halinde iken kaçak silah taşındığı sözde ihbarı ile AB’nin sadece Türkiye için işletilen adını İrini (barış) koydukları, Libya’ya gizlice harp silah ve araçları ile mühimmat taşınmasını önlemek amaçlı operasyonu tam anlamı ile bir haydutluk ve denizde gerçekleştirilen bir terör eylemidir. Deniz terörizmidir. Her türlü uluslararası hukuka aykırı olan bu faaliyet ile Türkiye’nin toprağı sayılan sivil bir gemiye saldırı şeklinde çıkma görüntüleri artık saldırgan realizm’in uygulanmaya başladığının bir kanıtıdır. Bugünün dünyasında güçlü olan için yaptığı her uygulama “hukuka uygundur” anlamını taşımaktadır.

Bu konuda en son örneği, Fransa Senato’sun Hükümete tavsiye niteliğinde aldığı “Dağlık Karabağ’ın tanınması” kararı oluşturmaktadır. Ateşkes ile çatışmaların şimdilik sona erdiği öz be öz Azerbaycan toprakları üzerinde politika yürütmek ve Minsk grubu adı altında hiçbir şey yapmayan BM Güvenlik Konseyi üyesi bir Fransa’dan başka bir hamle beklemek anlamsızdır. Bu kararın Suriye’ye ait olan ve İsrail’in işgal ettiği Golan tepelerini, Trump’ın basın önünde şov yaparak attığı bir imza ile İsrail’e ait olduğunu belirtmesi arasında bir fark bulunmamaktadır.

Türkiye güçlü olmak zorundadır. Güçlü olduğu ve milli güç unsurlarını koordineli ve etkili kullanabildiği ölçüde başarılı olacaktır. Bunun için önceliğimizin ülkemiz içinde birlik ve beraberliğin sağlanması olduğu unutulmamalıdır.