YAŞAMA VURULAN DİJİTAL DARBE!

Fehmi KETENCİ 09 Eki 2022

Gazetecilik mi dijitalleşti yoksa dijital hareket konvansiyonel gazeteciliği mi eline geçirdi bu konuda tam olarak netleşmek pek mümkün değil gibi ama kesinlikle değişimin olduğu çok net. Gazeteciliğin büyük bir sıkınıtı içinde olduğu çok net.

      Gazetecilik mi dijitalleşti yoksa dijital hareket konvansiyonel gazeteciliği mi eline geçirdi bu konuda tam olarak netleşmek pek mümkün değil gibi ama kesinlikle değişimin olduğu çok net. Gazeteciliğin büyük bir sıkınıtı içinde olduğu çok net.

      Ülkemize internet teknolijisi ve adına dijital yayıncılık denilen oluşumun yaygınlaşmaya başladığından beri bir başka canavarlaştık. İnterneti öğrenince her şeyi yapabileceğimiz düşüncesiyle, hızla yayılan teknolojik yeniliklerin esiri olduk. Her şeyimizi ona göre ayarlıyoruz. Yaşam biçimimizi, sağlığımızı, eğitimimizi, hayallerimiz, düşlerimizi hep ona endeksledik.

      Gazetecilikte ne olduysa, bilgisayarın gelmeye başlamasıyla ülkemiz giren internet hızla yayıldı. Günümüzün her saatine egemen olmaya başladı. Sadece adının cazibesiyle değil, beraberinde getirdiği, teknolojik yenilik olarak sunulan ve giderek boyutlarından çok daha becerikli gibi görünerek boyundan büyük işleri yapan, elektronik ortamdaki çok hızlı iletişimle, “birçok şeyi daha çabuk yapabileceğimizi göstermesi” bizleri koşulsuz kendisine bağladı.

      Bilgisayar geldi teknolojiyi özlemle uzaktan izleten merak eden toplumumuz, hemen adapte oldu, bilgisayarın gelmesinden bir süre sonra önceleri evimizdeki bilgisayarlara, daha sonra taşınabilir bilgisayarlar laptoplara ve 2000’li yılların başlarında küçük el bilgisayarlarına ve en sonunda, elimizdeki cep telefonlarına kadar yerleşen bu acımasız teknolojik hayalet bizim için artık vazgeçilmezlerden! Adına “Akıllı Telefonlar” denilen o küçük el bilgisayarları ile, arkadaşlarımızla günümüzün her saatini paylaşır olduk. Her şeyi oradan hallediyoruz. Duygusal dayanaklarımızın ne olduğunu bile o gösteriyor bizlere ve bizi yönlendiriyor. Yaşamımızın her anını onunla planlıyoruz.

      Arkadaşlıklar aile bireyleri arasındaki iletişimin duygu ve sevgi paylaşımcısıdır artık. Ne giyeceğimiz, görsel imajımız ve davranış biçimimiz açısından bizi yöneten yönlendiricimizdir artık.. Arkadaşımız yanımızdayken bile onunla, elimizdeki o adına “akıllı” dediğimiz telefonlarla iletişim kurabiliyoruz. Uyandığımızda, uyumadan once gözlerimizi uykudan zor açılabildiğimız anda bile elimizde, nerdeyse uyumadan ona “hoşçakal, iyi uykular” demeden uyuyamıyoruz.

      Tam bir teknoloji tutkununa dönüştük. Bu akıllı telefonlar sayaesinde çok zevk alarak yapma alışkanlığımızda olan birçok işimizi unuttuk. Duygularımızdan arta kalan kırıntılarla yetinmeye başladık. Sinemaya, tiyatroya, gitmiyoruz. Televizyon izlemiyoruz. En kötüsü; kitap, gazete ve dergi okumuyoruz. Eskiden toplu taşıma araçlarında kitap okuyanlara çokça raslardık ama, şimdi onların sayıları yok denecek kadar azaldı. Toplu taşıma araçlarında gazetelerini sayfa sayfa katlayıp okuyanlara neredeyse hiç rastlamıyoruz.

      Gençler artık basılı gazete okumuyorlar. Sorduğumda “gazeteleri bu telefonlardan takip ediyoruz” diyorlar. Bu yanıtı verenlerin hemen hemen hepsi sinemaya gitmeyi unutular neredeyse. Kitaplarda da durum pek farklı değil. Dijital olarak kitap okuduklarını söyleyenler daha fazla gibi. Bunu en çok İletişim Fakülteleri’nde okuyan öğrencilerde görünce çok daha fazla üzülüyorum. Bunu yaparak geleceklerini kararttıklarının farkında bile değiller. Gazete okumazlarsa gazeteler yaşamazlar ve mezun olduklarında iş yaşamında tek dayanakları olan gazetelerin giderek yok olduğunu fark edecekler ama o zaman da çok geç olacak.

Artık bir “şehir efsanesi”ne dönüşen “Basılı gazeteler artık giderek yok olacaklar ve yerlerini dijital yayıncılıka bırakacaklar” şeklindeki bu söylemler; ülkemizde eğitim veren, sayıları seksenin üzerindeki iletişim fakültelerinde okuyan onbinlerce öğrencinin kafasını iyice karıştırmış durumda.

      Bu söylemler şimdilik etkili gibi görünse de, bunun kafa karıştırmaktan öte bir şey olmadığını hep söyledim ve söylüyorum. Dijital yayıncılık çok farklı bir şey. Genelde “dijital kitap okumaya” yönelik bir başlangıcı olan dijital yayıncılık, günümüzde sosyal medyada yayılmaya başlayan ve adına “dijital gazetecilik” denilen bir platforma oturtuldu. Genelde gazete kağıdı yokluğunun yarattığı ortamda giderek trajları düşen gazetelerin şimdiki durumundan çıkarılan bir sonuçtan başka bir şey değil.

      Ülkemizde artık gazete kağıdı ve diğer birçok kağıt üretilmiyor. Tuvalet kağıtlarının bile en az üç-dört kat fiyatlara çıktığı bir ortamdayız.

      Döviz ile satın alınan gazete kağıdının maliyetleri tirajları tabii ki etkiledi. Ama “iyi gazete yapıyoruz da gazete okuru okumuyor mu veya neden okumuyor?” Bu şehir efsanesine dönüştürülen söylentilerin yerine asıl araştırılması gereken bu.