​YALÇIN AYASLI'DAN ALINAN BORAJET'İN ASIL HİKAYESİ...

Musa ALİOĞLU 30 Nis 2017

Takvimler 2008 yılını gösterirken adını Türkiye kamuoyunun hiç bilmediği bir isim, dolaylı olarak havacılık sektörüne el atıyordu.

Takvimler 2008 yılını gösterirken adını Türkiye kamuoyunun hiç bilmediği bir isim, dolaylı olarak havacılık sektörüne el atıyordu. 

Aynı yıl yapılan Airex Havacılık Fuarı'nda, Borajet Exclusive Charter adlı hava taksi şirketi, değeri tam 58 milyon dolar olan, Bombardier Global Express XRS marka bir bussines jet siparişi veriyordu. O güne kadar bu denli büyük bir işe adım atamayan, TMSF'den Uzanlar'ın hangarını da alan İbrahim Faruk Bayındır ve Av. Halil İbrahim Koca bu şirketin ortakları olarak görünüyordu (Bu iki ismin arandıkları ve yurt dışında oldukları biliniyor).

Aradan iki yıl geçtikten sonra bu kez, Borajet Hava Taşımacılık A.Ş adıyla bir bölgesel havacılık şirketi, ilk ve tek örnek olarak Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nden (SHGM) AOC (Air Operator Certificate) diye bilinen Havaaracı İşletme Ruhsatı alıyordu. Bu şirketin sahibi olarak da karşımıza Türkiye'de hiç tanınmayan Yalçın Ayaslı diye birisi çıkıyor. 68 kuşağından olup, ODTÜ Elektronik mezunu bir Ankaralı olan Ayaslı, üniversitede 6 yıl çalıştıktan sonra ABD'ye gider. Fizik doktoru olan eşi Serpil Ayaslı ile 1985'te Hitite Microwave (Hitit Mikrodalga) adlı bir şirket kurar. Boeing'e ve NASA'ya patent satan ve Nasdag Borsası'nda işlem gören şirketinin değeri, 1.4 milyar dolara kadar çıkar. Bu idealist adam ve eşi, köşeyi, çalışarak ve hakkıyla dönmüş bir iş adamıdır. Vatanını çok seven Ayaslı, Türkiye'yi tanıtmak için ilk olarak Turkish Cultural Foundation adıyla Türk Kültür Vakfı'nı kurar. Kurduğu internet siteleri 2 milyon kişi tarafından ziyaret edilir. Amerika Türk Koalisyonu adlı kuruluşun en büyük maddi destekçisi olarak, Türkiye'yi tanıtan bütün faaliyetlerin içinde yer alır. 

Bir gün, o çok sevdiği ve uzak kaldığı ülkesine vatandaşlık borcunu ödemek için, yatırım yapma kararı alır. İşte F.Bayındır ve H.İ. Koca ile bu sırada yolu kesişir.

Çok pahalı bu jetten sonra, havayolu şirketine de 40 milyon Euro'ya 4 adet İtalyan malı ATR-72 tipi turboprop pervaneli uçak satın alınır. İlk seferini Tokat'a yapan şirketin hükümete ve bürokrasiye yakın olabilmek için alınan iki ortağı gitmiş, bütün hisseler Yalçın Ayaslı'ya geçmiştir. Fakat, ne yazık ki, bu ortakların siyasi duruşu ve Fetullah Gülen Cemaati'ne mensup olmaları, onun da adının bu işlerle anılmasına neden olmuştur. 

Ülkesini çok sevdiğini sözle değil, yaptığı yatırımlarla ortaya koyan Yalçın Bey, Türk mutfağında Nar ve tasarımda Armaggan adlı markaları yaratır. Gözünü kırpmadan bir anda 90 milyon doları havacılık olmak üzere 150 milyon dolarlık yatırım yapar. 

Havacılıkta bölgesel uçuşlar için düşünülen şirketin başına önce Kaptan Kadir Peker ve ekibi gelir. Kan değişime gerek duyan Ayaslı, şirketin başına bu kez sektör dışından Fatih Akol'u getirir. Pervaneli ATR'lere Türk halkının sıcak bakmaması nedeniyle tip değişikliğine gidilir ve Brezilya malı Embrarer Regional Jet 190-195 tipi uçaklar devreye girer. Şirket merkezi Yeşilköy, uçuş meydanı ise Sabiha Gökçen olarak uçulmayan yerlere uçuşlar yapılırken, THY ile anlaşıp, bazı uçaklar kiraya verilir. Bu durum 12 uçağı ve iki de jeti olan (Diğer jet Hawker 900 XP ) o sıralarda 500 personel istihdam eden Borajet'ı çok rahatlatır. Fakat, THY sebep göstermeksizin anlaşmayı bitirir ve uçakları iade eder. Fatih Akol'dan sonra gelen yönetim de çok başarılı olamayınca tam bu sırada devreye THY eski Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu'nun HT Partners adlı danışmanlık şirketi de girmiş olduğundan işler iyice karışır. Hamdi Topçu da nedendir bilinmez (?) devre dışı kalır. 

Ve bir sabah uyandığımızda gazetelerde "Borajet'ı Amerikalı'lar aldı" diye haberler görünce doğrusu şaşırdık. Ama gerçek tam da böyle değildi. Yalçın Ayaslı'yı canından bezdiren, çok sevdiği ülkesindeki tüm yatırımlarını satmasına neden olan şey, şirketinin adının FETÖ ile birlikte anılmasıydı. Borajet'ten de bir an önce kurtulmak istiyordu. "Amerikalı'lar" denen kişi, ABD'de yaşayan ve Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan'ın hemşehrisi olan Karslı iş adamı Sezgin Baran Korkmaz'dan başkası değildi. Kormaz'ın SBK Holding adlı şirketinin Borajet'ı 260 milyon dolara satın aldığını da yazan gazeteler, bu şirketin asla bu fiyata satılamayacağını hesap etmekten uzaktılar. Çünkü, 12 uçaktan geriye faal olarak iki jet ve bir de büyük uçak kalmıştı. Şirketin gerçekte 25 milyon dolara el değiştirdiğini söyleyen havacılık çevreleri "120 milyon dolar borcu olduğu söylenen bir şirkete hiç kimse bu kadar para vermez" derken haklıydılar. Bence, bu 260 milyon dolar, borçlar ve yeni alınacak uçaklar için düşünülen hayali bir projeksiyondur.    

Türkiye'de iki de ilaç fabrikası aldığı söylenen SBK Holding'in para kaynağının ABD'de enerji alanında faaliyet gösteren bir gurup olduğu da ileri sürülüyor. Öz  mal büyük uçağı ve AHL'de slot hakkı olmayan bir şirket, ancak yeni havalimanıyla birlikte düşünülürse bir işe yarayabilir. Şu andaki piyasa koşullarında, iç ve dış pazarda bu şirketin iş yapabilmesi için yeniden yapılanması şarttır. Bunun için de çok para gerekiyordu. 

İnternet sitesinde "Yep yeni hatlar, yüksek konfor, özel uçuş deneyimi" gibi sözlerle tanımlanan Borajet'i çok iyi niyetle, ülkesine faydası olsun diye kuran bir insanın, neyi varsa satıp, ülkesine ikinci kez veda etmek zorunda kalması çok üzücü bir durumdur. Kapandı, kapanacak derken şirketin sahibi olan Korkmaz bir açıklama yaparak, 24 Nisan 2017 itibariyle uçuşları durdurduklarını, satılan 30 bin biletin THY'ye yönlendirildiğini ve sayısı 708 olan personelin 280'inin (Kimilerine göre 400 kişi çıkarılacak, uçuş işletmede 10 pilot ve 60 hostes kalacakmış) çıkarılacağı söyleniyor.

Şimdi anlıyoruz ki, Air Show Fuarı'nda tam 30 uçaklık sipariş verilmesi ve Fenerbahçe'ye sponsor olunması bence tam bir showmuş. Şirketin şu an içinde bulunduğu durum "Gülümseyin, Türkiye'nin kaliteli havayolu ile uçuyorsunuz" sloganına tam bir tezat teşkil etmektedir. Havacılığın bir bilenine sorduğumuzda, şirketin uçuşlarının SHGM' tarafından durdurulduğunu ve kendilerine üç ay süre verildiğini iddia ediyordu. Bana göre de SHGM, uçak sayısı açısından talimatın dışına çıkmaz ve yaş tahtaya basmaz. Kural neyse uygular. 

Fakat, her şeye rağmen yüzlerce kişiye ekmek kapısı olan bu şirketin, en kısa zamanda toparlanması ve eski güzel günlerine kavuşması, ülkemize döviz getirmesi en büyük dileğimizdir. 

Mutlu yarınlar Türkiye'm...