UZAKTAN EĞİTİM

Ümit G. CEYLAN 02 Nis 2020

Online yani çevrimiçi veya uzaktan eğitim dediğimiz bir dönemin provalarını yapıyoruz şu günlerde.

Olağanüstü günler yaşadığımız şu sıralar kimimize belirsizlik, gelecek endişesi veya sıkıntı gibi duygular yaşatıyor kimimize de dinlenme, tekrar yenilenme ve toparlanma fırsatı sunuyor. Balığın karnındaki Yunus misali sırça saraylarımıza tabiri caizse hapsedildik. Görmediğimiz halde virüsün varlığına inandığımız için de sokağa çıkmaya, hastalanmaya korkuyoruz. Hayatımızdaki pratiklerin birçoğu altüst oldu, değişti. Planlar suya düştü. Şimdi geriye çekildik. Uzaklaştırıldık veya cezalandırıldık. Veya kendimize bir çeki düzen vermek üzere fırsat verildi. Hangi duygularla durumu değerlendirirsek değerlendirelim bazı büyük değişimlerin sırayla hayata gireceği kesin.

Kendi kendime konuşuyorum

Online yani çevrimiçi veya uzaktan eğitim dediğimiz bir dönemin provalarını yapıyoruz şu günlerde. Hocalar olarak sınıfımızda olan öğrencilerle internet ortamında bazı yazılımlar üzerinden ders anlatıyoruz. Ama sadece bla bla bla şeklinde anlatıyoruz diyebilirim. Biz sosyal bilimciler için belki daha uygun bu ortam. Ancak görmediğimiz, dokunmadığımız aynı havayı paylaşmadığımız öğrencimiz olduğunu varsaydığımız gençlere ders anlatmak boşluğa konuşmak gibi bir şey. Kendi kendine konuşan deli gibi hissediyorum kendimi. Karşı tarafta dinleyen muhatabımız hangi havada hangi dünyada bunu bilmeden ders anlatmak beni çok memnun etmedi.

Sınıf ortamı

Sınıf ortamında da onlarca öğrenciye ders anlatırken hepsinin aynı can kulağı ile dinlediğini söylemiyorum. Ama hoca olarak kendimizi de sınadığımız bir ortam olan sınıf eğitiminin değerini şimdi daha iyi anladığımızı da kabul ediyorum. Sınıfta öğrenciyle kurulan göz teması, karşılıklı soru cevaplarla açılan konuşmalarda öğrencinin düşünce, anlama dünyasını keşfediyoruz. Hatta bu muhabbet ortamında dertlerini, sıkıntılarını ve hayallerini de çözebiliyor ve yardım etmek için orada olduğumuzun da mesajını verebiliyoruz. Adı üstünde uzaktan uzağa bir eğitimin olacağına inananlardan değilim. Ama tamamen de bunu reddedecek de değilim. Belki ileride bu konuda farklı alan ve durumlar için bu sistem mutlaka kullanılacaktır. Mesela dersine gelemeyen hasta, raporlu öğrenci için bu bir çözüm olabilir. Yaşlı ve üstat hocalarımızdan faydalanmak için harika bir araç olabilir dijital platformlardan eğitim almak.  Ya da farklı ülkelerdeki okulların hocalarından aldığımız dersler olabilir. Fakat bunun toplu şekilde bir sınıf eğitiminin çevrim içinde olacak şeklinde değil de kişisel bir eğitim ve çözüm odaklı eğitim olacağını düşünüyorum.

Diz dize eğitim

Sınıflı eğitim çok eski değil en fazla yüz elli senelik bir meseledir. Sanayi sisteminin getirdiği toplu eğitim ve endüstriye vasıflı işçi kazandırmak için oluşturulmuş bir sistem zamanla bu hâl aldı. Kitleleri eğitebilir miyiz? Ancak güdebiliriz belki? O da zamanla patlak verir. Ama gerçek eğitim diz dize olur. Hoca, talep eden öğrenci ile bir arada onun ruhuna inecek şekilde öğrenmek istediklerini aktarır. Hoca, öğrencinin yeteneğini tıpkı bir kaşif gibi keşfeder ve ona kapıları yavaş yavaş açar. Adeta bilgileri zerk keder. Sindirerek hocasından veya ustasından öğrenmeye başlayan kişinin zihninde başka keşifler de açılır. Bir süre sonra hoca mı talebesini eğitir, talebe mi keşiflerle hocasına yeni malumatlar verir bilinmez. Ama bir hoca, usta vardır ki talip olanlara ufuklar açar. O yüzden eğitimin ruhundan iyice uzaklaşmamalıyız. Belki tüm bu yaşadıklarımız öğrencilere hocalarımızın kıymetini ve biz hocalara da mesleğimizin önemini, güzelliğini anlatmıştır.

BU BİR SEFERBERLİK ÇAĞRISIDIR

Devletimiz tarafından başlatılan Milli Dayanışma Kampanyası’na herkes karınca kararınca destek olmalıdır. Çünkü bu bir seferberlik çağrısıdır. Dünya çok zor bir dönemden geçiyorken Avrupa ülkeleri IMF’den borç istediklerini bildirirken, bir yandan aynı ülkeler birbirlerine destek olmazken Türkiye kendi yağı ile kavrulmaya karar verdi. En doğrusu da buydu zaten. Biz birbirimize yetmeyeceksek ne anlamı kaldı vatanseverliğin değil mi? Bu yıl Umre’ye, Hac’a gidemeyecek olanlar en büyük sevapları biriktirdikleri paraları ülkemizin darlığa girmemesi için vermeleri olacaktır. Bu yaz sınırlar açılsa bile tatillerimizi yurt dışında değil kendi ülkemizde yaparak iç turizme katkıda bulunmalıyız. Yapacak çok şey var. Korona yazıp 8119’a gönderdiğimizde bizlerde 10 lira bağışla katkıda bulunabiliyoruz. Biliyorum içimizdeki ayrık otlarının seslerini duyar gibiyim. Onlara sadece acıyorum. Milletini, vatanını, bayrağını sevmek Allah vergisidir.

KADERİN GÖSTERGESİ

 

Mutluluk küçük bir tebessümle başlar. Bir kuşun, bir uçurtmanın, bir balonun uçuşu gibi. Masum bir çocuğun sabun köpüğünü üfleyişi gibi. Uçuşan baloncuklar, uçarken birbirine değmemek için tedirgin uçarlar kendi gölgesinden korkar gibi. Su hayattır derler; hayata sımsıkı tutunun derler. Hayat devri daimdir. Oysa ömür muayyen ve muvakkittir. Sudan, köpükten bir baloncuk uçar, gökyüzünün maviliğinde kaybolup gider. Bilir ki bir pik noktası vardır bu uçuşun ve bir ömür gibi tükenir gider. Çocuk üfleyiverir kendi yaptığı sudan ve köpükten baloncuğu. O da bilir üflediği baloncuğun ömür kısadır. Bir anlık mutluluk bir anlık saltanattır. Bir anlık saltanat sultanlıktır kadir kıymet bilene. Huzur sonsuzluğun da sonsuzluğudur. Bir nokta dünyayı ve evreni içinde sığdırır. Biz aldık ibretlik dersimizi; ne ekonomi, ne biyoloji ne mikro kimya, ne de  mikro biyoloji. Bir koronavirüs dikildi insanlığın karşısına; adalet, ahlak ve fazilettir bunun çaresi. Ne hayaller kurduk ne hayaller; umut üstüne umut!.. Unut bütün kötülükleri, terket yanlışları; unut bütün çirkinlikleri unut!.. Her an her şey olabilir derken kırılmamalıydı kalpler ve gönüller. İyilikler, güzellikler, doğruluklar yerini bulsun derken, bir parmaklık ilahi ikaz; işaret eder bize!..Ey insanoğlu kaderin bir göstergesi var. Bizi muhabbete ve ünsiyete götüren bir doğru yolu var. Sevgi, şefkat ve merhamet var. Yoksa yücelerden bir gadap, bir musibet, bir afet, bir felaket, bir tufan ve bir ibretlik parmak sallayış var!.. Ömrümüz bir nefeslik baloncuk. Kaderin pençesinde üflenir gidersin. Ömür dediğin nedir ki; Ona teslim olursun son nefesinde.

SALGINDAN SONRA

“Korona krizinden sonra yeni bir dönem mi başlıyor mu? Daha az uçuyor muyuz? Küreselleşme sona eriyor mu? Fizikçi ve bilim kurgu yazarı Karl Heinz Steinmüller bundan pek emin değil.” Ancak pandemiden sonra yarı yeni çağa gireceğimizi söylüyor. Fütürist Steinmüller ile Frankfurter Algemeine’nin yaptığı röportajdan ilginç alıntılarla zihnimizi açalım istiyorum.

Salgından sonra farklı mı yaşayacağız?

11 Eylül 2001'deki terörist saldırılardan sonra, dünyayı sonsuza dek değiştirecekleri söylendiğini hatırlıyor musunuz? Aslında, daha önce olduğu gibi, dünyanın dört bir yanındaki ekonomik entegrasyon, insanların uluslararası ağları devam etti. Güvenlik, daha hassas kontrol ve gözetim ihtiyacı ortaya çıktı. Bugün, yaşamın birçok alanında “işleri güvenli hale getirmekten” bahsediyoruz: Her şey bir güvenlik perspektifinden görülüyor. 2020'den itibaren "Güvenlik" in "Sağlık Güvenliği" olarak da yazılacağını hayal edebiliyorum.

Daha fazla hastane mi?

Her durumda, örneğin başka salgınlara karşı bir güvenlik ağı için daha fazla para. Gelecekte sağlık tehditleri, terörizm ve askeri çatışmaların hâkim olduğu güvenlikle ilgili her türlü tartışmanın merkezi bir bileşeni olacak.

Daha az mı temas olacak?

Pandemiden sonra uçakla daha az iş gezisi yapılması oldukça olasıdır. Temel olarak, artan çevrimiçi temasların her zaman artan fiziksel temaslar arzusuna yol açtığı tezini destekliyorum. Fiziksel ve sanal hareketlilik el ele gider. Bu konuda hiçbir şey değişmeyecek.

Neden?

Çünkü biz sosyal varlıklarız. Primatlar olarak, “yakın temas” arzusu doğası gereği evrime programlanmıştır. Ne kadar tuhaf ki, sadece ekrandan yüze iletişim kurduğumuz Skype veya Zoom için değil, kişisel değişim için "yüz yüze" terimini kullanıyoruz. Aslında, fiziksel olarak mevcut olduğunda "beden-beden" den bahsetmeliyiz.

İnternet gelecekte daha da önemli hale gelecek mi ve altyapı özellikleri bu pandemide daha da belirginleşecek mi? Tüm büyük teknoloji şirketleri tekliflerini daha fazla kullandıklarını bildiriyor, örneğin Amazon 100.000 ek iş yaratacağını açıkladı.

Mega trend dijitalleşmesi krizle belirgin bir biçimde yoğunlaşıyor, yenilikler hızlanıyor. Örneğin e-Sağlık alanında, örneğin mahremiyet ve veri koruma alanında düzenleme yeniden düşünülüyor. 

Biyoteknoloji ne olacak?

Büyük bir ivme beklemeye devam ediyorum. Milyarlarca dolar akıyor, yıllardır DNA diziliminin maliyeti, bilişim sektöründen Moore Yasası ile alışkın olduğumuzdan çok daha hızlı düşüyor. Fütürologlar uzun zamandır biyo-teknolojilerin yenilikçiliğin temel itici gücü olarak BT'nin yerini alacağını düşünüyorlar. Covit-19 etrafındaki çabalar ve “sağlık güvenliğinin” artan önemi bizi biraz daha yaklaştırıyor.

Önümüzdeki 20 yıl içinde hangi atılımların olacağını tahmin ediyorsunuz?

Temel bilimsel atılımlar söz konusu olduğunda, spekülasyon yapmaktan kaçınırım; bunlar neredeyse her zaman, fütürologlar için bile sürprizler olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, örneğin, çok daha fazla tıbbi testin özel hanelere, örneğin nefesinizi veya terinizi analiz etmek için kullanılabilecek, belki de bir akıllı telefonla birlikte çevrimiçi değerlendirme, kendi kendine ölçüm eğilimine uyan küçük, ucuz cihazlar bulacağından şüpheleniyorum. Ölçülen benlik; tıbbi teknoloji şirketlerinin bugün tıbbi tanı testi (POCT) olarak sundukları şeylerin bazıları evlerde olacak.

ARTI -EKSİ

Artı:

Krizi fırsata çevirmek

İtalya eski başbakanın AB için, yılanlar ve çakallar mağarası demesi ve gerekirse birlikten de ayrılabileceği yönünde fikir beyan etmesi bana göre haftanın artısıydı. Çünkü yıllardır sömürgecilik mantığıyla Afrika ve Arap ülkelerinin üzerinde çeşitli işkencelerle rant elde eden bu ve benzeri ülkeler artık uyanacak hale geldi. Nitekim İngiltere’nin ayrılması ve son olarak da pandemi yüzünden herkes gerçek yüzünü göstermeye başladı. Umarım bu salgını biz Türkiye olarak hafif atlatır ve krizi fırsata çeviririz.  

Eksi:

Gençleri teşvik edin

Eleştiri tarzı çok önemlidir. Genç ve yeni işe başlamış birini acımasızca eleştirmezsiniz. Teşvik edersiniz. Mesela Genç Kızılay grubunun nasıl özveri ile çalıştığını bizzat biliyorum. Hazır okullara da ara verildiğine göre yan gelip yatabilecekken ellerinde paketler ev ev dolaşıyorlar. Sosyal medyada milletin ağızı da büzülemiyor. Konuşan konuşuyor. Yanlış bir şeyi görüyorsak da bunları sosyal medya üzerinde değil de daha uygun ortamlarda ve doğru kişilere yani üstlerine söylemek gerekir. Ama eleştirirken hep onları geliştirecek, asla incitmeyecek bir biçimde yapmak daha uygun düşer. Gençleri kazanmak için eleştirmek lazım, kendimizden ve heveslerinden soğutmak için değil.

İHTİYAT AKÇESİ

İhtiyatlı olmak, bir sıkıntıyı önceden düşünerek tedbirli davranmak eskilerin hayatında olan bir davranıştı. İkinci Dünya Savaşı’nı görmüş, yağ ve ekmek kuyruklarında, hastanelerde ilaç kuyruklarında beklemiş baba ve dedelerimiz o günleri sıkıntılarla yokluklarla nasıl geçirdiklerini anlatırlardı. Tahtadan okul çantası ile okul yollarında nasıl zorluk çektiklerini, bir yazlık bir de kışlık pantolonla geçirdikleri çocukluk anılarını hüzünle anarlardı. Günümüzde her şeyin elimizin altında olmasının, yokluğu bilmemenin de sakıncalarından bahsederlerdi. Biz çocuklarımıza yokluğu öğretemedik. Sadece biz mi! Geliri düşük olan ailelerin dahi evlerinde internet, akıllı telefonlar, televizyon var. Bu yüzden de bugün yaşadığımız bu afet günlerinden sonra muhtemelen yaşanacak ekonomik sıkıntılara da antrenmansız yakalandık. Hatta günlük geçimle hayatını idame ettirenler de dahil tedbirsiz ve kenarlarında bir ihtiyat akçeleri olmadan kalakaldı. İhtiyaç akçesini illa ki bir kenara para koymak diye de düşünmeyin. Eline geçen her parayı gerekli, gereksiz yerlere harcayanlarımız var. Evde yemek yapabilecekken üşenip köşedeki kebapçıdan lahmacun sipariş eden veya çocuğu ağlamasın diye illa istediği o oyuncağı pazardan alan ana baba yok mu? İşte ihtiyatlı olmak lazım deyip, çocuğuna veya kendi nefsine söz geçiremeyenler maalesef sıkıntı yaşayacaklar. Böyle günlerden de ders çıkarıp yarın öbür gün ne olur ne olmaz deyip bir kenara para ayırmayı ve ya gereksiz harcamalar yapmamayı öğrenip, tüketimi körükleyen bir hayattan uzaklaşmanın hepimiz için daha faydalı olacağını idrak edeceğimizi umuyorum.