TÜRKİYE VE MADENCİLİK BİRBİRİNİ NE KADAR TAMAMLIYOR?

Yaşar İÇEN 30 Kas 2020

Türkiye Yaradan'ın mucizeleriyle öyle güzel donattığı bir coğrafyada yer alıyor ki; elinizi nereye sürseniz mis gibi bereket kokuyor...

Türkiye’nin geleceği, toprağın üstünü ve altını doğru stratejilerle verimli bir şekilde değerlendirmekte...

Türkiye Yaradan’ın mucizeleriyle öyle güzel donattığı bir coğrafyada yer alıyor ki; elinizi nereye sürseniz mis gibi bereket kokuyor... Havasıyla, toprağıyla, suyuyla, bitki çeşitliliğiyle adeta usta bir elden çıkmış ‘Ebru Tablo’ gibi her şey birbirini öyle güzel öyle ahenkle tamamlıyor ki bu değerler her aklıma geldiğinde ‘aman maşallah’ diyorum...
Tarıma ve hayvancılığa yönelik köşeme taşıdığım her başlık bu sektörlerden muazzam dönüşler almama sebep oldu. Konunun uzmanı olmamakla birlikte ‘aç kalırsam neler yapamayacağımı biliyorum’ diyerek gezdim, gördüm, konuştum, kendimce eksikleri, yanlışları ve olması gerekenleri  yazdım... Hatta ‘tarımı ve hayvancılığı desteklerken bir yandan da israfa yönelik ciddi kamuoyu faaliyetleri oluşturulmalı çünkü üretimin en büyük düşmanı israftır’ diye diye belki de Tarım ve Orman Bakanlığı’nın son süreçte başlattığı israfı önleme çalışmalarına ilham oldum...
Dediğim gibi bu tek taraflı ve sadece konunun uzmanlarıyla gidecek bir durum değildi! Hepimiz sağlıklı ve bereketli sofralar için üzerimize düşen sorumluluk payını almalıydık, aldık, alacağız...
Tarım, hayvancılık ve israftan sonra bugün de toprağın altındaki cevherlerimize bir başlık açmak istiyorum. Toprağın üstüyle birlikte yeraltı cevherleri de Türkiye’nin önemli bir gerçeği. Ve size soruyorum; bu gerçeğimizi yeterince değerlendirebiliyor muyuz? Yeraltı cevherlerimizin önemli bir penceresi de madencilik faaliyetleri... Beni bilirsiniz olayları ve başlıkları öncelikle ‘sosyolojik’ açıdan okumayı seviyorum. Ve bence madencilik faaliyetleri verimli bir şekilde hayata geçirilirse, bu yönde toplum bilinci arttırılırsa pozitif yönde sosyolojik katkılar sağlayacak bir başlık. Hele ki mevzu Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimiz ise daha bir özenle okumak gerekiyor gösterilmeye çalışılan tabloyu ve ardındaki gerçekleri! Onlarca yıldır faydalı olan her konuda mahrum ve mahzun bırakmak adına denenen tüm oyunlar bölgeyi teröre ve terörün besleyici kolları olan uyuşturucuya, kaçakçılığa, suç örgütlerine, kaos ortamına mahkum etmişti... Yakın zamana kadar yapılmak istenen tüm yatırımlar, işletmeler, üretim alanları terör örgütü tarafından saldırılara uğruyordu. Bir cesaretle gelen ardına bakmadan kaçıyor gelmeye niyetlenen de bu görüntüler karşısında vazgeçiyordu. Bu durum bölgedeki madencilik faaliyetlerini de baltaladı elbette. Halbuki Doğu Güneydoğu Anadolu toprakları sayısız değerli metali bünyesinde barındırıyor... Ve bu metaller ne hak ettiği yatırımı ne de hak ettiği ilgiyi, bilgiyi, desteği görememiş kamuoyundan! Laf aramızda yereldeki kurum yetkilileri bile madenciyi ve madencilik faaliyetlerini çok zorluyor, engelliyor, canından bezdiriyor. Çünkü herkes olayın gerçekliğinden bi haber! Konuyla alakalı olarak madencilik kurallarını biraz inceledim ve konunun uzmanı olmamakla birlikte çok şaşırdım yeraltı kaynakları açısından bu kadar zengin toprakların bu kadar ön tıkayan işleyişe mahkum edilmesine!
Hatta görünmeyen bir güç madencilik aleyhine öyle güçlü bir algı yaratmış ki Türkiye’de söz konusu madencilik olduğu anda kadın, erkek, çoluk, çocuk, köylü, şehirli, sanatçı, bazı basın-medya hemen herkes elimize pankartları alıp ‘istemeyiz gidin’ diye bağırıp duruyoruz! Çok enteresandır aynı durumu Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki baraj projeleri için de görüyoruz! Bu iki bölgede hem suyun kontrolü hem de terörün önlenmesi amacıyla hayata geçirilen her baraj projesi yine aynı kesim tarafından bir şekilde düşmanlaştırıldı kamuoyunda. Halbuki o barajlar bölge insanının su ihtiyacını karşılamak için ve geleceğe yönelik su rezervlerimiz, tarımsal faaliyetlerimiz, terörün önünün kesilmesi için elzem projeler... Söz konusu Türkiye’nin yeraltı kaynaklarını doğru değerlendirmesi olunca camdan setler arasında ve oluşturulmak istenen algılar içinde dönüp dolaşıp aynı yere geliyor gibiyiz! Bu ön tıkayan durum madencilik faaliyetleri için de fazlasıyla geçerli... İlerleyen günlerde konunun uzmanlarından aldığım bilgiler ve dokümanlar eşliğinde yeraltı kaynaklarımız hakkındaki ‘doğru bildiğimiz yanlışları’ aktarmaya çalışacağım... Misal Hakkari’den elime ulaşan ve madencilik faaliyetlerini terör ve bölgesel kalkınma penceresinden işleyen bir çalışmadan söz etmek istiyorum. Hakkari Özel Harekat Müdürü Şaban Bayar’ın hazırladığı çalışma bölgenin tüm dengelerini ve sosyolojik yapısını çok iyi okuduğunu gösteriyor... Ve müdür Bayar’ın olaya getirdiği sosyolojik başlıklar sebebiyle benim ilgimi de fazlasıyla çekti bu çalışma...