​TARİHE TANIKLIK EDERKEN
03 May 2017

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün AK Parti’ye resmen üye oldu. Onun partiye üyeliğine tanıklık etmek, yeni bir siyasi tarihin başlangıcına da tanıklık etmekti. En yakın yol arkadaşı, eşi Emine Erdoğan ile geldi AK Parti Genel Merkezi’ne. Çok duygulanmıştı. Bu sürecin yaşanmasında ve nihayete erdirilmesinde en çok emeği geçen Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Binali Yıldırım’ın yüzüne ise emaneti sahibine sağ salim teslim etmenin huzuru yansımıştı. Dombra çalıyordu o sırada…

Cumhurbaşkanı’nın her konuşma yaptığında kürsüye asılan Cumhurbaşkanlığı forsu, AK Parti Genel Merkezi’nde konuşma yaptığı kürsüye asılmadı. Konuşmasından önce ilk mesaj böyle verilmişti. Erdoğan, kürsüde sosyal bilimlerde üzerinde araştırılma yapılması gereken bir konuya, “AK Parti tarzı siyaset”e işaret etti. 

O anda, bizim siyasi tarihimizde Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana var olan partiyi, CHP’yi düşündüm. CHP’nin efsane genel sekreterlerinden Önder Sav, bir kurultay öncesinde, “CHP Atatürk’e bile kalmadı, Kılıçdaroğlu’na da kalmaz” demişti. Sav haklıydı, CHP Atatürk’ün CHP’si olmamıştı, İnönü Atatürk’ün elinden almıştı. Ama, “Milli şef” 8 Mayıs 1972’de genel başkanlıktan, 4 Kasım 1972’de CHP üyeliğinden istifa etmiş, hatta giderken, gelen Ecevit ve arkadaşlarını “Bunlar Ankara’yı bile başkent olmaktan çıkarırlar” diye suçlamıştı. CHP’yi İnönü’nün elinden alan Ecevit ise, 12 Eylül’den sonra CHP’yi arkasına bile bakmadan terk etmişti. Deniz Baykal’a kalmıştı CHP. Meğer CHP, Baykal’ın da değilmiş. Şimdi bu CHP, Atatürk’ün, İnönü’nün, Ecevit’in CHP’si değil, gördük ki Baykal’ın hiç değilmiş. Kılıçdaroğlu’nun CHP’si zaten olmadı.

ERDOĞAN TARZI SİYASET

İşte AK Parti’nin, CHP’den en önemli farklı buydu. Çok açık ve herkes biliyor ki AK Parti, Erdoğan’ın AK Partisi, yokluğundaki 979 günün her gününde öyle kalmayı başardı. Erdoğan, AK Parti’nin 15 yıllık iktidarının sırrının milletle kurdukları gönül rabıtasında olduğunu söylüyordu ancak özellikle cumhurbaşkanı olduktan sonra partinin bir ve bütün kalmasında onunla AK Parti arasındaki gönül rabıtasının da önemli katkısı vardı.    

Hangi gözle ve nereden bakılırsa bakılsın, siyaset sahnesinde yeni bir Erdoğan'ın olmayacağı, olamayacağı açık. Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı olduğu günden bu yana her zaman grubunun en sert, en fazla münakaşa eden, en fazla risk alan, en fazla fedakârlık yapan mensubuydu. Herkesten erken kalktı, herkesten geç yattı, herkesten fazla çalıştı. Hiçbir zaman, “sorumlu ben değilim o” kolaycılığına sapmadı, meydandan kaçmadı. Hiçbir mensubunu, hiç kimsenin önünde yalnız bırakmadı. 

Daha sonra kendisi tarafından cezalandırılacak birçok milletvekilini de bir şeyler kaybetmeyi göze alarak muhafaza etti. Yanlışlarıyla doğrularıyla lider Tayyip Erdoğan'ın tarzı usulü budur. Bu, aynı zamanda AK Parti tarzı siyasetin dayandığı temeldir.   

Bu siyaset tarzından bir örnek vermek gerekirse, Erdoğan, henüz Meclise girmemişti ve başbakan da değildi, 1 Mart tezkeresi gündemdeydi, kendi grubunun da büyük çoğunluğu tarafından doğru bulunmayan bir oyu vardı. O da tezkerenin geçmesiydi. O tezkere meclis grubu tarafından reddedildi. Bugün Tayyip Erdoğan'a bakarak şunu söyleyebiliriz: Tezkerenin reddedileceğini öngörmüştü. Fakat tavırsızlığın yahut idare-i maslahatçılığın, reddedilmekten daha ağır olduğunu da hesaplamıştı. Tezkere konusunda tavırsız ve idare-i maslahatçı olan AK Parti büyüklerinin bir kısmı yolu tüketti. Kalan kısmı da yolun sonuna yaklaştı. Aralarından bazıları dün “Bu davaya sırtını dönenlerin iflah olmayacağı” mesajının muhatabı oldu.

21 MAYIS’TAN SONRA İŞLETİLECEK FORMÜL  

Türkiye’de 16 Nisan’dan sonra sistem artık eskisi gibi işlemeyecek, pek çok yeni teamülle yeni bir sistem inşa edilecek. Erdoğan, bu sistemin inşasında birinci aktör olacak. Ancak, bir gerçek var ki, sistem ne olursa olsun “lider”ler varlıklarını sürdürecek. Liderlik özellikleri ile belirleyici olacak. Liderliğin birinci maddesi ise, yanlış yahut doğru, ne savunulursa savunulsun, neyin savunulduğunun belli olması, açıkça savunulmasıdır. Erdoğan hep böyle oldu. AK Parti’den ayrı kaldığı günlerde de AK Partili idi. 21 Mayıs’ta AK Parti’nin Genel Başkanı olacak. Herkes o günden sonra sistemin nasıl işleyeceğini merak ediyor? Yol haritasını “Erdoğan tarzı siyasette” bulabiliriz. Erdoğan’ın 21 Mayıs’ta AK Parti Genel Başkanı olmasının ardından, AK Parti Grup toplantılarına katılarak konuşması üzerinde genel bir konsensüs var, milletvekilleri bunda bir beis görmüyor. Meclis İçtüzüğü, Siyasi Partiler Kanunu’nda milletvekili olmayan genel başkanların partilerinin grup toplantılarına katılmasında bir mani bulunmadığı gibi, söz hakkı bulunduğu da yer alıyor. Erdoğan’ın nasıl bir tercih yapacağını bekleyip göreceğiz. Abdullah Gül’ün başbakan, kendisinin genel başkan olduğu, milletvekili olmadığı üç aylık dönemde grup toplantılarına katılmış ve milletvekillerine hitap etmişti. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin tamamıyla yürürlüğe gireceği seçimlere kadar Başbakanlık makamı varlığını sürdürecek. Öğrendiğim kadarıyla, yine Abdullah Gül’ün başbakanlığı döneminde uygulanmış olan formülün, yani, “milletvekili olan başbakanın grup başkanı olması” formülünün işletileceği kanaati ağırlıkla dile getiriliyor. Erdoğan’ın Türkiye’de olmadığı günlerde, grup başkanının grup konuşmalarını yapabileceği ifade ediliyor.