SURİYE'DE VERİLEN MESAJLAR

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye'nin kuzeyine operasyon sinyali verdiğinden beri Suriye'deki durum Türkiye'nin amaçları çerçevesinde konuşuluyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye’nin kuzeyine operasyon sinyali verdiğinden beri Suriye’deki durum Türkiye’nin amaçları çerçevesinde konuşuluyor. Aslında Ankara’nın ne amaçladığı çok açık. Türkiye güneyinden gelen tehdidi kaynağında engellemek ve yaşanabilecek mülteci akını gibi Ankara’ya karşı kullanılabilecek stratejilerin önünü kesmek için sınırları ötesinde bir güvenli alan oluşturmak istiyor. Türkiye tüm güney sınırı boyunca bu hattı oluşturmak istediğini de aslında uzun bir süredir söylüyor. Bu amaç hem Ankara’nın 2016 sonrası geliştirdiği güvenlik söylemine ve doktrinine uygun, yani Ankara caydırıcılığını çeşitli araçlarla temin ederken savunma hattını da sınır ötesine, ileriye taşıyor; hem de PKK/KCK/YPG tehdidini değerlendirirken Irak-Suriye hattını bütüncül gördüğünü gösteriyor. Irak’ta sınır ötesi operasyonlar özellikle PKK açısından kilit bazı noktalara yoğunlaştığında Suriye’de bu operasyonların etkisinin nasıl olacağı tartışılmıştı. KCK’nın farklı kanatları arasında rekabet bilindiğinden YPG, Irak ile bağlantısı kesilse dahi Suriye’de varlığını güçlendirir mi soruları sorulmuştu. Kilit nokta tabi ABD’nin YPG’ye destek vermeye devam edeceği bilindiğinden bu desteğin YPG’yi Suriye’nin geleceği ile ilgili masaya taşıyıp taşıyamayacağıydı. Washington’un Fırat’ın doğusundaki varlığından yani YPG üzerinden tanımladığı varlığından çekilme gibi bir niyeti görünmüyor, ama YPG’yi daimî bir aktör haline getirmeye çalıştığı masalarda da başarılı olmuş değil. Washington bu arada Rejime yönelik gerçek bir açılım içerisine de girmedi. Yaptırımlar, orasından burasından istisnalarla esnekleşse de hala geçerliliğini koruyor. Dolayısıyla ABD-Suriye cephesinde bir değişiklik görünmüyor.

Neden şimdi?

Asıl değişiklik Rusya-Suriye cephesinde. Bu yüzden Sayın Erdoğan, geçtiğimiz hafta grup toplantısı sonrası “güney sınırlarımız boyunca 30 km derinliğinde bir güvenli bölge oluşturma kararımızın yeni bir safhasına geçiyoruz” dediğinde verdiği mesajın en azından bir kısmının Washington’a yönelik olduğunu anlıyoruz, ama işaretini verdiği yeni Suriye operasyonu için ilk hedefler olarak Tel Rifat ve Münbiç’i gösterdiğinde meselenin Rusya ile ilgili boyutu öne çıkıyor. Türkiye, bundan önce de bu iki bölgedeki terör unsurlarından kaynaklı güvenlik risklerinden ve özellikle Münbiç protokolünde Rusya’nın verdiği sözleri yerine getirmemiş olmasından duyduğu memnuniyetsizliğini Moskova’ya iletmişti. Ayrıca bu iki hedef Fırat’ın batısında TSK ve MSO (Milli Suriye Ordusu) tarafından tutulan mevzileri birbirine bağlamak açısından da önemli. Bu yüzden Türkiye’nin uygun bir fırsatta, uluslararası konjonktür maliyetleri düşürdüğünde bu iki noktaya bir operasyon planlayacağı ve sonrasında Fırat’ın batısı ile ilgili pozisyon alacağı söylenip duruyordu. Bugün konjonktürün uygun görünmesinin ve Türkiye’nin bu açıklamasının Moskova’dan karışık sinyal almasının yani hem olumlu hem olumsuz karşılanmasının iki nedeni var. İlk neden Rusya’nın Suriye’de varlığını azalttığı ve daha da azaltacağı iddiası. İkinci neden İran’ın İran Nükleer Anlaşmasına geri dönüş konuşmaları Viyana’da olurken Ortadoğu’da açılan boşlukları kapatma sevdası. Ayrıca bu iki gelişme karşısında Washington’ın açık bir pozisyon almaktan imtina etmesini de uluslararası konjonktüre bir unsur olarak ekleyelim.

Rusya faktörü

Rusya’nın Suriye’deki varlığının karmaşık bir doğası olduğunu düşünenlerdenim. O nedenle Moskova Ukrayna Savaşı’nda bir yıpratma harbine çekilince Suriye’de varlığını azaltıp Ukrayna cephesini güçlendirecek şeklindeki açıklamalara temkinle yaklaştım. Bugün Rusya’nın resmi kaynaklarından Suriye’deki Rus asker sayısının azaltıldığı haberleri geliyor. Ukrayna’nın güney ve doğusunda 100 gündür süren mücadelenin Moskova’nın konvansiyonel gücünün farklı zayıflıklarını ortaya çıkarttığı bir gerçek. Unutulmamalı Rusya coğrafi olarak çok uzun sınırlara sahip bir ülke ve Ukrayna “özel operasyonunu” insan kaynağı ile beslerken sınır güvenliğini sağlayabilecek eğitimli personelini korumak zorunda. Ancak bu ölçek küçültmenin Rusya’nın Suriye’deki varlığını azaltma anlamına mı geldiği henüz net değil. Rejim üzerinde Rus karar alıcılarının gücünün olduğu ve Suriye hava sahasında Rus kontrolünün var olduğu unutulmamalı. Öte yandan Ukrayna Savaşı ile Rusya’ya karşı tek taraflı ya da BM süreci dışında kolektif cezalandırma politikalarına katılmayan Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin Moskova’nın gözünde öneminin arttığı da muhakkak. Hatta bu nedenle İsrail’in güney Suriye’de varlığını güçlendirmesine Rusya’nın ses çıkartmadığı da söyleniyor. Rusya’yı düşündüren, Türkiye ve İsrail gibi aktörlerin Suriye’deki politikaları karşısında esnek davranabileceği izlenimi vermesine neden olan diğer bir unsur İran’ın bölge politikalarına karşı ABD’den ne beklenilebileceğinin tam bilinememesi.

İran Faktörü

Viyana’da İran nükleer görüşmeleri, nükleer programla ilgili olmayan alanlarda düğümlenmiş görünüyor. Öyle bir noktadayız ki ortada ne anlaşma var ne de taraflar anlaşmadan umut kestiler. İran’ın elinin kolunun nükleerleşme konusunda bir süre bir anlaşma ile bağlanması Ortadoğu’da silahlanmanın geleceği için çok önemli. Fakat daha önceki yazılarımızda da bahsetmiştik ABD’nin bu konuda bir anlaşma için İran’a vereceği tavizler Ortadoğu’da pek çok aktörü korkutuyor. Biden Yönetimi’nin Tahran konusunda Obama Yönetimi gibi naiflik içerisinde olsun olmasın vereceği tavizlerle İran’ın pozisyonunu Irak, Suriye ve Lübnan’da güçlendirmesinden çekiniliyor. Üstelik unutulmamalı Avrupa Rusya’dan aldığı enerjiyi azaltmak için resmen harekete geçti. İran doğal gaz ve petrolü elbette Rusya’nın boşluğunu doldurabilecek bir kapasiteye işaret etmiyor ama hemen hemen her yerden petrol ve gaz toplamaya kendini adamış Batı başkentleri için Tahran bir çeşitlendirme kaynağı olmaya devam edecektir.

Dolayısıyla ABD’nin Devrim Muhafızlarını, Yabancı Terör Örgütleri Listesinden çıkartması ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılıp Hizbullah, İran ve Irak ve Suriye’deki İran milislerinin üzerindeki yaptırımların kaldırılması gibi hamlelerin Ortadoğu’da İran’ın önünü nasıl açacağı bugün sıkça konuşuluyor. Devrim Muhafızlarının terör listesinden çıkartılmadıkça kolay kolay İran ile ticaretin kapılarının açılmayacağını bilen Avrupalıların Viyana’da masaya müthiş bir teklifle geldiği söyleniyor. Devrim Muhafızları yerine Kudüs Gücü -ki Suriye’de etkisi biliniyor- terör listesine alınsın. Bu öneri ile ilişkili ya da değil geçtiğimiz hafta art arda İran’da Devrim Muhafızları ve Kudüs Gücü ile ilişkili isimlere suikast düzenlendi. Meraklı okuyucular, İran’ın bu saldırılardan İsrail’i sorumlu tuttuğunu hatırlayacaktır. Gerçekten de İsrail ve Körfez ülkeleri İran’ın dondurulmuş varlıkları üzerinden kısıtlamaların kaldırılmasının Irak ve Lübnan’da ekonomik sıkıntı nedeniyle alan kaybeden, Suriye’de Rejim üzerinden eli sıkışan Tahran’a alan açacağını düşünüyorlar. Böyle bir finansman İran’ı füze ve uzay programını daha ileriye taşımak konusunda da cesaretlendirebilir. Rusya’nın Suriye’de açtığı boşluğu İran destekli milislerin doldurduğuna yönelik haberler, İran’ın Viyana’daki masayı ve Rusya’nın şu anda içinde bulunduğu durumu kullandığı izlenimini artırıyor.

ABD faktörü

ABD, İran’ı dengelemek konusunda bir niyete sahip mi yoksa İsrail, Körfez ülkeleri, Ürdün, Mısır ve Türkiye’yi minimum düzeyde bir araya getirmek için İran’ın dengelenmesi ihtimalini kullanıyor mu belli değil. Rusya elbette İran- ABD ilişkilerinde bir Obama dönemi daha yaşanmasını arzu etmiyor. Öte yandan Washington Suriye’de Türkiye’nin operasyonunu sadece YPG nedeniyle değil YPG dahil Ankara ile çatışabilecek unsurların çıkartabileceği gürültü nedeniyle istemiyor. Washington bencilce sadece Ukrayna ve Asya’ya odaklanmak arzusunda. Ama tabi evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. İran’ın Tel Rıfat’taki varlığı ve Türkiye’nin operasyonuna karşı çıktığı haberlere yansıdı. Yine de Astana süreci henüz ölmedi ve İran Ankara’ya karşı açık bir çatışmaya girmekten de kaçınır. Bu denklemde Türkiye’nin İran faktörünü dikkate almadan operasyon sinyali verdiğini düşünmek de saf dillilik olur. Dahası Ankara biliyor ki, Washington ve Rusya’nın Suriye’de İran, YPG, Rejim ve Türkiye denkleminde nasıl davranacağı İsrail ve Körfez ülkeleri tarafından ciddiyetle izlenecek.

Önümüzdeki günler çok heyecanlı geçecek: Lavrov’un Ankara ziyareti bekleniyor, sonra Kazakistan’da Astana görüşmesi olacak, sonra NATO Madrid Zirvesi, sonra Biden’ın Ortadoğu turu. Biden’ın turu öncesi Amerikalılar Riyad-Tel Aviv yakınlaşmasının temellerini atmak istiyorlar. Bu gündemde mutlaka Rusya, İran ve Suriye’ye yönelik farklı mesajlar çıkacak. Türkiye’nin olası operasyonu da hatta operasyon sinyalinin kendisi de bu mesajları etkiledi, bundan emin olabiliriz.